Limak Elektrik
11 Aralık 2017 Pazartesi

Ak Parti'de yetki devrinin anlamı ne?

Aslında
Ak Parti'de pek kimsenin bilmediği bir konudur "yetki devri" meselesi... Önce konun teknik boyutuna bakalım. Ak Parti'nin tüzüğüne göre en yetkili organ MKYK'dır. Büyük kongrede seçilen MKYK üyeleri ilk toplantıda bir dizi yetki devri kararları alır. Örneğin teşkilatla ilgili çalışmaları/yetkileri Teşkilat Başkanı'na ve Genel Başkan'a devrederler.

Üstelik,
Tayyip Erdoğan döneminde teşkilatla ilgili yetkilerin MKYK tarafından Genel Başkan'a devredildiğinin de altını özellikle çizmek isterim. Ak Parti'de usul/gelenek bu şekildeyken bir anda yetkilerin Başbakan'dan alınıp MKYK'ya verilmesi acaba "işin içinde iş mi var?" sorusunu getiriyor akıllara...

Haliyle,
İlk akla gelen de, Başbakan Davutoğlu ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında bir uyuşmazlığın olduğu ve bunun sonucu olarak Davutoğlu'nun yetkilerinin tırpanlandığı oluyor.

Peki, gerçekte böyle mi?
Veya gerekçesi nedir bu kararın? İddiaya göre, bazı il ve ilçe başkanları görevden alınmış ve bu tasarruftan o ilin milletvekillerinin haberi olmamasıymış...

Açık söylemek gerekirse,
Ak Parti'nin kurulduğu günden bugüne kadar bu minvaldeki uygulamalarına bakınca bunu hiç de inandırıcı bir gerekçe olmadığını pekala söyleyebilirim.

Öte yandan
Partinin önemli isimlerinden Mehmet Ali Şahin ekranlara çıkıp, "bir sorun yok" diyerek bunun rutin bir çalışmadan ibaret olduğunu anlatmaya, açıklamaya çalışıyor; "rutin" bir konunun bu denli gündem olmasının aslın bir sorun olduğu gerçeğini ıskalayarak.

Evet,
Uygulama "rutin" değil ve ortada bal gibi bir sorun var. Bardağın taştığı, testinin kırıldığı bir durum var. Yetki devri, "daha demokratik bir yapı"ya geçiş gibi sunuluyor. Tamam, istişarede hayır vardır ancak bunun teşkilat disiplinini bozabileceği gerçeğini de unutmamak lazım.

Şöyle ki;
Bırakın Bursa İl Başkanı'nı, en uç örnek olsun diye söylüyorum, Harmancık İlçe Başkanı'nı bile görevden alamaya yetkisi olmayan bir Genel Başkan olacak ki; bu durumun teşkilat disiplini açısından nasıl marazi durumlara gebe olabileceğini bilmem anlatmama gerek var mı?

Nitekim,
Tayyip Erdoğan sonrasında Ak Parti Genel Başkanlığı'nın emanetçi bir isme mi veya güçlü bir isme mi verileceği sorulurken, hatta ANAP ve DYP örneklerinden hareketle tarihin tekerrür mü edeceği tartışılırken, Ak Parti'nin, yola Davutoğlu ile devam etme kararı bütün ezberleri bozmuştu. Bu karar, Ak Parti'nin bir ANAP, bir DYP olmadığının/olmayacağının dosta-düşmana ilanı gibiydi adeta...

Ve fakat
Devam eden süreçte bu inancı örseleyecek olayların yaşanması, şüphesiz herkesi derinden üzüyor. Zira Ak Parti, ne ANAP'tır ne de DYP'dir. Daha derin temeller üzerinde daha kuşatıcı iddialarla kurulmuş ve tabelası millet tarafın asılmış bir partidir. Büyük işler yaptığı, büyük dönüşümler gerçekleştirdiği ortadayken ve kendisinden daha da iyisini yapması beklenirken; hakikatini yitirip, hiç de lüzumu olmayan tartışmalarla bir iç hesaplaşma, bir koltuk kapmaca görüntüsü vermek doğrusu Ak Parti'ye hiç mi hiç yakışmıyor.

Oysa biz, Ak Parti'den,
Sadece ülkeyi iyi yönetmesini beklemiyoruz. Yeryüzünde insan medeniyetinin gök kubbesinin çökertildiği bir çağda; çağrısı çağları aşan ve insanlığa yeni bir çağ aşılayan ses/nefes olmasını bekliyoruz. Yeniden çizilen haritalarla yeni bir dünya kurulurken, kişisel hesaplarla değil, hesapsızca sevdalarla insanlığa diriltici nefes üfleyecek öncü kuşakların harman olduğu bir okul olmasını istiyoruz.

Son söz:
Başbakan Davutoğlu'nun ne gerekçeyle olursa olsun gücünü kırmak Ak Parti'yi daha güçlü kılmaz. Kim neden yapıyor bilmiyorum ama burada çok ciddi bir yanlışlık yapılıyor. Kanaatimce yeni anayasa, başkanlık, terör, referandum, dokunulmazlık dosyaları derken son olarak alevlenen yetki devri tartışmasıyla bu yaz Ak Parti için çok sıcak geçeceğe benziyor. Bana öyle geliyor ki; hiç ummadığımız sürprizlerle bile karşılaşabiliriz...  

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR