Süper Timsah

Ak Parti'yi Ak Partililer bitiriyor!

Düşman aramaya gerek yok.
Bugün, Ak Parti oy kaybediyorsa, muhalefetin daha iyisini vaat ettiğinden değil, Ak Parti, kendi iyisinin gerisinde, hatta çok gerisinde kaldığı içindir. Açık söylüyorum, bugün parti adına konuşan pek çok kişinin Ak Parti'nin hafızasından haberi yok. Birisi çıkıyor, "ilk günkü aşkla..." diye bir cümle kuruyor. Fakat bakıyorsunuz, ne ilk gün ne de sonraki günlerde bu arkadaşlar bu partinin önünden bile geçmemişler. Haliyle ilk günlerde, hatta daha öncesinde ve sonrasında bu işin cefasını çekenleri tanımıyorlar, tanımak gibi bir niyetleri, dertleri de yok.

31 Mart seçiminin sloganı, "Gönül Belediyeciliği"
Gelin görün ki; sonradan görenler (gelenler) sanki tersten anlamışçasına gönül kırıyorlar. Bu gidişle bırakın öteki partililerin gönlünü almayı, kendi partililerin oyunu bile alamayacaklar.

Çünkü,
Bugüne kadar kötü giden şeyler olsa bile iyi giden işlerin hatırına kötülükler görmezden geliniyor, sineye çekiliyor ve yine de oy veriliyordu. Bugün işler tersine döndü. Partiye azıcık soğuk duran birisine iyi giden bir şeyi söyleseniz bile O size soğukluğuna sebep onlarca kötülük sayıyor.

Ben bu partinin doğuşuna şahitlik etmiş birisiyim,
Fazilet Partisi'nin kapanışıyla sonuçlanan süreçte, "Yenilikçi, Gelenekçi" tartışmasını iliklerine kadar yaşayan birisiyim. O günlerde hiçbir şeyken bugün çok şey olmuş, o günlerde çok şeyken bugün sıfırı tüketmiş olanlardan tutun da, o günlerde söyledikleriyle bugün yaptıkları tamamen zıt olanları, makam sarhoşluğuyla, para aşkıyla savrulanları tanıyorum.

Bugün Bursa sokaklarında dolaşırken,
Bazen ismini bile hatırlamakta zorlandığım onca insanın simasıyla o derece aşinayım ki; beni gördüklerinde ayaküstü bir selamlaşma faslında bile onlarca olumsuzluktan yakınıyorlar. Bir dokun bin ah işit misali...

Bir de tabi,
Ak Partililerin, Ak Parti'ye yarayacağını düşünerek yazdıkları, söyledikleri şeyler var. İnsanın aklı havsalası duruyor. Tam bir akıl tutulması. Ne tarafından tutsanız elinizde kalıyor. Ne tarafından baksanız yanlış. Yapılanlar, söylenenler ne ahlaka, ne saygıya, ne de kitaba uyuyor. Oysa, "ben Ak Partiliyim" diyen birisinin her şey bir tarafa, taraftarı olduğu partinin yola çıkış amentüsü niteliğindeki, "Erdemliler Hareketi" ifadesini hatırlayıp, kırıntı nispetinde de olsa erdemli olmasını, erdemli davranmasını bekliyor insan...

Hadi diyelim ki;
Sonradan gelenlerin bir kısmı, ister cahilliğinden isterse ranta tahvil umuduyla bazı pervasızlıklar yapadursunlar. Fakat bu partinin önünde yürüyenlerin buna "dur" demesi gerekmiyor mu? Gerekiyor elbette ancak O önde yürüyenler bile her ne kadar "ilk günkü aşkla" deseler de ilk günün çok ama çok gerisinde kaldıklarından böylesine erdemli bir hareket çekmeye takatleri yok ne yazık ki...

Bakın,
Yaşadığımız kentten birkaç örnek vereceğim. CHP'nin Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mustafa Bozbey'in adaylığının kesinleşmesiyle birlikte Bursa sokaklarındaki birçok reklam panosunda, "Mustafa, sonuna kadar Bursa" yazısı vardı. Hatta ilk günlerde kimse O Mustafa'nın, Mustafa Bozbey olduğunu bile anlayamadı ve merakla birbirlerine sordular. Bana sorarsanız zekice bir reklamdı ve herkesin meraklı bakışlarla O Mustafa'nın kim olduğunu sorgulaması bile iyi bir iletişim uzmanı olan Bozbey adına maksat hasıl olmuştu.

Ve fakat
O reklamı başka maksatla kullanmak isteyenler de çıktı. Gerçekleri sokaklarda insanların gözünün içine battığı halde art niyetli birileri bu görselin altına fotomontajla CHP, İYİ Parti ve HDP logosu koyarak, bel altı vuruş yapmaya kalktı. Bu çirkinliğe, en bilinen Ak Partililer bile sosyal medyada paylaşımlar yaparak ortak oldular ve Ak Partililerden, "durun, bu hiç ahlaki değil" diyen bir Allah'ın kulu çıkmadı. Zaten en acısı da bu sesin çıkmamasıydı.

Sonra,
CHP'nin Osmangazi Belediye Başkan Adayı Erkan Aydın'ın, hızlı yükselişini başka türlü durduramayacaklarını anlayan bazıları, Erkan Aydın'ın, parti logosu olmayan afişlerini sosyal medyada paylaşarak, "Parti logosu olmadan seçime giren adaylar hangi partiyi kamufle ediyor?" diye yazarak başka manalar yüklemek suretiyle seçmen üzerinde tezviratla algı oluşturmaya çalıştılar. Bunun da ahlakla, erdemle, kitapla yakından uzaktan bir alakası olmamakla birlikte siyaseten bile arızalı bir tutumdu. Zira Ak Partinin Nilüfer adayı Necati Şahin'in ve daha birçok adayın sokakları süsleyen afişlerinde parti logosu yok.

Ak Parti,
Seçimlerde oluşan çevre kirliliğini, ses kirliliğini önledi. İyi de yaptı. Fakat bel altı vuruşla oluşan ahlak kirliliğini önleyemedi. Böylesine sakat bir bakış açısıyla Ak Parti'nin kılıcını sallayanlar murad ettikleri gibi Mustafa Bozbey'den, Erkan Aydın'dan oy getiremedikleri gibi, Ak Parti'nin vicdan ehlini de kırıp geçirdiler ve oylarını kaçırdılar, kaçırmaya da devam ediyorlar...

Bir de,
Bursa'da bir gazetenin yatıp kalkıp Mustafa Bozbey aleyhine manşet atması var ki; tam bir trajikomedi. Yahu, "dinime küfreden bari Müslüman olsa" diye bir söz var ya, bu da işte ancak böyle açıklanabilecek cinsten bir durum. Hani, kalkıp bu gazetenin sahibiyle ilgili arşivleri azıcık karıştırsak, cibilliyetini yüzüne vursak kepazeliğin okkası on paraya düşer. Tamam, bu arkadaş Mustafa Bozbey'in kazanması halinde kedine bir ikbal görmüyor ve Ak Parti'nin adayına, "bak ben seni savundum, sen de beni gör" manasında selam çakmanın derdinde fakat seçim arifesinde Mustafa Bozbey'e çakmak için attığı her manşet Alinur Aktaş'ın kuyusuna vurulmuş bir kazma olarak yansıyor üçüncü şahıslara...

Farkındayım,
Biraz uzattım ama çok önemli gördüğüm iki konuya da değinmeden geçersem bu yazının eksik kalacağını, arzu ettiğim faydanın tam manasıyla hasıl olmayacağını düşünüyor ve sabrınıza sığınarak bu elzem meseleleri de paylaşmak istiyorum.

Birincisi, "beka" meselesi...
Belli ki; Cumhurbaşkanı Erdoğan'a taşradan doğru bir bilgi akışı olmuyor. Erdoğan dahil Ak Parti'de kim söze "beka" diyerek başlıyorsa hitap ettikleri kitleden birçok kişinin canı skılıyor, suratı asılıyor. Kim neyi izah etmeye çalışırsa çalışsın bir yerel seçimle memleketin bekası arasında bağ kuramayan seçmen sessiz sedasız kopuyor, koparılıyor...

Şöyle ki;
Şimdi Osmangazi'de, Dağ-Der Genel Başkanlığı yapmış, vatan millet sevgisi asla tartışılmayacak, siyasi ve insani nezaketinden zerre ödün vermemiş, arayan herkesin kolayca ulaşabildiği, genç, mütevazi bir delikanlı olan Erkan Aydın'a oy verilirse memleket batacak ama Mustafa Dündar'a oy verilirse memleket kurtulacak öyle mi?

Veya,
Bir gün, Osmangazi sokakları gece yarısı kardan kapandığında, vatandaşlar mahsur kaldığında kendi belediye başkanları Mustafa Dündar'a bir türlü ulaşamayıp komşu ilçenin başkanı Mustafa Bozbey'e ulaşarak, "başkanım bizi kurtar" diyorlar ve Bozbey de seferber olup sorumluluk alanının dışında olmasına rağmen O vatandaşların yardımına koşuyor. Şimdi bu enstantaneyi bilen vatandaşlar kendilerini kurtaran başkana oy verirsek memleket "beka" sorunu yaşayacak ama bir türlü ulaşamadıkları başkana oy verirsek memleket kurtulacak ikilemindeki anlamsızlığa cevap bulamadıkları için Ak Parti'den de soğuyorlar, soğutuluyorlar...

Nitekim,
Daha birkaç gün önce Binali Yıldırım, seçim çalışması esnasında CHP'nin seçim çadırını ziyaret etmiş ve oradakilerle sıcak, samimi görüntü vermişti. Akşamında ise çıktığı bir televizyon kanalında bu ziyaret soruldu ve Yıldırım, "Aramızda kan davası yok, düşman değiliz" dedi. Kendisine, liderlerin gerginliği sorulduğunda ise Yıldırım, "liderler arasında olur öyle şeyler, bunlar Ankara'nın konusu biz İstanbul'a belediye başkanı seçiyoruz" diyerek bir bakıma gerginliğin aslında suni bir konu olduğunu da ifade etmiş oldu. Evet, doğrusu da bu zaten...

İkinci konu ise;
Bir trol tayfasının akılları estikçe, Erdoğan'ın, "kardeşim Abdullah Gül" demesine rağmen Abdullah Gül'ün, Erdoğan'a vefasız davrandığı iddiası ki; bu söylem yığınla Ak Partilinin kalbinde derin yaralar açıyor. Çünkü bu işin "ilk günü"nde olanlar Abdullah Gül'ü de, Bülent Arınç'ı da, Ali Babacan'ı da Tayyip Erdoğan'ı sevdiği kadar seviyor.

Evet,
Erdoğan, Gül'e, "kardeşim Abdullah Gül" dedi. Fakat Abdullah Gül de, Erdoğan siyasi yasaklıyken, Fazilet Partisi'nde yenilikçi hareketin liderliğini yaptı, 2003'de Başbakan iken, koltuğu Erdoğan'a devretti. Dahası 2014'de yeniden Cumhurbaşkanlığına aday olabilecekken bu haktan feragat edip Erdoğan'a yol açtı. Bugün, bu davanın toprağına ter akıtmamış insanlar Abdullah Gül'e, Bülent Arınç'a, Ali Babacan'a, Ahmet Davutoğlu'na hakaret etmeyi marifet sayıyor. Bu tutumun partinin temelinde olan herkesi derinden yaraladığının bilinmesi lazım.

SON SÖZ:
Hasılı, Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç'in, "kendinden olanı sev, ötekine saygı göster" sözünü kalbimizle duyalım ve son sözü de Aliya'ya bırakalım. "İktidara gelirseniz, hal ve hareketlerinize dikkat edin. Kibirli olmayın, kendini beğenmişlik etmeyin. Size ait olmayan şeyleri almayın, güçsüzlere yardım edin ve ahlak kurallarına uyun. Unutmayın ki sonsuz iktidar yoktur. Her iktidar geçicidir ve herkes, er veya geç, önce milletin ve nihayet Allah'ın önüne hesap verecektir..."

 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR