Belediye de olmasa acından öleceklermiş!

 Sabahattin Ali'nin,
"Sırça Kök"ünü okudunuz mu? Okuduysanız, öyküyü anımsayın, okumadıysanız da artık okumaya niyet edin derim.

Öykünün özeti şu:
İşi gücü olmayan üç kafadar, kendi halinde yaşayan bir şehre gelip, gerçekte olmayan bir sorun yaratırlar. "Burada neden bir sırça köşk yoktur?" diyerek insanların kafalarını karıştırırlar. Sonra ahalinin parasıyla bir sırça köşk yaparlar ve orada bir eli yağda bir eli balda yaşamaya başlarlar. Derken sırça köşke katlar çıkılır, hizmetçiler alınır, sonra hizmetçilerin de hizmetçileri olur. Fakat sırça köşke ne giren biter ne de sırça köşkün isteği... Artık ahalinin sırça köşktekilere bakacak ne takati kalmıştır ne de dermanı. Nihayetinde bir koyun kellesiyle bütün sırça köşk  tuz buz olur...


***

Düğün değil, bayram değil,
Ben bu öyküyü neden anlattım şimdi? Onu da anlatayım efendim... 

Bir dost,
Kulağıma eğilip, "Rıfat Bakan'ı tanır mısın?" diye sordu. "Tanırım" dedim. "Peki, nasıl bilirsin?" dedi. "İyi bilirim" dedim. "Ne kadar iyi bilirsin?" dedi.

"Allah’ın mahkemesinde ilahi adalet sürecinin başlayacağını bilen ve zor da olsa hep helal parayla geçinen birisidir. Zalimlerin mahvolması için Mazlumder'in Bursa'da kuruculuğunu üstlenmiş, Müslüman bir dava adamıdır, hakka hukuka riayet eden birisi olarak bilirim" dedim.

"Peki" dedi,
"Hz. Ömer'in hutbe verirken Müslümanların, 'seni dinlemiyoruz ya Ömer' dediklerini ve bunun üzerine de Ömer'in sebebini sorduğunu, Cemaatin ise, 'sırtındaki kumaştan bize de dağıtıldı ama bizimkilerden bir elbise çıkmadı. Sana nasıl çıktı o kumaştan elbise...' dediklerini, Hz. Ömer'in de 'Oğlum kalk meseleyi izah et' dediği ibretlik hadiseyi de biliyorsun ve Rıfat Bakan da biliyordur o zaman değil mi" dedi. Ben de, "ben biliyorum ya, benim gibi bir yazı gündelikçisi bile biliyorsa koskoca Rıfat Bakan haydi haydi biliyordur" dedim.

 

"O halde cevap ver bakalım ey yazı gündelikçisi" dedi.

"Rıfat Bakan nerde çalışıyor?"

-Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ Genel Müdürüdür zat-ı alileri

"Peki, Bilim ve Teknoloji Merkezi'nin Koordinatörü kim?"

-Vallah bilmiyorum...

"Ben söyleyeyim, Rıfat Bakan... Yani, hem Kültür AŞ Genel Müdürlüğü'nden, hem de Bilim Teknoloji Merkezi Koordinatörlükten maaş alıyor."

-İnanmıyorum...

"Dur, daha bitmedi... Oğlu Ömer Bakan, basın biriminden maaşlı. Gelini Aynur Bakan, protokol biriminden maaşlı..."

-Yapma, gözünü seveyim,

"Dur, daha yeni başladık... Kardeşleri Murat ve Eyüp Bakan, Bilim Teknoloji Merkezi'nden maaşlı..."

-Allah, Allah...

"Dur, daha bitmedi. Kız kardeşi Nigar Gökova, BUSKİ'de avukat. Rıfat Bakan'ın, aynı ofisi kullandığı ortağı da BUSKİ'nin ayrıca avukatlığını yapıyor..."

Aman Allah'ın,
Kulaklarıma inanamıyorum. Gerçek olamaz bütün bunlar. Eğer doğruysa, Hz. Ömer'in iki arşın kumaştan çıkmayan elbisesinin hikayesini ve manasını iliklerine kadar bildiğini/hissettiğini düşündüğüm Rıfat Bakan, Sabahattin Ali'nin Sırça Köşk'ünde anlattığı hikaye gibi, Kültür AŞ'de kendisine bir sırça köşk kurmuş ve oğlunu, gelinini, kardeşlerini, ortağını maaşa bağlamış.

Son söz:
Bunları duydukça gözümdeki o dava adamı Rıfat Abi küçüldü. O küçüldükçe utancımdan ben de küçüldüm. Şimdi çık ve "yalan söylüyorlar" de Rıfat Abi. "Yok öyle şey" de. O sayılan isimlerin hepsi "o denilen yerlerde çalışmıyor" de...

Yoksa insanlar,
"Rıfat Bakan, bu gidişle mezardaki akrabalarını da belediyeden maaşa bağlayacak" diyecekler. Hadi, Rıfat Abi, bir şey söyle Allah aşkına. En azından, "Rıfat Bakan'ı nasıl bilirsin" dediklerinde senin için söylediklerim havada kalmasın... Yoksa bir koyun kellesiyle tuz buz olur bütün sırça köşkün ve altında kalırsın Rıfat Abi...
     

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR