Limak Elektrik
11 Aralık 2017 Pazartesi

Baysal’ın Faruk Çelik borazanlığı hayırlı olsun!

Hatırlarsanız,
“İl Danışma’daki ‘korsan konuşmacı’ kim?” başlıklı son yazımın, son cümlesini, “Yüksel Baysal’a daha sonra bir çift lafım olacak” diye bitirmiştim.

Sonrasında,
Baysal’ın bir telaşla ve saldırganlaşarak yazdığı yazıları okuyunca kendisinin bir çift lafa bile layık olmadığını anladım. Yazık, üzüldüm acınası haline…

Tamam,
Değmeyecek bir adama laf israfı yapmayacağım ama “söyleyeceğim” dediğim o bir çift lafı da söylemeden geçemeyeceğim. Öyle ki; kendi yazdıklarıyla cevap vereceğim zatı şahanelerine…  

Ve fakat
Buraya nerden geldik önce onu anımsatayım. Biliyorsunuz, Yüksel Baysal kısa bir süre önce Bursa Tv’de program yapmaya başladı ki; ilk konuğu da Bakan Faruk Çelik oldu.

Baysal,
www.rotabursa.com’da yaptığımız program haberinin altına, “çanak sorular sormayacağıma söz veriyorum” diye bir yorum ekledi. Ne var ki; programda bırakın “çanak soru”yu, soru bile sormadı desek yeridir.

Bu fakir de,
“Bursa’dan Faruk Çelik’e ‘Van Minit’!” başlığıyla bir yazı kaleme aldı ve Bakan Çelik’in, haklılık iddiasında bulunduğu birkaç konuda haksızlığını gözler önüne serip, aslında Baysal’ın vicdanıyla yalnız kaldığı zamanlarda hemfikir olduğumuz bu konulara ilişkin Bakan Çelik’i terletecek sorular neden sormadığını sordum…

Tabii ki;
Baysal’ın cevabı, “çevir kazı yanmasın” kabilinde oldu. “Misafir ettiğim bir bakanla sorunları tartışacak değilim” deyip aklınca çıktı işin içinden…

Tam da burada
Baysal’ın 16 Kasım 2011 tarihli, “Bakan Faruk Çelik’in söylemedikleri” başlıklı yazısı geldi aklıma… O yazıda aynen şunları yazdı Yüksel Baysal: “Bursa siyaseti, önceki gün Faruk Çelik’in söyledikleriyle çalkalandı. Konuşmasının içeriğine geçmeden önce “seçilmiş” gazetecinin tavrına değinmem lazım. Görevlendirilmiş gazeteci arkadaş Faruk Çelik’e “çanak sorular” sordu. Şöyle dişe dokunur, Bakan Çelik’i rahatsız edecek tek bir soru yoktu portföyünde…” Ve devamında, “ben olsam şu soruları sorardım” diyerek başladı döktürmeye…

Peki; soralım o halde,
Ey Baysal! Bakan Çelik, senin programında “misafir”se eleştirdiğin programda neydi? “Seçilmiş” dediğin, görevlendirildiğini söylediğin o gazetecinin sormadıklarını ve “ben olsaydım sorardım” dediklerini neden sormadım/soramadın kendi programında? Yoksa “bu iş böyle olmuyor” deyip sen de mi “seçilmişler” kervanına katıldın? Öyleyse, statüko borazanlığın hayırlı olsun…

Baysal, “uygun dalga boyu”nu bulmuş

3 Aralık 2010 Tarihli
“Yeni nöbet yerim burası sevgili okurlar!” başlıklı yazısında Baysal’dan içli sözler okumuştuk. “Üç yıllık Meydan Gazetesi yazarlığı, üç aylık bir mola ile devam etmişti. 20 Ağustos’tan bu yana elimizde kalem yoktu ama kalemi ellerinde olanlardan da tık çıkmadı ne yazık ki…” diye seslenmişti okura Baysal. Gerek yazının içeriğinde ve gerekse dost sohbetlerimizde yazamadığı dönemlerin sorumlusu olarak hep Faruk Çelik’i işaret etmişti…

Geriye dönseniz
“Faruk Çelik ile statükoyu” yan yana koyduğu daha nice eleştiri yazısı bulabilirsiniz. Örneğin, 22 Eylül 2011 tarihli, “Faruk Çelik adı nereye verilebilir?” başlıklı yazında sen değil miydin, “9 yıllık AKP iktidarı döneminde etkili-yetkili makamlarda olan Faruk Çelik, Bursa’ya acaba ne kazandırdı? Evet, çevre yolu başta olmak üzere yürüyen projelere ödenek aktarılmasında katkıları var. Ancak başlayıp da bitirdiği hangi iş var diye düşününce, inanın çok zorlandım!” diyen?

Kuşkusuz ki;
Bunca eleştiriden sonra övgüye direksiyon kırmak herkesin harcı değil. Ancak Baysal’ın bu konuda ustalığını kabul etmek lazım… Kaldı ki; 3 Aralık 2010 tarihli yazısına tam da kimliğini tanımlayan şu sözlerle başlamış Baysal: “Uygun dalga boyu bulduğunda denizin üzerinde uçmaya hazırlanan sörfçüler gibidir gazeteci… Bazen rüzgâra karşı mücadele ederken, bazen de arkasını alır rüzgârı…”

Belli ki;
“Uygun dalga boyu”nu bulmuş Baysal ve rüzgârı da arkasına almış, estikçe esiyor, coştukça coşuyor son günlerde… Ne diyelim, uygun dalga boyun hayırlı olsun Baysal!

Altepe, “kent suçu” işlemiyor mu?

Her ne kadar,
“Dün dündür, bugün bugündür”ü iliklerine kadar sindirip ustalıkla uygulasa bile; yine de Faruk Çelik borazanını Recep Altepe kılıfıyla öttürmeyi yeğliyor Baysal…

Ve fakat orda da, “kral çıplak”
Zira 19 Temmuz 2011 tarihli, “Zengin arabasını dağdan aşırır, fakir düz ovada şaşırır” başlıklı yazında, Cavit Çağlar ve Celal Sönmez’in arazilerine verilen imardan bahsedip, Çağlar’ın imara açtırdığı araziyi devlete vererek borçlarını ödeyeceğinden bahsediyordun…

Üstelik
Bu işin tam arkasında Recep Altepe’nin olduğunu yazıp, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın direnmesine karşın devreye hangi güç girdiyse, sorun birinci aşamada çözülmedi ama ikinci aşamada şıp diye geçti. Edindiğim bilgilere göre AKP grup üyeleri tek tek aranarak iki konuya destek verilmesi istendi…” diyordun…

Yine,
14 Haziran 2010 tarihli, “Bursa’nın yağması suçtur” başlıklı yazında: ”yasalarımızda ne yazık ki, kent suçu diye bir kavram henüz yer almamış durumda... Ancak, geç kalmadan kent suçu kavramını getirmek gerekiyor. Kentin imar anayasasını delenlere, kaçak yapıya izin verenlere, çirkin bina dikenlere karşı yaptırım uygulayacak bir yasamız olmalı… Böyle bir yasa olsaydı, kuşkunuz olmasın, Bursa’da çok sayıda kişi yargılanıp ceza alırdı. Bu konuda yargılanacaklar arasında hiç kuşkum yok ki, Esnaf Odası Başkanı Arif Tak da yer alacaktır…” diyen sen değil miydin?

Peki;
Arif Tak’ın bile yargılandığı yerde, Çağlar peşkeşine ve Doğanbey cinayetine rağmen Recep Altepe’nin hükmü ne olmalıdır Baysal? Yoksa bulduğun o dalga boyunda kabarık yelkenlerine rüzgârı arkandan Altepe üflüyor da övgüye direksiyon kırışın ondan mıdır?

Sen zahmet etme lütfen!

Biliyorum,
Yeni “seçilmiş” birisi olarak ve görevlendirenlerin arzusu gereği arşive dalıp, benim, Sedat Yalçın’la alakalı olumlu yazılarımdan bir demet yapacak ve “sen de Sedat Yalçın’ın borazanısın” diyeceksin… Tıpkı, “Faruk Çelik’in söylediklerine cevap vermekle görevli” dediğin gibi veya tıpkı, “Ak Pati İl Başkanlığı adına bildiren” deme düzeysizliğini gösterdiğin gibi…

Tamam,
Senin eşeğin erkek olsun. Gerçi neyin ne olduğunu sen de biliyorsun fakat vicdanını tatile çıkarttığın için neyin en olduğunun pek bir önemi kalmadı artık…

Evet,
24 Ağustos 2011 tarihli, “Sedat Yalçın’ın statüko ile savaşı” başlıklı yazındaki, “Kim ne derse desin, siyasetin yeni ve temiz yüzüdür Adalet ve Kalkınma Partisi İl Başkanı Sedat Yalçın… Kamu kaynaklarını kişisel çıkarları için avuçlamayacak ender siyasetçilerden biridir. Aynı zamanda entelektüel birikimi, her siyasal görüşe hoşgörülü yaklaşımı ile farkındalık yaratan bir politikacıdır. Yanlışları yok mu? Kuşkusuz herkesin olduğu kadar onun da var. Ancak, yanlışlarının topluma maliyeti azdır Sedat Yalçın’ın… Daha çok kendine zarar verir ki, o da hoş karşılanabilir… Başkalarının yanlışları gibi erozyon yaratmaz kamu kaynaklarında…” ifadelerini bir hatırla bakalım…

Şu halde,
İlla bir borazan öttüreceksek, benim gibi, “kamu kaynaklarını kişisel çıkarları için avuçlamayacak” birisinin borazanını öttürmek mi daha ahlaki, yoksa senin gibi geçmişte kirli çamaşırlarını yerlere serdiğin “statüko”nun borazanını ötürmek mi?

Son söz:
Ama her şeye rağmen yine de seni anlıyorum Yüksel Baysal! Zira bugün Sedat Yalçın’ın borazanını ötürmenin ağır bir bedeli var. Rüzgâra karşı mücadele edersin. İşsiz kalırsın, aşsız kalırsın… Nitekim son anlaştığım gazetede yazamamış olmamın sebebinin, “Faruk Çelik engeli” olduğunu sen söylemiştin bana… Tıpkı Meydan’da yazamadığın dönemlerin sebebinin Faruk Çelik olduğunu söylediğin gibi…

Ama bugün,
Yazı da yazıyorsun, Tv programı da yapıyorsun. Üstelik bir zamanlar sana yazdırmadığını söylediğin Faruk Çelik’i konuk bile alıyorsun… Haa, “seni de çağırdım gelmedin” diyeceksin. Sana söylediğim gelmeme gerekçem doğruydu fakat bugün, “iyi ki de gidememişim” diyorum.

Zira
Bu davetin de bana bir tuzak kurma olmadığı ne malum? Yoksa tuzağına düşüremediğin için mi bu kadar öfkelisin bana? Eğer öyleyse üzülme… Sen dalga boyunda rüzgârını arkana almışsın nasıl olsa, birkaç defa daha bana çaktın mı kesin Faruk Çelik’in bozarancıbaşılığına terfi edersin… Ha gayret Baysal…

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR