23 Ağustos 2017 Çarşamba
ROTA BURSA

Çok ürpertici sözler bunlar!

Yer: Afyon Korel Otel…
29 Mart Yerel Seçimleri’nden yaklaşık iki hafta sonra. Ak Parti Yıldırım teşkilatı, mahalle temsilcileri, meclis üyeleri, kadın ve gençlik kolları da dâhil olmak üzere kampta…

Kürsüden,
Partililere seslenen Bakan Faruk Çelik, bir ara, kendisini çeken kamerayı da kapattırarak, “Hikmet Şahin’i ben getirdim, ben götürdüm” diyor…

Aman Allah’ım,
Bu ne kahredici bir kuvvet böyle? Teşkilattan gelen ve teşkilatçılığıyla nam salan Başbakan Tayip Erdoğan’ın partisinde birileri, kendisini “tek belirleyici” olarak görmekten ve bunu alenen söylemekten çekinmiyor…

Ve fakat
Bu ifade Recep Tayip Erdoğan sevdası ve davasına sadakatle bağlı binlerce teşkilat mensubunun emeğinin hiçe sayılması anlamına gelmiyor mu?

Yine,
İnsanların gözlerinin içine baka baka, Bursa gibi bir ilde Büyükşehir Belediye Başkanı’nı, “ben getirdim, ben götürdüm” demek, gelenleri ve gidenleri de töhmet altında bırakmaz mı?

Daha da vahimi,
“Gelecekler ve gidecekler benden sorulur” demenin diğer ifade tarzı olan “ben getirdim, ben götürdüm” demek, partililere en hafifinden gözdağı vermek, “ayağınızı denk alın” demek anlamına gelmez mi? Bu yıkıcı bir dayatma değil midir? Bunun neresi teşkilatçılıktır Allah aşkına? Bilen varsa beri gelsin lütfen…

***

Bakan Çelik’in,
Bu yakıcı sözleri hanidir kafamı kurcalıyordu ki; dün akşam İl Başkan Adayı Şevket Orhan’ın, delege yemeğinde eski vekil Zafer Hıdıroğlu’nun, “bu partiyi biz kurduk, bunları da biz getirdik, getirdiğimiz gibi götürmesini de biliriz” sözleri Bakan Çelik’in “ben getirdim, ben götürdüm” sözleriyle ne kadar da örtüşüyor değil mi?

Sormak istiyorum,
Başbakan Erdoğan bile, “bu partiyi halk kurdu biz sadece tabelasını astık” derken, Zafer Hıdıroğlu gibi, bu partide ne getirip ne götürdüğü ortada olan birisi bu derece bencil konuşma hakkını kendisinde nasıl görüyor doğrusu çok merak ediyorum…

Durun bitmedi!
Asıl bomba gecenin ilerleyen saatlerinde geldi. Şevket Orhan’ın sağ kolu konumunda olan Cafer Yıldız gece geç saatlerde delegeleri arayıp, “28 Şubat’ın kalıntıları ilde duruyor. Nasıl, Başbakan 28 Şubat’ı temizliyorsa siz de ildeki kalıntılarını temizleyin” gibi insanın kanını donduran sözler sarf etmiş.

Duyunca öleyazdım,
Aman Yarabbi! Bu ne hırstır böyle, bu ne gözü dönmüşlüktür? Talip olunan yer size ne vaat ediyor ki; elde etme hırsıyla bu derece şirazeden kayabiliyor ve atanmasında Başbakan Erdoğan’ın imzası olan kendi partililerinize, “28 Şubat kalıntısı” diyebiliyorsunuz? Gerçekten de çok ürpertici sözler bunlar. Soruyorum, bu sözler Başbakan Erdoğan’a da yapılmış ağır bir suçlama değil midir?

***

Burada,
Bir çift söz de Şevket Orhan’a diyeceğim. Aslında söylememek için çok direndim fakat dün geceden beri şahit olduklarım, vicdanımın isyanına engel olamadı. Dolayısıyla söylemek artık boynuma borç oldu.

Şevket Orhan,
Genel seçimlerde vekillik bahanesiyle Sedat Yalçın’ın yönetiminden istifa edenleri (ettirilenleri) diline dolayıp, rakibini vurmaya çalıştı değil mi? Durun şimdi. Bu insanların istifa etmesi noktasında bizzat Şevket Orhan’ın baskı yaptığı mahkeme tutanaklarınca sabit olduğunu biliyor muydunuz? Kimin zoruyla, nasıl bir amaç uğruna ve hangi akılla böylesi bir işin içine girdi acaba Şevket Orhan? Yoksa bu tertip, bir tür Sedat Yalçın’ı da “götürme” planı mıydı?

Öte yandan,
Şevket Orhan, bütün teşkilatları dolaşmışken, hatta adaylık açıklamasını İl Başkanlığında yapıp, bu imkânı kendisine verdiği için Başkan Yalçın’a teşekkür etmişken, dahası, delegeleri istenilen saatte arayıp, mevcut il yönetimini “28 Şubat kalıntısı” olarak suçlayacak kadar amansız bir özgüvenine sahipken; çıkıp “teşkilatlara sokulmama talimatı verildi” demesi gerçekle çelişmiyor mu?

***

Toparlamak gerekirse,
Hem Afyon Korel Otel’de söylenen, “Hikmet Şahin’i ben getirdim ben götürdüm” sözü; hem dün akşamki delege yemeğinde, “bunları biz getirdik. Getirdiğimiz gibi götürmesini de biliriz” sözü ve hem de, “28 Şubat’ın kalıntıları ilde duruyor, temizleyin”  sözü nasıl da aynı tornadan çıkmışçasına benzerlik arz ediyor değil mi?

Peki;
Kim bunlar ve nereden alıyorlar böylesine konuşma kudretini? Bakan Çelik’i size havale ediyorum. Fakat Cafer Yıldız’a soruverelim, ne danışıldığını bilmediğimiz bir makamda devletin aracına binmek ve kabarık maaşlar almak mıdır? Milli Görüşçü olmak? Veya Zafer Hıdıroğlu’na soralım. Ulusal gazetelere pek de hoş olmayan konularla manşet olmak mıdır muhafazakâr olmak?

Şimdi,
Şevket Orhan ne derse desin, Ak Parti’nin cefakâr delegeleri, İzmir Genelevi’nde çalışmış birisiyle yol arkadaşlığı yapanlardan erdemli hareketler çıkmayacağını da bilir pekâlâ… Ve fakat bazıları, “ayıbıyla oturmak” yerine diline Hak’ı dolayıp haklıymış gibi hala konuşmuyor mu, vallahi pes doğrusu…   

SON SÖZ
Yıllarca,“Tüyü bitmemiş yetim hakkı” edebiyatıyla pirim yapıp,“emin adam” edalarıyla hak ambarının başına geçtiklerinde arsızlaşan sözüm ona muhafazakârlar, ektikleri adaletsizliklerin bir gün adaletle harman olduğunu gördüğünde kendi vicdanları bile O’nlardan şikâyetçi olacak…

 

 

 

 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR