19 Ağustos 2017 Cumartesi
ROTA BURSA

Faruk Çelik’in suyuyla abdest alanlar!

Ak Parti’de,
Üyenin önüne sandık koyulmasıyla başlayan tartışma ve yükselen tansiyona ait epey bir kalem oynatmış, bir yazı amelesi olarak gördüğüm doğru ve yanlışları paylaşmaya çalışmıştım…

Nitekim
Bakan Faruk Çelik’in suyuyla abdest alanlar, bir nevi kendilerinin artık “kutsandığı”na inanmış olacaklar ki; adeta mangalda kül bırakmadılar…

İl Başkanı
Sedat Yalçın’ın, “daha az muhafazakâr” olduğu iddiasından başlayıp, Faruk Çelik’in, Tayyip Erdoğan sonrası “Başbakan olacağını” ancak bunu, “Bülent Arınç’ın engellemek istediği” iddialarına kadar vardırdılar ve işi “Çelik’e vefa”ya bağladılar…

Yetmedi,
Bu hususları yanlış bulduğunu ifade eden benim gibi yazı gündelikçilerine en hafifinden, “sen kim oluyorsun” diye diklenip, “koskoca Bakan’ı eleştirmeye utanmıyor musun?” diye adeta küplere bindiler. Bununla yetinseler ne ala, “işten atılmamız” adına gazete sahipleriyle görüşmek de dâhil birçok bela altı vuruş yaptılar…

Evet,
Ben utanmayı bilirim elbette. Hatta “utanalım” derim. Zira Allah utanmazları sevmez. Ancak utanmayı bilmek, yapılan yanlış işlere karşı çıkmaya engel olmasa gerek. Zira iki lafından birisi, “Allah, din, kitap” olup ta, icraatı bunlarla örtüşmeyen adamlara, “ne iş” diye sormayı, tam da utanma duygumdan aldığım cesaretle yaparım ben…

Su göründü teyemmüm bozuldu!     

Önemli bir dönemeç geçilirken;
Yani, “zurnanın zırt dediği yerde” Bakan Faruk Çelik, çıkıp, “Bursa’daki kongrelere dâhil değilim, delege listesini de merak etmiş değilim. Benim adımı karıştırmasınlar…” dedi ki; işler bir anda tersine döndü. Tabir-i caiz ise su göründü teyemmüm bozuldu…

Tamam,
Bakan Çelik’in bu son ifadesini de samimi bulmayabilir ve “madem müdahil değildin, o zaman bayramı da fırsat bilip sabahlara kadar süren toplantılar da neyin nesiydi?” diye sorabiliriz fakat konumuz bu değil…

Kaldı ki;
Bakan Çelik, geç de olsa, “Bursa’daki kongrelere dâhil değilim” diye beyanat veriyorsa inanmamazlık etmeyiz. arkasında başka bir şey mi var diye altını eşelemeyiz. Çünkü koskoca Bakan’ın yalan söyleyecek hali yoktur herhalde…

Parantezi kapatıp,
Konumuza dönecek olursak; Bakan Çelik’in, bu, “müdahil değilim” çıkışı, bugüne kadar hemen her gittikleri yerde, “bakanımız buyurdu ki…” diye söze başlayanların heveslerini kursağında bırakmışa benziyor… 

Öyle ki;
Kulağımıza gelenlere bakılacak olursa artık işin rengi değişmiş. Dün, “Bakan’a vefa” diye teşkilatlara sırt çevirip, her türlü bel altı vuruşu mubah görenler bugün, sağda solda, “Bakan bizi sattı” diye konuşuyorlarmış…

“Bakan sattı” dedirtmem!

Biliyorum,
“Bakan Çelik’i eleştirirken sana kızıyorduk ama haklıymışsın, hatta az bile yazmışsın” diyenler, makalenin tahrik edici başlığına aldanıp, yine sıkı bir Çelik eleştirisi okuyacaklarını umarak ve “oh olsun” demek isteyerek bir hışımla yazıya gömüldüler, ama nafile… Belli ki; bu satırlardan sonra bana da, “dönek” diyeceklerdir. Lakin gülüp geçeceğim…

Hatırlayacaksınız,
Faruk Çelik’e en sert eleştirileri reva gördüğüm ve söylediklerimi hala baki saydığım yazılarımda, “bir gün Bakan Çelik’i savunmak da bu fakire düşecek” demiştim…

Doğrusu,
O günün bu kadar erken geleceğini beklemiyordum. Fakat o gün bu gündür ve ben açıkça ilan ediyorum. “Bakan sattı” dedirtmem!

Nasıl ki;
Bakan Çelik’in suyuyla abdest alıp emeksiz bir cennetin hayaliyle, İl Başkanı Sedat Yalçın’a ve ekip arkadaşlarına mesnetsiz iddialarda bulunulmasına en sert tepkiyi verdiysem; Bakan Çelik’e de “sattı” denilmesi karşısında kalemimi siper ederim…

Bakan Çelik’in dostu düşmanı kim?

Yeri gelmişken,
Bu konuya da temas etmeyi farz-ı ayin mertebesinde görüyorum. İddia o ki; Bakan Çelik, “medyada ve siyasette üç düşmanım var. Medyadakiler: Mustafa Gültekin, Yüksel Baysal, Aysın Komitgan” diyormuş… Siyasettekiler ise lüzumsuz dedikodulara yol vermemek adına şimdilik bende kalsın…

Açık söylüyorum,
Ben her ne kadar beni sevmediğini düşünsem de Bakan Çelik’in böylesi bir tasnif yapacağına asla ihtimal vermiyorum… Bunun da bir “mutlu çelikçiler” tertibi olduğu kuvvetle muhtemeldir…

Ve fakat
Biran, Bakan Çelik’in de böyle düşündüğünü varsayalım. Yukarıda, adları “düşman” tahtasına yazılıp, hedef gösterilenler; dün, “vefa” diye bağırıp, bugün ise karnından “sattı” diye konuşanlar gibi asla ikiyüzlü olmamıştır…

Kendi adıma diyebilirim ki;
Bedelini, işimle, aşımla, ekmeğimle ödedim / ödüyorum da fakat cebine sefa umup, “Bakana vefa” diyenler gibi dokuz kat olup, yanlışa doğru, eğriye düz demedim. Haliyle, düşman tahtasına yazılsam da, düşman kesilip, “Bakan sattı” da demem, dedirtmem…

www.twitter.com/seferisair

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR