Alinur Aktaş'ı ben de böyle gördüm!

Cuma günü,
İnegöl Belediyesi'nin, "icraatın içinden" programı vardı. Başkan Aktaş üçüncü döneminin ikinci yılını toplamda da onikinci hizmet dönemini, neleri yapıp, neleri yapamadıklarını ve daha neler yapmayı planladıklarını tane tane açıkladı.

Başkan Aktaş'ı,
Bilenler bilir, kibirden arınmış bir insandır. Hemen herkesle aradan resmiyet duvarlarını kaldırarak konuşur. Şüphesiz ki; bu çok güzel bir haslet...

Siyasetçiler,
Özellikle belediye başkanlarının nutuk defterinin ilk cümlesidir, "önceliğimiz insan" ifadesi. Lakin bunu bihakkın yapan kişi nadirdir ki; işte dibacesi insan olan o nadir isimlerden birisi de İnegöl Belediye Başkanı Alinur Aktaş'tır.

Başkan Aktaş'ın,
Oniki yıl boyunca mazeret üretmeden neler yaptığını İnegöllüler biliyor ya, üç gündür gerek Yeni Marmara'da gerekse Bursa medyasında yer alan diğer haberlerden ve dahi yazar yorumlarından öğrenmişsinizidir.

Bu konulara girmeyeceğim.
Ben, Cuma günü gördüğüm Başkan Aktaş'ın insan yönüne değineceğim...

Efendim,
Cuma günü, Yürek Yongam'ı okuluna bırakıp İnegöl'deki toplantıya yetişmek için yola koyulduğumda, bir taraftan da Başkan'a yöneltmek istediğim birkaç sorunun formatına dair kafa yoruyordum.

Tam toplantının yapıldığı otele yaklaştığım sırada,
Karşı şeritten gelen bir araç, adının sonradan Kübranur olduğunu öğrendiğimiz minicik bir yavruya çarptı.

O minicik gövdesiyle
Hareketsiz yerde yatan çocuğu görünce dünyam yıkıldı. Hemen koştuk, sağdan soldan gelenlerle ambulansa haber verdik. Ambulans beklenenden de çabuk geldi ama o kısa zamanda ömrümden ömür gitti.

Yüreğim,
Öylesine yanmış ki; dayanamayıp hıçkırarak ağlamaya başlamışım. Otele vardığımda gözyaşlarıma hakim olamadığım için en arkada, kimsenin görmediği bir yerde sessizliğe bürünmüştüm ki; bizim Koca Yürekli Mehmet Ali Yılmaz geldi yanıma. "Ne oldu, birine bir şey mi oldu yoksa?" demesiyle zaten zapt edemediğim gözyaşlarımı bıraktım. Mehmet Ali Abi, İnegöl Belediyesi Basın Halkla İlişkiler Müdürü Ahmet Bayhan'a konuyu anlatmış ve Ahmet Bayhan da yoğun bir telefon trafiğiyle hastaneye kaldırılan Kübranur'un hayati tehlikesinin olmadığını öğrenip bana haber verdi. Bu arada İnegöl'de kocaman yürekli adamlardan birisi de Ahmet Bayhan'dır.

Toplantı sonunda,
Konuyu öğrenen Alinur Başkan, beni de yanına alarak hastaneye koştu. Tek kelimeyle yüreğiyle koştu hastaneye ve o samimi koşuş emin olun, en büyük hizmetinden de büyüktür. Önceliğinin gerçekten "insan" olduğunun en açık sağlamasıydı adeta...

Kübranur'u bulduk,
Cenneti soluklayan o minik haliyle sırtüstü yatırmışlar ve serum takılıydı. Uyuyordu, gözyaşlarıma hüküm geçiremesem de nefes aldığını görmek teselli oldu...

Ve fakat
Bir kez daha yıkıldım orada... Zira koca bir dramla karşılaştık. Kübranur'un banası işsiz, annesi hamile, evlerinde elektrik kesik. Karanlıkta durdukları için birkaç önce de ayağı sobadan yanmış Kübranur'un. Hadi, dayan dayanabilirsen. Allah'tan ki; Alinur Başkan, o gözümde adeta heykelleşmiş insan yanıyla, ailenin ihtiyaçlarının giderilmesi için hemen seferber oldu.

İnegöl'den ayrılırken,
Aklım Kübranur'da kaldı ama gözüm arkada kalmadı. Kübranur'un artık bir Başkan Amcası var. İnegöl'deki bütün Kübranurlar'ın Başkan Amcası olduğu  gibi. Allah sizden razı olsun Alinur Başkan...

Son söz:
Yazı için bilgisayarın başına oturmadan önce, Ahmet Bayhan'la görüştük. Kübranur taburcu olmuş. Çok sevindim. Allah çocukların/çocuklarımızın acısını göstermesin. Amin...

  

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR