24 Ağustos 2017 Perşembe
ROTA BURSA

AK PARTİ BURSA İL BAŞKANI AYHAN SALMAN OLDU!

CCC

Hep siyaset yazacak,
Siyasetçiyi eleştirecek değiliz ya, gelin bugün farklı bir konuyu ele alalım. Bir nevi “iğne-çuvaldız” hesabı rotamızı gazetecilik mesleğine çevirip ilkin bir durum tespiti yapalım. Daha sonra ise hayli ilginç bir masal paylaşayım sizlerle… Baktık masal ilginizi çekti her bölümü bir başka yazıya konu ederiz, ne dersiniz?

Başlamadan,
Bir hususu da peşin peşin söyleyeyim. Yapacağım durum tahlili ve sonrasında anlatacağım masalın birbiriyle bir alakası yoktur. Yani, kimse yanlış anlamasın.   

BİR:

Gazetecilik mesleğinin içler acısı hali ortada.
Tamam, kelli felli meslektaşlarımız dururken bu işin tahlilini yapmak bana düşmezdi fakat ne meslek kuruluşlarından nede “Ağabey”lerden ses çıkmayınca iş başa düştü ne yapalım…

Meslek ilkelerinin
Bu kadar ayaklar altına alındığı, haberlerin ve köşelerin “kişisel çıkar”lar için alenen kullanıldığı böyle bir dönem hiç olmamıştır herhalde… Gazetecilik sıfatını kullanarak iş takipçiliği yapan, hediye, avanta peşinde koşan, kendine ve çevresine maddi veya başka imkânlar sağlamak için eşik aşındıran, özellikle kamu kurumlarını nemalanma kapısı olarak gören ve “mutlaka bir şeyler koparırım” diyerek kapıların önlerinde yatanlar olduğunu duyuyoruz.

Kapılardan
Eli boş dönmeyenlerin muhataplarını yere göğe sığdıramadığı, buna karşın istediğini koparamayanlar ise “aba altından sopa” göstererek, “ben size gösteririm” tarzındaki tehditkâr imalarda bulunduğu geliyor kulağımıza…

Haa!
Gazeteciliği bir hakkın yapanlar yok mu? Var elbette. Ve O’nlar her şeye rağmen bu mesleğin saygınlığının bayraktarlığını yapıyorlar ki; O’nlara gıpta ediyor, övüyor, övünüyor ve örnek alıyoruz…

Ve fakat
Her meslekte olduğu gibi gazeteciliğin de çürük elmaları var. Tek sorun meslek kuruluşları ve “Ağabey”lerin sanki üzerlerine ölü toprağı serpilmişçesine sessiz olmaları ki; bu sükûnet “Çürük Elmalar”ın, “yaptığımız yanımıza kar kalıyor” mantığına sahip olmalarına neden oluyor.

“Çürük Elmalar”ın
Bazı çevrelerdeki taleplerini duyunca inanın küçük dilinizi yutarsınız. Elbette ki; ortada elde bir belge olmadığı için bu Çürükler inkâr yolunu seçeceklerdir. Ama kim neyi inkâr ederse etsin herkes kimin kaç kilo olduğunu çok iyi biliyor.   

İKİ:

Durum tespitimize noktayı koyup geçelim masalımıza… Yine hemen belirteyim ki; masal da karakterler de gerçek değildir. Kuşkusuz ki; günümüzle benzerlikler içerebilir fakat adı üstünde “masal” . Bu yüzden kimse üzerine alınmasın. Önemli olan her masaldan bir ders çıkarmak değimlidir zaten?

Bir varmış, bir yokmuş.
Develer tellal, pireler berber iken, bundan çok da uzak olmayan geçmiş bir zamanda Türkiye gibi bir ülkede, Bursa’ya çok benzeyen bir şehirde, iyilerin arasında iki de kötü yaşarmış… Başka kötüler de var tabii ki; ama onları sırası gelince başka masallarda paylaşacağım.

Akılları
Cinliğe çalışan bu iki kafadar, gazetecilik maskesi altında her türlü haltı işlemeye meyletmişler. Her ne kadar, ahlak abidesi görüntüsüyle piyasa yapsalar ve isimleri de bir o kadar mübarek olsa da kendileri alabildiğine şeytanilermiş anlayacağınız…

Baş aktöre
Cahil Cühela Cahit (CCC) diyelim isterseniz. Böylece başlıktaki CCC’nin kerameti de ortaya çıkmış olsun. Asıl mesleği hurdacılık olan CCC diğer kötülere göre sinsilikte üstüne yokmuş. İşi gücü fitne fesat çıkartmakmış… Bu yüzden olacak ki; birkaç yılda bir işten kovulurmuş… O’ndan kurtulanlar biri birine “geçmiş olsun” diyormuş. O derece vahim bir durummuş yani…

CCC
Hurdacılığın yanı sıra az buçuk gazeteciliğe de bulaşmış. Gördüğü renkli dünyaya tav olup, “tamam” demiş. “Medya bütün kapıları açıyor. Benim gibi yetenekli birisi hurdacı dükkânına hapsolacak değil ya, ne yapıp etmeli bu dünyaya adım atmalı…” diyormuş. Atmış ta…

Ama ne atmak…
Kalıptan kalıba girebildiği, sıvı gibi konulduğu kabın şeklini alabildiği, Akşamcı’yla akşamcı, Dindar’la dindar olabildiği, menfaati gereği her role girebildiği için bu işten epeyce nemalanmayı da başarmış… Her devrin, her ortamın adamıymış anlayacağınız…

Neyse
Gelelim CCC’nin fırıldaklıklarına… Bu masalda en masumunu anlatacağım. Bizim CCC bazı şeylere para vermeyi sevmezmiş. Yani, ikrama, hediyeye, avantaya düşkünmüş birazcık…

İş bu ya,
Arabasının benzinini bedavaya getirmeye çalışırmış mesela. Bir benzinlik kestirmiş gözüne ve depo boşalınca soluğu orda alırmış. İstasyon sahibi de ne yapsın bir – iki ücretsiz doldurmuş CCC’nin arabasının deposunu.  Kıyak yapmış, yardımcı olmuş bir bakıma…

Gel zaman, git zaman,
İş çığırından çıkmış. Utanmaz CCC, sanki alacaklı gibi aracını sürekli istasyona çeker, benzin dilenirmiş… İstasyon sahibi “yakamdan düşer mi” diye beklerken bizim CCC evlenmeye karar vermiş ve başkaca taleplerle gelmeye başlamış kendisine… “İsteyenin bir yüzü, vermeyen zenci” misali CCC balayını bile istasyon sahibine yıkmaya çalışmasın mı? Tesadüf bu ya, diğer Kötü de dadanmış aynı yere… Basın etiketiyle istasyon sahibin araçlarını kendi aracı gibi kullanıp dururmuş…        

Konuşmaya gelince
Hak, hukuk ve adalet savunuculuğunu kimseye düşürmez, mangalda kül bırakmazmış bu iki kafadar.

Günler günleri kovalamış,
Bizim CCC ve kafa dengi arkadaşının talepleri bitmek bilmeyince istasyon sahibinin canına tak etmiş ve rivayet odur ki; tekme tokat kovmuş bu iki yüzsüzü… “Sizi bir daha buralarda görürsem karışmam, bugüne kadar aldıklarınız da haram olsun” diye bağırmış arkalarından…

Evet,
Bugünlük bu kadar ancak iki kafadarın maceralarına ilerleyen günlerde yine devam edeceğiz. Haksız fazla mesai ücreti talep etmekten, komisyon takipçiliğine, iş alamadıkları kamu kurumlarına, “aba altından sopa” göstermekten içine sızdıkları etkin bir kitlenin mahremiyetini derin odaklara servis etmeye kadar daha neler var neler…

Hadi bakalım,
Şimdilik siz erin muradınıza biz çıkalım kerevetine…

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR