Bu onların sonu olabilir!

Konuya geçmeden evvel,

Önemli bir hususun altını çizmek isterim. Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani, Ankara'da 37 kişinin ölümüyle sonuçlanan terör saldırısının arkasında PKK'nın olduğu kesinleşmesi halinde bunun büyük bir felakete yol açacağını belirterek, "bu, Türkiye’de Kürtler ile Türkler arasında büyük bir milli savaşa dönüşür” iddiasında bulunmuş.

 

Dönüşmez efendim,

Dönüşemez... Güneşin doğudan batma ihtimali belki olabilir ancak bu ülkede birlikte yaşayan, et ve tırnak olan Kürtler ile Türkler arasında bir milli savaş olmaz, olamaz...

 

Kaderleri,

Birlikte yazılmış iki kardeş, Türkler ve Kürtler, Çanakkale'den ilhamla çağın ruhuna uyan yeni ve büyük zaferlere birlikte imza atabilirler ancak. Aksini düşünmek aklı yitirmektir.

 

Zira

İki kardeşin karşı karşıya gelmesini isteyen ve bu uğurda her türlü yavşaklığı, kalleşliği yapan Batı'nın sırt sıvazlamasıyla kırk yıldır nice katliamlar gerçekleştiren PKK,  Türkler ve Kürtleri karşı karşıya getirmeyi başaramadı.

 

***

 

 

 

Şimdi dönelim konumuza,

Dünkü yazımda, "Recep Tayyip Erdoğan, Washington'un, Londra'nın, Tel Aviv'in, Moskova'nın gece uykularını kaçırıyor. Bundan mütevellit, terörü doğuran, besleyen ve farklı roller dağıtan kahrolası odaklar, Ankara'daki sıralı saldırılarla bir bakıma, Cumhurbaşkanı'na, Başbakan'a, Hükümete velhasıl küllerinden dirilen bu millete "ayağınızı denk alın" mesajı vermeye çalışıyorlar" demiştim.

 

Ve fakat

Korkunun ecele faydası yok. Gece uykuları kaçan Batı, Ortadoğu'da ateş yakayım derken alevin kendisine de sıçradığının henüz farkında değil ama yangın bacayı sarınca tabir-i caiz ise apışıp kalacaklar.

 

Yunanistan başta olmak üzere

Hemen tüm Avrupa'yı saran/sarsan ekonomik kriz, yaşlı kıtada ayrılıkçı hareketleri de tetikliyor. 20'nci yüzyılın başında Avrupa'da 16 olan devlet sayısının bugün 50 olduğu gerçeğini de göz önüne alırsak, aslında bölünenin Avrupa olduğunu pekala görebiliriz.  

 

İngiltere'den,

Giderek yükselen "ayrılık" seslerine, zengin ülkelerin, diğerlerinin yükünü taşımak istememesini de eklersek krizin giderek daha da derinleşeceğini söyleyebiliriz.

 

Kaldı ki;

Bu sefer sarsıcı ekonomik buhranın yanında, aslında öngöremedikleri ve şimdilerde de ne yapacaklarını bilmedikleri mülteci kriziyle yüz yüzeler. Emin olun, Türkiye'de misafir edilen mültecilerin yarısı Avrupa'ya geçmiş olsa, baş gösterecek yeni kriz Avrupa Birliği'nin sonunu getirir.

 

Mültecilerle birlikte

Avrupa'da artacak Müslüman nüfus, tükenen Avrupa'nın mumunu üfleyecektir. Merkel, bu yakıcı sonucun farkında olmalı ki; içeride dünyadan haberi olmayan Almanlar'ın tepkisine rağmen ve hiç aldırmadan "inadına Türkiye" demekten kendini alamıyor.

 

Bugün,

Mülteciler Avrupa'ya geçerek kısa vadede ırkçıların provokasyonuna ve saldırılarına maruz kalacak olsalar da, orta ve uzun vadede, mumunu üfledikleri yaşlı kıtanın yeniden ve bambaşka doğumuna ebelik edebilirler.

 

Son söz:

Şimdi, çizmeye çalıştığım resmi gözünüzde canlandırın lütfen. Böyle bir manzarada Türkiye'nin rolü, etkisi ve geleceği nasıl ne olur? Doyurucu bir cevap gelirse onu da bu köşeden paylaşacağımı belirterek nokta diyorum. (E-Posta Adresim: seferisair@gmail.com) 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR