Allah sizin emir eriniz mi?

Hz. Ömer, 
Hutbede Müslümanlara hitap ederken sahabeden birisi, "seni dinlemiyoruz ya Ömer" diyor. Güçlü kuvvetli, kudret sahibi Ömer, sinirlenip, "iner ümüğünü sıkarım senin" demiyor. Sadece, "neden" diye soruyor.

Sahabe,
"Ya Ömer! Senin sırtındaki kumaştan bize de dağıtıldı ama bize bir elbise çıkmadı, sana nasıl çıktı? Yoksa sen halife olduğundan kendine çok mu pay aldın? O halde seni dinlemeyiz, sen haksızlık yapıyorsun" diye cevap veriyor.

Hz. Ömer,
Gayet sakin bir edayla, "oğlum Abdullah, kalk meseleyi izah et" diyor. Abdullah da kalkıp, "Ey cemaat! Ben kendi hakkımı babama verdim, ondan bir elbise yaptık. Bu odur" diyor. Akabinde sahabe, "tamam, şimdi konuş ya Ömer" diyor. Dikkat buyurun, özür dilemiyor. "konuş" diyor sadece. Çünkü soru sormak onun hakkı...
 

***

Milli Görüş'ün içinden çıkmış,
Zamanında, "hak davanın haklı adamları" olarak gördüğümüz ağabeylerimiz, yıllarca bize bu hikayeleri anlattılar. Aldık kabul ettik.

Ak Parti'nin,
İktidara gelmesiyle birlikte bu "hak davanın haklı adamları" ağabeylerimizin birçoğu önemli makamlara geldiler. Bu ağabeylerimizin önemli bir kısmı gerçekten önemli işlere imzalar da attılar. Gurur duyduk, iftihar ettik.

Ve fakat
Gördüğümüz bir yanlışta, yanlışı o ağabeyimize yakıştıramadığımızdan olsa gerek, Sahabe'nin "seni dinlemiyoruz Ya Ömer" dediği kıvamda itirazda bulunuyoruz bazen.

Bekliyoruz ki;
Bize yıllarca Hz. Ömer'i anlatan o ağabeylerimiz, Ömer kıvamında bir cevap versin ve biz de "tamam, şimdi oldu, devam et" diyebilelim...

Ama ne gezer,
Kibir öylesine ruhlarına işlemiş ki; kendilerini erişilemez, eleştirilemez, söz söylenemez, soru sorulamaz, yaptıkları sorgulanamaz görüyorlar. "Gözünün üstünde kaş var" desek, sarılıyorlar telefona ve ilk sözleri "Allah'tan korkmuyor musun?" Oluyor ki; devamında tehdidin bini bi para artık. Peki; Allah'tan korkacak ne yaptık biz? Soru sorduk. Ne sorduk? Adam, çalıştığı kuruma neredeyse sülalesini yerleştirmiş. "Bu doğru mu, doğruysa adil mi?" diye sorduk.

Sen misin soran!
Öfkeden gözleri dönüyor. O an sizi yakalasalar ümüğünü sıkmak isyecekler belki de. Ancak savurdukları tehdidin sökmediğini görünce , cümleyi "Allah'a havale ediyorum" diye bitiriyorlar. Hoş, kanun, yasa önünde elde edebilecek bir hakları olsa işi Allah'a bırakmazlar ama tutunacak dalları yok, Allah'a havale etme kahramanlığına yatıyorlar. Tabi, Allah bunların emir eri ya, orada Zebaniler'le bekliyor, bunların havale ettiğini hemen yaka paça Cehennem çukuruna yollayacak.

Haşa huzurdan,
Bu ağabeyler, hırsızlık yaparken suçüstü sobelenseler, "biz bu işi Allah rıza için yaptık" deme pişkinliğini, edepsizliğini bile gösterecekler. O derece ar damarları çatlamış yani. Tam bir din bezirganı olmuşlar.

Tabi,
İşi "Allah'a havale ettik" diyorlar ama bir taraftan da, intikam ateşiyle burunlarından soluyarak vurmak için fırsat kolluyorlar. Buldukları anda keyifleniyorlar. Akılları sıra yıldıracaklar, diz çöktürecekler. Yani, "lafa geldi mi Hz. Ömer, icraata geldi mi Turist Ömer" bunlar... 

Tam da burada,
Bizim Recep Aydın'ın anlattığı bir hikaye geldi aklıma. Paylaşayım. Efendim, bizim Recep Aydın Çeçen'dir. Ruslar, esir aldıkları yaşlı Çeçenleri, "sizi sabun yapacağız" diye korkutmak istiyorlarmış. Fakat Çeçen bu, korkar mı hiç? "Siz sabun yapın bakalım, biz de vallahi köpürmeyeceğiz işte..." diye kafa tutuyorlarmış.

O misal,
Elinizden geleni ardınıza koymayın, biz de köpürmeyeceğiz, yıldıramayacaksınız, diz çöktüremeyeceksiniz.  Unutmayın, bir zamanlar Bursa, "ben yok biz varız anlayışıyla" diye söze başlayan bir belediye başkanı vardı. Fareleri küheylan, balkabağını fayton yapardı; ama saat gece yarısını vurdu ve bütün büyü bozuldu. Aha buraya yazıyorum. Sizin de büyünüz bozulacak. Sağ olursak o zaman da görüşeceğiz. 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR