ROTA BURSA

Eline sağlık Ayşe abla!

Telefonum acı acı çalıyor.
Arayan, Yeni Marmara'dan arkadaşlar. "Mustafa Bey, yarın falanca saatte gazete olmanızı rica ediyoruz..." dediler.

Hay Allah!
Böyle zamansız saatlerde gazeteye davet edilince yüreğime hep bir sancı saplanır. Zira bugüne kadar eski patronum Hamza Eren haricinde kim beni böyle gazeteye davet ettiyse sebebi hep önceki günlerinde yazdığım hırçın yazılardan sonra dikkat çekmek için oldu.

Ne yalan söyleyeyim,
Yine aklımda aynı senaryo canlandı...

Ve fakat
Gazeteye vardığımda derin bir "oh" çektim. Meğerse, Yıldırım Belediye Başkanı İsmail Hakkı Edebali, ziyarete gelecekmiş, yazar-çizerler olarak bizler o saatte bundan sebep gazeteye çağırılmışız...

Neyse,
Başladık beklemeye... Zaman ilerledikçe karnım da zil çalmaya başladı. Zira sabah kahvaltısını bile yapmadan kendimi sokaklara attığımdan karnım sırtıma yapışacaktı neredeyse...

Dostlarla muhabbet güzel,
Ayşe Abla, çayların birini getirip diğerini götürüyor ama benim hiç içesim yok. Her getirdiği çayı geri çevirince Ayşe Abla artık bana ters ters bakmaya başladı...

Yeni bir çay daha getirip de
Geri götürmek zorunda kalmadan şu Başkan gelse de Ayşe Abla'dan zılgıtı yemeden bu faslı kapatsak diye aklımdan geçirirken beklenen misafirlerin geldiği haberiyle derin bir "oh" daha çektim...
 

***

Selam kelam, hal hatır faslından sonra,
Bizim karnı tok sırtı pek arkadaşlar Başkan Edebali'yi adeta soru bombardımanına tutmaya başlayınca biraz önce çektiğim "oh"un keyfi kısa sürdü. Kolay kolay "bitmez bu sohbet" dedim kendi kendime. Hayır, sohbet güzel aslında ama aç aç çekilmiyor...

Bu arada,
Başkan Edebali, bir soru üzerine Yıldırım'da yapmayı planladığı kentsel dönüşümü anlatmaya başlayınca aklıma kulakları çınlasın eski başkan Özgen Keskin geldi aklıma...

Özgen Keskin'e
Ne zaman kentsel dönüşüm sorulsa, "getir eciş bücüş evini al daireni" der kestirip atardı. Özgen Keskin bunu o kadar keyifle söylerdi ki, "eskiyi getir, yeniyi götür" kampanyası yapan beyaz eşyacılar bile kıskanırdı. O kadar ki; Keskin, söze, "ben yok, biz varız anlayışıyla..." diye başlar, fareleri küheylan, balkabağını fayton yapardı; ama saat gece yarısını vurdu ve büyü bozuldu...

Ne var ki;
Başkan Edebali, adeta devrim yapmış. Yıldırım'da kentsel dönüşüm olayını öyle derinlikli, öyle kapsayıcı temeller üzerinde yeniden planlamış ki; bizim karnı tok arkadaşların bile kafası allak bullak oldu. Aç halimle benim durumumu varın siz düşünün artık...

Sohbet, beklediğimden kısa sürdü.
Derin bir "oh" daha çekeyim diye toparlanırken Ayşe Abla belirdi bir anda karşımda, o sevimli Trakya şivesiyle, "sen bi gel bakayım mutfağa kadar" deyince tepemden kaynar sular devrildi. Israrla geri çevirdiğim çayların hesabını soracak diye ödüm koptu...

Ama sonuç
Yine beni şaşırttı. Ayşe Abla'mız, çorba, fırında patatesli köfte, pilav ve Kemalpaşa tatlısından oluşan nefis bir menü hazırlamış. Tabldotu önüme koyunca sevincimden neredeyse ağlayacaktım. Karnım doyunca kendime geldim. Allah razı olsun, eline sağlık Ayşe Abla...

Son söz:
Başkan Edebali'yi dinleyip, Ayşe Abla'yı yazdığım için bizim patron ne der bilmiyorum ama Ayşe Abla'nın yemekleri buna değerdi doğrusu. Ha bu arada bu yazı lütfen aramızda kalsın, bugün gazeteyi eve de götürmeyeceğim zaten. Esra mümkünse okumasın. Zira, "sen benim yaptığım yemeklerden başka yemeği nasıl beğenirsin" der ve beni bacağımdan ters asar alimallah. Nitekim, zılgıt yeme korkuyla başladığım günü hep "oh" çekerek tamamladım. Esra'dan hepsine bedel bir zılgıt yemek istemem hani...  
    

 

 

 

 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR