Bursa'yı zor günler bekliyor!

Zor günler bekliyor derken,
Bursa'nın bugünlerinin kolay olduğu sonucunu çıkarmayın sakın. Aslında başlığın, "Bursa'yı daha da zor günler bekliyor" şeklinde olması daha isabetli olurdu.

Kuşkusuz,
Sadece Bursa değil, topyekun bir ülke belki de tarihinin en zor dönemlerinden birisini yaşıyor. Gezi'sinden, Paralel'ine fitnenin bini bir para bu memlekette. Sınırlarımız desen tam bir ateş çemberi. Küresel güçlerin maşaları hemen yanı başımızda "ölmece-öldürmece" oynuyorlar adeta. Sırtlan sürüleri her kuytuda mevziiye yatmış, sırası gelen taarruza kalkıp alçaklığın zirvesine doğru dörtnala koşuyorlar...

Ve ne yazık ki;
Alçaklığın zirvesine doğru dörtnala koşanların yoluna parke taşı döşüyor bazıları. O bazıları ki; davanın Yusuf'larını atmak için kuyu kazarken döktükleri teri, dava için dökmüş süsü verip bedelini peşin peşin tahsil ediyorlar. Kültürpark'ta okey taşı çaldıkları gibi oturdukları gedikte davanın haysiyetinden çalıyorlar. Yetmiyor, dönüp bir de düşmandan rol çalıyorlar.


***

Neyse,
Bu fasla üç nokta koyup, üç vakte kadar hidayete ermeleri dileğiyle başa/başlığa dönelim ve Bursa'yı neden zor günlerin beklediğine değinelim kısaca...

Efendim,
Ben deniz, Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe'yi dinlerken sanki Bursa'dan başka bir gezegene atılmış gibi hissediyorum kendimi.  Ta ki; şehrin caddelerinde trafiğe çıkınca uyanıyorum rüyadan. Haliyle masal tadında geliyor artık Altepe'nin anlattıkları bana...

Öyle,
"Paralel Yapı"yla mücadele konusunda sessizliğinden dem vurup, bir kez daha, "ne iş" demeyeceğim. Zira o zaten başlı başına bir iş ve o iş de eline yüzüne bulaşmış vaziyette...

Sadece,
Binlerce Bursalı gibi her sabah, her akşam gavur eziyetine denk bir çileye duçar olduğum kahredici trafik konusuna dikkat çekeceğim. Kent Meydanı'ndan Nilüfer istikametine doğru oluşan devasa araç kuyruğunda trafiği yaramayan bir ambulansın siren sesini duyduğumda beyin hücrelerim ölüyor adeta. Ve her seferinde bu şehrin bir sahibinin olmadığına bir kez daha kanaat getiriyorum. Yazık diyorum kendi kendime. Hem de çok yazık...

Hele ki;
Bir kez bile görmeye tahammül edemediğim, yeri de, yapılış biçimi de, mimarisi de tam bir fiyasko olan ve adına "Timsah Arena" denilen o korkunç beton yığınının önünden geçerken tek kelimeyle kusasım geliyor.

Keza,
Şehrin bağrına saplanmış Doğanbey Ucubelerinden bahsetmeye gerek bile yok. Nitekim, o ucubeler, bir şehrin nasıl katledilişinin emsalsiz örneği olarak gelecek kuşaklara gösterilmek üzere bir müzeye dönüşecek yakında...

Son söz:
Sadece keşmekeşe dönüşmüş trafik sorununun bile Bursa'yı nasıl zor bir geleceğin beklediğini göstermiyor mu? Ulu Şehir, evliyalar şehrinin yerel yönetimlerdeki ölümcül talihsizliğini düşündükçe, "bunu hak edecek ne günahın var ey Bursa!" diye haykırasım geliyor içimden...
   

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR