rotabursaTV

'Camiye ayakkabıyla girdiler!'

Bu yazının başlığı,
Her ne kadar, "Camiye ayakkabıyla girdiler!" olarak belirlenmiş olsa da siz bunu "Trollerin Savaşı" olarak okuyabilirsiniz.

Evet,
Üstelik yeni de değil bu savaş.
Uzunca bir süredir Türkiye ne yazık ki; "Trollerin Savaşı"nı izliyor üzülerek hatta kahrolarak. Bu öyle bir savak ki; vicdandan, insaftan, izandan, irfandan, itikattan, idrakten, ilimden, imandan kırıntı nispetinde de olsa eser yok.

Yok, yok, yok...
Ne söylerseniz söyleyin, ne derseniz deyin asla kafi gelmiyor.
Troller, inandıkları/inandırıldıkları "şey"ler uğruna bütün inançları yerle bir ediyorlar. Bütün değerleri altüst ediyorlar. Bütün bilgiyi yok ediyorlar. Yeter ki; hedef tahtasına koymaya görsünler, her türlü yakası açılmamış yalanı, iftirayı hiç utanmadan, umursamadan savuruyorlar. Ne Allah'tan korkuyorlar, ne kuldan utanıyorlar. Cellatlar. Tek kelimeyle cinayet işliyorlar...

Troller,
Son olarak, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş'ı hedef tahtasına koydular. Neymiş efendim, Başkan Aktaş, camiyi stüdyoya çevirmiş. Yetinmemiş, camiye ayakkabılarıyla girmiş. İnsanın, "insaf" diye haykırası geliyor fakat hiçbir değer yargısı bulunmayan trollerde insaf ne gezer.

Efendim,
Konu malumunuz. Sağır sultan bile duyduğu için artık uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. Ramazan-ı Şerif'in ilk günü Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, Bursa eski müftüsü Mehmet Emin Ay'la birlikte, Büyükşehir Belediyesi'nin sosyal medya hesaplarından yayınlanan, "Ramazan İklimi Programı"na konuk oldu. Program Ulu Cami'den yayınlandı.

Troller,
Hemen harekete geçtiler. Önce "Camiyi stüdyoya çevirdiler" yalanına sarıldılar. Ulu Cami'de yapılan iş siyasetten uzak tamamen Ramazan'ın ruhuna uygun bir iş olduğundan mütevellit atılan yalan havada kaldı. Baktılar ki; olmuyor, bu sefer de, "camiye ayakkabıyla girdiler" iftirasıyla adeta yalanlarının üzerine tüy diktiler.

Ve fakat
Bu topraklarda böylesi iftiralar ne ilk ne de son olacak. "Camiye ayakkabıyla girdiler" yalanını bugün Ak Partili Alinur Aktaş'a atan troller, geçmişte benzer iftiraları CHP'li isimlere de attılar. Bu sahada derin lobiler oluşmuş adeta. Demem o ki; nasıl ki; "terörün dini yok"sa, trollerin de partisi yok. Yakalarına bir partinin rozetini takmış göründüklerine bakmayın siz. Kokuşmuş küçük hesapları adına attıkları iğrenç büyük iftiralarla aslında en çok da taraf göründükleri yerlere zarar veriyorlar.

Trollere sebep,
Madem ki; konuyu camiden açtık, sabrınıza sığınarak yazıyı biraz daha uzatıp, caminin sosyal hayatımızdaki yerine, daha doğrusu olması gereken yerine dair düşüncelerimi de paylaşmak isterim. Özellikle 15 Temmuz hain darbe girişiminin yaşandığı o karanlık gecenin aydınlık bir sabaha erişmesinde okunan salaların kıymetini yadsıyabilir miyiz? Ne mümkün!

Keşke,
Geçtiğimiz 23 Nisan gecesinde saatler tam 21:00'i gösterdiğinde evlerimizin balkonlarına çıkarak okuduğumuz İstiklal Marşımız da okunsaydı minarelerimizden. Düşününün, 23 Nisan gecesi, saatler 21:00'de Türkiye'deki bütün camilerin minarelerinden aynı anda İstiklal Marşımız okunuyor ve bütün vatandaşlar buna eşlik ediyor... Nasıl olurdu? Sizi bilmiyorum ama bence muhteşem olurdu.

Tam da, olması gerektiği şekilde,
Hayatımızın devamı noktasında hepimizin yüreğine dokunan bir yer olurdu o zaman camiler. Keza böylesi bir durumu yeni icat etmiş falan da değiliz. Bilakis geçmişte camiler topluca namaz kılmanın ötesinde sosyal hayatın tam ortasında yer alıyordu. Camiler bulundukları yere ruh veren, orayı kuşatan yapılardı. Sevinçten hüzne insanların hemen her konuda buluşma, halleşme ve paylaşma noktası olarak işlev görüyordu. Şimdilerde cami avlusundan sadece cenazeler kalkıyor. Oysa eskiden o avlularda düğünler bile yapılıyordu.

Dahası,
Camiler Peygamber Efendimiz zamanında da birçok amaç için kullanılıyordu. Mesela Peygamberimiz kendi mescidini aynı zamanda devletin de merkezi şeklinde kullanıyor, toplantılarını orada yapıyor, gelen heyetleri orada kabul ediyor, bir bakıma devleti oradan yönetiyordu.

Ecdadın yaptığı camilere bir bakın,
Beraberinde aşevleri, şifahaneler, medreseler, hanlar, hamamlarla birlikte toplumun adeta kalbinin attığı yerler olarak karşımıza çıkıyor. Sadece fiziki anlamda değil sağlıktan eğitime, kültür-sanattan ticarete kadar şehrin merkezinde cami vardı ve bütün yollar camiye çıkıyordu.

 Bugün ise camilerimiz,
Altını çizmeye çalıştığımız o renkli, hareketli özelliğini yitirmiş, sadece namaz kılınan yerler olarak algılanıyor. Namaz haricinde ise kapısına kilit vurulan mekanlar olarak soğuk ve hayatımızın dışında yapılara dönüşmüş durumda.

Bu bilgiden/bilinçten
Yoksun olduğumuzdan olsa gerek ki; oylarımızla seçip Bursa'nın anahtarını teslim ettiğimiz belediye başkanımız Alinur Aktaş'ın aslında tam da olması gerektiği gibi camiden insanlara seslenişini yadırgayıp, trollerin oltasına atlayıp aklı sıra muhalefet ettiğini, bu yolla ait olduğu siyasi yapıya puan kazandırdığını düşünenlerimiz çıktı. Fakat yanılıyorlar.

Burada,
Önemine binaen bir konuyu daha hatırlatmakta fayda görüyorum. Trollerin, "Camiye ayakkabıyla girdiler" iftirası ne kadar alçakçaysa, CHP'liler özelinde muhalefeti hedef tahtasına koyup, "girmediğiniz caminin hukukunu savunmak size mi kaldı" tarzı bir yaklaşımı da son derece yakışıksız buluyorum.

Zira bu ülke
Yıllarca Mustafa Kemal Atatürk'ü tekelinde görüp, kendilerinden başkasının hep O'n düşman kesilmesini isteyerek bu yönde karşısındakileri incitici, tahrik edici söylemlerde bulunmaktan çekinmeyenlerin o yırtıcı, ayrıştırıcı dilinden çok çekmedi mi? Çekti elbette. Öyleyse aynı kaba dilin bu sefer de cami üzerinden hayat bulmasına asla ama asla izin vermemeliyiz. Camiler ne kadar Ak Partililerinse o kadar CHP'lilerindir. Yani, herkesindir ve herkes caminin hukukunu savunabilir, savunmalıdır da. Hatta burada ben bir adım daha ileri gidip, mütedeyyin Ak Partililer, inandıkları dinin bir gereği olarak başlarını ellerinin arasına alıp, "biz nerde yanlış yapıyoruz, bizi görenler duruşumuzdan etkilenip neden camilere gelmiyorlar" diye kendilerini hesaba çekmeliler, dertlenmeliler bile...

Tamam,
Trollere bir şey demiyorum. Zira söylenecek sözün artık israf olduğuna inanıyorum. Fakat tarafların aklıselim insanlarına diyeceklerim var.  Yalan, iftira içeriğiyle muhalifinize pervasızca saldıran trolleriniz aslında muhalifinizden çok sizi yaralıyor, size zarar veriyor, sizin itibarınızı, saygınlığınızı zedeliyor. Tabir-i caiz ise sizi gömüyor.

Açık söyleyeyim,
Toplumun kahir ekseriyeti, şehrini yöneten, hizmet eden Başkan Alinur Aktaş'ın, hemşerilerine camiden seslenmesini yadırgamadı. Ancak, "Camiye ayakkabıyla girdiler" diyenleri ve bu yalandan, iftiradan siyasi bir rant bekleyenleri fena halde ayıpladı, kınadı.

Biz öyle biliriz ki; bu kadim şehirde hiçbir aklı başında CHP'li üstelik para dahi verseniz, üstelik ömründe bir vakit namaz dahi kılmamış bile olsa kutsalı ezip camiye ayakkabıyla girmez. Tıpkı Ak Partili Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş'ın girmediği ve yine hiçbir Ak Partilinin girmeyeceği gibi...

Son söz:
Farkındayım, epey yoruldunuz. Sabır sınırlarınızı daha fazla zorlamadan iki öneride bulunarak sözü bağlamak istiyorum.

Birinci önerim: Nezaketinden emin olduğum CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, bizzat Başkan Alinur Aktaş'ı arayarak, yapılan nezaketsizliği asla onaylamadığını iletmesidir. Zor değil bu. İsterse yapabilir. Yaparsa puan kazanır. Dahası CHP adına trollüğe soyunan ve olur olmaz çıkışlarla aslında CHP'ye zarar verenlere de prim vermediğini göstermiş olur.

İkinci önerim: Musibetlerle imtihan olduğumuz şu günlerde topluma moral olması ve üstelik Ramazan'ın manevi iklimine uygun düşmesi bakımından Ak Parti, CHP, MHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Deva Partisi ve dahi diğer partilerin il başkanları, tıpkı Başkan Alinur Aktaş'ın yaptığı gibi Ulu Cami'de bir araya gelip, birçok platformdan canlı yayınlanacak "Ramazan Sohbeti" yapmalarıdır. Doğrusu, sağdan sola farklı fikirlere sahip birkaç gazeteci arkadaşımla böylesi tarihi buluşmanın moderatörlüğünü yapmaktan da onur duyacağımı peşinen söylemek isterim. Hem böylece dilimin döndüğünce yukarıda anlatmaya çalıştığım, camilerimizi hayatımızın merkezine alan anlayışın hatırlanması adına da isabetli bir iş olur kanaatindeyim. Ne dersiniz, başarabilir miyiz böyle bir güzelliği? 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR