Limak Elektrik
11 Aralık 2017 Pazartesi

Bülent Arınç’a tuzak mı kuruluyor?

Hani,
Biraz fazla, “evhamlı” olduğumu düşünenler çıkabilir. Belki haklıdırlar da… Fakat yine de sormadan edemeyeceğim. Yoksa Bülent Arınç’a tuzak mı kuruluyor?

Önce,
“Abdullah Öcalan’a ev hapsi” konusu, sonrasında “Dağlıca’daki askeri üs bölgesine yapılan saldırı”ya ait Bülent Arınç’ın açıklamalarının kamuoyuna yansıtılış şekli ne yazık ki, beni böylesi yakıcı bir soruyu sormaya mecbur bıraktı…

Birincisinden başlayalım:
“Öcalan’a ev hapsi” hususunda ne demişti Bülent Arınç: ”Bu tek başına dikkate alınacak bir konu değil. Belki bir yol haritasıyla, yapılması gerekenler sıralamasında, terörün, terör örgütünün silah bırakmasıyla başlayacak bir sürecin içerisinde dikkate alınabilecek bir konu olabilir. Yoksa bugün için bunun bir geçerliliği yok…”

Peki;
İfade hiçbir yoruma mahal bırakmayacak denli netken açıklama nasıl aktarıldı kamuoyuna? “Arınç’tan Öcalan’a ev hapsi sinyali…” Hadi, bunu geçtik, bazı kabine üyelerinin, “gündemimizde böyle bir şey yok” açıklamalarına ne demeli?

Sanki
Bülent Arınç, “Öcalan’ı yarın ev hapsine çıkaracağız” dedi de, birileri bunun aksini iddia etme ve olayın doğrusunu anlatma derdine düştü… Yahu, Arınç’ta, “bu konu bugün için gündemde yok” demiyor mu?

Tamam,
O kabine üyeleri de iyi niyetlidirler ancak bodoslama verdikleri cevaplarla bazı cin fikirlilerinin Arınç’a “tuzak” kurma manevralarına yağ sürmüş olduklarını bilmem hatırlatmama gerek var mı?

Şehitler ölmüyor ama evlatlar ölüyor!

Velev ki;
Bülent Arınç, gerçekten de, “Öcalan’a bir ev hapsi sinyali” verdi diyelim. Hakikat zemininde tartışmak yerine kuru efelenmeler de neyin nesidir Allah aşkına? Oğlu şehit düşmüş bir babanın ağlayarak, “bitirin artık bu işi” diye haykırışı hiç yüreklerinize dokunmuyor mu?

Peki;
Ordunuz ne kadar güçlü olursa olsun 30 yılı aşkın bir süredir bu iş silahla bitirilememişse, ölmek ve öldürmek bu işi çözmüyorsa “yeni şeyler” düşünmek, paylaşmak ve tartışmak gerekmez mi?

Kusura bakmayın beyler,
“Şehitler ölmez” demekle, hamaset sloganları atmakla olmuyor bu işler. Tamam, inancımıza göre şehitler ölmüyor belki fakat gencecik evlatlar ölüyor. Anaların gözleri kan çanağı, yürekleri yangın yeri… Gelin bunu bir de, şehit düşmüş oğlunun tabutuna sarılıp ağlayarak, “çözün artık bu işi” diye haykıran babaya sorun ölüm ne demekmiş!

Buradan,
Çok net bir şey söyleyeceğim. Eğer kan duracaksa, artık tek bir evlat dahi ölmeyecek ve anaların gözyaşları ilelebet dinecekse, değil ev hapsi, şehit anaları Abdullah Öcalan’a ömür boyu bir eli yağda bir eli balda bakmaya talip olurlar… Şaşırdınız değil mi? Ama gerçek bu. Zira ateş düştüğü yeri yakıyor,  hem de çok yakıyor…

Kaldı ki;
PKK uzantılarının bir kukla, kuklacının ise Amerika ve İsrail olduğu bu denli aşikârken, öfkenin kukladan veya bu sorunu çözmek noktasına elini taşın altına koyan hükümetten, hatta o hükümetin samimiyetinden zerre şüphe edilmeyecek bir üyesinden çıkarmaya kalkışmak aklı başında bir iş midir? Yürekler acıyla harman olurken neden gerçek teröristler Amerika ve İsrail aleyhine tek bir slogan bile atılmaz anlamış değilim…   

Gelelim ikinci konuya:

Yani,
PKK’nın, “Dağlıca Saldırısı”na… Birileri Bülent Arınç’ın, “sayıca fazlaydılar ve silahları vardı” ifadelerini dillerine pelesenk edip adeta Arınç’ı bir kaşık suda boğmaya kalktılar…

O kadar ki;
Bir tarafta şehitler, öbür tarafta ağlayan analar ve yanan yürekler unutulup, Arınç’ın, “silahları vardı” sözünden onlarca muziplik üretilmesine ve keyiflenerek sosyal medyada paylaşılmasına şahit olduk…

İnsanın,
“Bu mu sizin şehidinize saygınız, bu mu memleket sevdanız?” diye isyan edesi geliyor ama elden bir şey gelmiyor. Fakat siz yine de bu naçiz satırları bir isyan nispetinde kabul edin…    

Elbette ki;
Öldürmek için gelenlerin elinde çiçek olacak hali yok. Fakat “silahları vardı”dan kastın “ağır silahlar” olduğunu memleketin kuşları bile biliyorken, omuzları üzerinde kırk okka baş taşıyanların kuş kadar beyinleri yok mu ki; o sözden muradın ne olduğunu anlamasınlar… Buna ihtimal olmadığına göre akla en yatkın gelen şeyin Arınç’a bir tuzak kurulması değil midir sizce de?

Arınç’a kimler neden tuzak kuruyor?

İyi de,
“Arınç’a kim/ler neden tuzak kursun ki?” gibi bir soruyu siz sormadan ben cevabını vereyim… Malum olduğu üzere Başbakan Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olması neredeyse kesinleşti. Öte yandan Abdullah Gül’ün Başbakanlığı üstlenmesi ise kahir ekseriyetin yüksek arzusu…

Şu halde,
Bu senaryoya göre bir “ara dönem” oluşuyor. Bu süreçte Başbakanlık görevini üstlenecek, partiyi kongreye götürecek kişinin Bülent Arınç olduğu / olması gerektiği neredeyse genelgeçer bir kabul… Kaldı ki; yapılan bütün anketlerden çıkan sonuç ta bu yönde…

Peki,
Sorun nerede öyleyse? Sorun, bu görev değişimi sürecinde değil. Sürecin Başbakanlığına başkalarının da tav olması ki; buna niyetlenenler önlerinde en büyük engel olarak Bülent Arınç’ı görüyorlar… Başbakan Erdoğan, her ne kadar, “bizde makam kavgası olmaz” dese de, hırsını bu edeple terbiye edememişler çıkar ve saman altından su yürütmeye kalkabilirler…

Ben bu sonuca nasıl vardım?

İşte,
Zurnanın “zırt” dediği yer de tam burası zaten. Zira oldukça yüksek tansiyonda fakat Bülent Arınç ve Sedat Yalçın’ın olgunluğu ve kuşatıcı tavrıyla sorunsuz aşılan Ak Parti’nin Bursa kongreleri sürecinde muhalif kanadın kullandığı dille yukarıdaki anlattıklarım birleşince bir “tuzak” ihtimalini ciddi cidd hesaba katmak gerekiyor…

Şöyle ki;
Ak Parti’nin Bursa kongreleri sürecinde Bakan Faruk Çelik’e yakın çevreler İl Başkanı Sedat Yalçın aleyhine yürüttükleri kampanyada, delegelere, “Başbakan Erdoğan Cumhurbaşkanı olunca, Faruk Çelik Başbakan olacak. Fakat Bülent Arınç bunu engellemek istiyor. Bakanınıza sahip çıkın…” şeklinde propaganda yaptıklarını sağır sultan bile duymuştu…

Nitekim
Faruk Çelik’in yakın çevresinin Bursa delegasyonuna söylediklerini gönlünden geçiren/lerin olması da kuvvetle muhtemel değil midir? Peki, böyle bir hesabın önünde en büyük engel olarak duran Bülent Arınç’ı kamuoyu nezdinde yıpratmak gibi bir düşünce olamaz mı?

Bütün bunlara,
Bülent Arınç gibi partinin ve halkın vicdanı olmuş ancak asla eğilip bükülmeyecek birisinin Başbakanlığındansa, meselelere, “tamamen duygusal!” yaklaşacak birisinin başbakanlığını arzulayan dış paydaşların varlığı da aşikârken şuanlattıklarımın hiç mi gerçeklik payı yoktur?


       
 

 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR