Çimento tartışması ve medya retoriği

Belki
Yedeklerden maça girmiş gibi olacağım ama şu “çimento tartışması”nda kullanılan dil, özellikle de barış sürecinin en hassas döneminde, şirazesinden çıkartılıp, “Kürt Sorunu”na kadar dayandırılınca vicdanımı zapt edemedim…

Malumunuz,
Bir süredir İşadamı Eyüp Kutlucan ile gazetesi Yüksel Baysal arasında patlak veren, sonrasında İsmail Öztat ile Huriye Gül Kolaylı’nın da dâhil olduğu bir “çimento tartışması”na şahit oluyoruz…

İşin özeti şu:
Eyüp Kutlucan Nilüfer sınırları içerinde bir çimento fabrikası kurmak istiyor. Gerekli olan bütün izinleri alıp, evraklarını tamam etmiş. Ortada yasal bir sorun yok…

Ve fakat
Yüksel Baysal’a göre “hangi izin alınmış olursa olsun” çimento fabrikasının kurulması birçok açıdan uygun değil…

Tartışma 
Bu minvalde ilerliyordu ki; İsmail Öztat topa girdi. Ama ne girmek, tabiri caiz ise kırmızı kart gerektirecek sertlikte ifadelerle sakatlıklara neden olacak cümleler kurdu. Topu saha dışına çıkartıp alakasız konulara bulaştırdı. Kaş yapayım derken göz çıkarttı. Yani, hiç olmadığı kadar talihsiz, alakasız, gereksiz, sakıncalı ve asla tasvip edilmeyecek bir pozisyondu Öztat’ınki…

Nitekim 
Öztat’ın, bir çimento fabrikasının kurulup kurulmaması tartışmasından konuyu Kürtlüğe kadar götürdüğü son derece sakıncalı ve asla onaylamayacağımız tavrını eleştirdiğimizi tarihe not düşüp bu faslı kapatalım.

 
Görünen gerçekler her zaman doğru değildir!


Meselenin özüne dönelim… 
Eyüp Kutlucan – Yüksel Baysal tartışmasında kimin haklı olduğuna bakalım… Evet, Kutlucan, gerekli bütün izinleri almış ve “haklıyım” diyor. Baysal ise, bütün izinlere rağmen başkaca sakıncalara dikkat çekip“haksızsın” diyor. Peki, gerçekte kim haklı?

Şimdi sizi biraz gerilere götüreceğim.
Ak Parti’nin geçmiş İl Danışma Toplantısı’nın basına kapalı bölümünde birisi söz alıp, kendisini Ak Parti Yavuzselim Mahalle Başkan Yardımcısı olarak tanıtmış ve Yıldırım Belediyesinin yapmayı planladığı“Kentsel Dönüşüm” projesi hakkında düşüncelerini paylaşmıştı… Eleştiriye içerleyen Belediye Başkanı Özgen Keskin ise o konuşmacıyı “provokatörlükle” suçlamıştı…

Yüksel Baysal da,
O konuşmacıyı, “korsan” olarak niteleyip, “acaba o toplantıda Özgen Keskin olmasaydı, bu konu açığa çıkacak mıydı?” diyerek görünen gerçeği doğru kabul edip adeta verip veriştirmişti…

Bu fakir ise
Bir doğrunun tecellisi adına, İl Danışma’da konuşan o kişinin adını da yazarak, ne Baysal’ın yazdığı gibi bir “korsan konuşmacı” ne de Keskin’in söylediği gibi bir “provokatör”, tam aksine, Ak Parti’ninYavuzselim Mahalle Başkanlığı’nda Sosyal İşlerden Sorumlu Başkan Yardımcısı ve üstelik Yıldırım’dan il delegesi olduğunu yazmıştı…

Ve fakat nafile…
Ne yazarsam yazayım, Baysal, Özgen Keskin’in “provokatör” ifadesine partiden kimsenin açıktan itiraz etmemesini gerekçe göstererek, görünen gerçeği doğru saydı ve eleştirdiğim için beni de yerden yere vurmuştu…

Şimdi bunu neden anımsattım?
Elbette ki; eski tartışmaları alevlendirmek veya yeni tartışma başlatmak niyetinde değilim. Sadece bir bakış açısını vurgulamak adına anlattım bunu…

Şimdi, 
Baysal’ın, görünen gerçeği doğru kabul ettiği o yaklaşımından yola çıkacak olursak, çimento fabrikası kurmak isteyen Eyüp Kutlucan yerden göğe kadar haklıdır. Çünkü partiden kimsenin Özgen Keskin’e itiraz etmemesi gibi, Kutlucan’a da yetkili hiçbir kurumdan itiraz yok. Şu halde Baysal kendi bakış açısıyla kendisini boşa çıkartmış olmuyor mu?

Oysa kazın ayağı öyle değil,
Yani, görünen gerçekler her zaman doğru değildir. Tıpkı, bütün izinleri almış olmasına rağmen Eyüp Kutlucan’ın çimento fabrikasını kurmak istemesi gibi… Tıpkı Özgen Keskin’in eleştiriye tahammül edemeyip, suçsuz birisini “provokatörlükle” suçlaması gibi… Bütün mesele, doğruları, gösterilen gerçeklere kurban etmeden dik bir duruş sergileyebilmekte… Her şartta bunu yapabiliyorsanız ne mutlu size…
 

Son söz:


Baysal
’ın Çağdaş Gazeteciler Derneği Başkanlığındaki performansıyla bütün dikkatleri üzerine çektiğini de kabul etmek lazım. Kim ne derse desin; dün varlığından bile haberdar olmadığımız bir dernek bugün Bursa’nın gündemine oturdu ve gündem belirler oldu. Bu az şey değil.

Ancak
Baysal’ın ÇGD seçimleri arifesinde ortaya koyduğu manifestoyla yüksekten bir giriş yaptığını da belirtmem gerekiyor. Haliyle gazeteciler beklenti içerisinde girdi.

Mesela, 
Meydan Gazetesi’nin kapanmasıyla ortaya çıkan mağduriyetin, Dibay Medya’da yaşanan haksızlıkların peşine düşecek mi? Mesela gazete bile olmayan bazı yayınların belediyelerden yüklü miktarda paralar kaldırmasına ne diyecek? Mesela bazı Egemenlerin bazı gazetecilere uyguladığı ambargo konusunda nasıl bir mesleki refleks sergileyecek? Bekleyip göreceğiz…

 

Mustafa Gültekin’i TWİTTER’den takip edin!
www.twitter.com/seferisair      

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR