ROTA BURSA

Herkes gider Mersin’e Altepe gider tersine!

Değerli meslektaşım
Yüksel Baysal, önceki günkü yazısında Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe’yi yeniden başkanlık koltuğuna oturtmuş olsa da bunun temenniden öteye bir gerçekliğinin olmadığı gün gibi ortada…

Tamam,
Siyasette akşamsan sabaha çok şey değişebilir ve yarın ne olacağını bugünden kestirmek gerçekten de zor.

Ve fakat
“Görünen köy kılavuz istemez” diye de çok manidar bir söz söylemiş atalar. Recep Altepe’nin “yeniden adaylık” konusu da kılavuza gerek bırakmayacak kadar açık aslında…

Zira
Herkes Mersin’e giderken Altepe tersine gitmeyi tercih etti. Görünen o ki; bu tercihinde de hala alabildiğine ısrarcı… Daha seçimlere en iyi ihtimalle birbuçuk yıl varken yangından mal kaçırırcasına çıkıp, “ben adayım” demesi, ters istikamette freni patlamış kamyon gibi ilerlemesinden başka ne olabilir?

Tam burada
Sizin de aklınıza şu meşhur Temel fıkrası geldi değil mi? Hani, Temel bir gün aracıyla ters yola dalmış. Radyodan yapılan, “birisi ters yolda tam gaz ilerliyor” anonsunu duyunca, “ne birisi hepisi, hepisi…” demiş ya…

Tıpkı Temel misali
Recep Altepe de siyaset yolunda ters şeride daldı ve hızla ilerliyor. Bu zamansız ve fazlasıyla “panik kokan” yeniden adaylık çıkışı sanırım işin son noktası veya belki de duvara toslama anı…

Nagip Vardar vakası!

Şimdi
Biraz geriye gidelim. Nagip Vardar’ın bir gece yarısı operasyonuyla Ak Parti İl Başkanlığı koltuğuna oturtulduğu kongreyi anımsayalım. İşte ters şeride girdiği yol ayrımı burasıydı. Teşkilata, Genel Merkeze ve Başbakan Erdoğan’a rağmen ve bilakis karşılarında olmak pahasına “Nagip Vardar Vakası”na imza atmıştı Altepe…

Peki, sormazlar mı adama!
Çok kısa bir süre önce, üstelik Hikmet Şahin gibi başarılı bir belediye başkanına karşı seni tercih eden ve destekleyen teşkilata neden böyle sırt çevirdin, teşkilat iradesini hiçe sayıp aksi bir tertibin içine girdin, (Başbakan’ın tabiriyle) teşkilat üzerinde bir ameliyata kalkıştın diye?

Sorarlar tabii,
Nitekim sordular da… Gizlenen bütün gerçekler faş edince Nagip Vardar görevden alınıp yerine yeniden Sedat Yalçın atandı… Yani, yanlış hesap Başbakan Erdoğan’dan döndü. Döndü dönmesine fakat “Nagip Vardar vakası” Altepe tarafından Başbakan Erdoğan’a atılmış bir kazık olarak hafızalara çoktan kazındı…

Ne var ki;
Recep Altepe o günden bugüne yaşananlardan pek ders almışa benzemiyor. Aksi olsaydı, son kongre sürecinde, tıpkı geçmişe benzer bir tavır takınır mıydı? Hem bu sefer daha aleni yapar mıydı bunu? Öyle ki; teşkilatın kuşatıcı iradesine, Bülent Arınç’ın yakıcı desteğine, Genel Merkez’in ortak kanaati onaylayan duruşuna ve Başbakan Erdoğan’a rağmen teşkilat üzerinde yeni bir ameliyat yapma isteğiyle muhalefete soyunur muydu?

Ve bugün,
Ne teşkilatla, ne Bülent Arınç’la, ne Genel Merkez’le ve ne de Başbakan Erdoğan’la tek bir istişare etmeksizin, üstelik de gündem bu olmamasına rağmen çıkıp, “ben adayım, başka yer de kabul etmem” mealinde bir çıkışla bir bakıma, “ters yolda durmak yok yola devam” der miydi Altepe?

Peki, Altepe neden bu hataları yapıyor?

Bunun,
Birinci ve en önemli sebebi kuşkusuz belediye başkanlığını, hele ki; Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı taşıyacak bir vizyonunun olmamasıdır. Bu yakıcı eksiklik beraberinde özgüvensizlik getiriyor. Bu da ister istemez insanı birisinin gölgesine sığınmaya itiyor ve belki de mecbur ediyor…

Şimdi,
“Başkan Altepe kimin gölgesine sığınıyor?” gibi bir soru sormazsınız herhalde. Zira bu görünen köye kılavuz istemekten de öteye saçma bir durum olur…

İkincisi,
Ekip ve projesizlik ki; bu da aslında yine birinci maddenin bir sonucudur. Altepe’nin yönettiği yerlere bir bakın, dengesiz borçlanmayla kurumların mali yapıları bozulmamış mı? Çıkılan ihalelerin sürekli yargı engeliyle karşılaşması derin bir hukuki altyapı eksikliğini göstermiyor mu? Yanlış olduğu yandaşlarınca da söylenen projelere bakalım. Tamam, bir art niyet aramasak bile düşünülmeden yapılmış, adeta akşam akla gelmiş sabaha uygulanmış, temelsiz, günübirlik işler görüntüsü vermiyor mu? Peki, soruyorum, Bursa bu vizyonla mı bir dünya kenti olacak?

Üç idamlık proje

Evet,
Bursa’yı adeta idam eden üç yanlış proje sayın desek, aklımıza ilk gelen Doğanbey olur. Sonra stadyum ve belediye binasını sayarız herhalde… Ne yazık ki; bu üç idamlık projenin altında da Recep Altepe’nin imzası var.

Tek tek ele alıp,
Uzun uzadıya anlatacak değilim. Zira her birisi katliam niteliğinde… Adeta kâbus gibi çökmüş şehrin üzerine ve her birisi affı imkânsız birer günah olarak öylece duruyorlar orada…

Nitekim
“Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” demişler ya, altında Altepe imzası olan bu üç idamlık projenin her birisi bile yeniden adaylığının önünde büyük bir engeldir aslında… Şurası kesin ki; Bursa’nın bu üç idamlık projeye benzer bir katliamı daha kaldıracak ne mecali, ne imkânı, ne de tahammülü kalmıştır artık…

Yüksel Baysal’ın atladığı gerçek

Söze
Değerli meslektaşım Yüksel Baysal’ın (yanlış) tespitiyle başladık madem yine O’nun bir başka (yanlış) tespitiyle bitirelim.

Baysal,
Bakan Faruk Çelik’in, Kocayayla’da yaptığı toplantıda, “kesinlikle aday olmayacağım” dediği iddiasına atıfla, “helal olsun” demiş. Gerekçesini de, “büyük olasılıkla oturabileceği Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğunu elinin tersiyle itmesi” şeklinde açıklamış…

Ne yalan söyleyeyim,
Bunun gerçekten de Baysal’ın dediği gibi olmasını ne de çok isterdim. Elbette ki; “niyet okuyuculuğu” yapmayacağım fakat içimden bir ses yine de, “o asla öyle değil” diyor…

Çünkü:
Ak Parti’nin tüzüğü çok açık. 132. Madde, “Ak Parti listelerinden aday gösterilip seçilmiş olan belediye başkanları ve milletvekilleri, en fazla üç dönem aday gösterilebilir” diyor… Yani, bu bağlayıcı madde değişmediği müddetçe Faruk Çelik istese de Büyükşehir’e aday olamıyor. Yapılsa da yargıdan dönmesi kuvvetle muhtemel…

Şu halde
Bir kişinin zaten yasal olarak aday olamayacağı bir yeri, “elinin tersiyle itti” demek ve “helal olsun” diye övmek ne kadar doğru bir yaklaşım olur?

SON SÖZ:
Faruk Çelik ve Recep Altepe’yi Yüksel Baysal’dan çok daha iyi tanıdığımı sanıyorum. Zira Baysal’ın mensubu olduğu fikir  (burada Baysal'ı ayırmak istiyorum. Zira O, bu sözü kendisine yakıştırmaz) Çelik ve Altepe’ye, “yobaz” deyip, sakıncalı/zararlı görür ve gösterirken ben ve benim gibiler savundu O’nları... Bugün artık iktidarlar ve çok mesafe kat etmiş olacaklar ki; dün “yobaz” diyenlerin övgüsüne mazhar oluyorlar. Haliyle hakikat adına eleştirmekse yine bize kaldı… 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR