Limak Elektrik

'Kervan yoruldukça yük ağırlaşır'

Yüzde 51.4'lük sonuç gösteriyor ki;
Ak Parti kervanı yorulmaya başlamış ve sırtındaki yük her geçen gün alabildiğine ağırlaşıyor...

Tamam,
51.4 "evet"tir. Tecelli eden bu millet iradesini zerre miskal tartışmaya yer de gerek de yoktur. Bugün sandıktan çıkan "evet"in meşruiyetini tartışmaya kalkmak, tek kelimeyle çamura yatmaktır. Halkın buna tepkisi sert olur ve o çamura yatanlar o çamurdan çıkamazlar, boğulurlar. Bu böyle biline...

Ve fakat
Yüzde 51.4 ile Üsküdar'ın geçilemeyeceğinin de kesinkes bilinmesi gerekiyor. En başta söyleyeyim, Erdoğan için/adına ve/veya Erdoğan'dan rol çalarak konuşan küçük adamların söylediği büyük büyük ve pervasızca sözler en çok Erdoğan'ın sırtına yük oluyor. Bunun görülmesi ve bu dilin artık burulması/durdurulması gerekiyor.

Öyle ki;
Referandumun sonucu netleşmek üzereyken birisi çıkıp, "Evet kazandı ama savaşa hazır olun" gibi kepaze bir söz söyleyebiliyor. Bu sözün, "denize dökeriz"den aşağı kalır bir yanı var mıdır Allah aşkına? İşte zurnanın "zırt" dediği yer de burası. Ak Partililer, "denize dökeriz"e verdikleri tepkinin aynısını, "savaşa hazır olun"a vermedikçe ağır vebalden kurtulamazlar. Olacak şey değil, kiminle savaşıyoruz, yüzde 48.6 ile mi savaşacağız? Hadi ordan, kepaze herif seni... Nasıl ki; CHP, sandıktan "evet" çıkmasıyla seçim sürecinde kullandığı naif dili terk ederek, "hayır" diyenleri derin bir pişmanlığa sürüklemenin eşiğindeyse, bu ve bunun türevi kepazelerin kullandığı, toplumun sinir uçlarını adeta yırtan pis dil zamanla "hayır"ın kaçırılmış bir fırsat olarak görülmesine neden olacak?       

Bir de,
Dün başka cephelerden Ak Parti'ye, Erdoğan'a karşı ağır sözlerle bağıra bağıra konuşan adamlar bugün Erdoğan cephesinden geldikleri yerlere ateş ediyorlar. Sadece geldikleri yerlere ateş etseler ne ala, daha da ileriye gidip, Ak Parti içinde, özellikle de Erdoğan'la yol arkadaşlığı yapmış kişilere operasyon yapıyorlar ki; Ak Parti kervanının yorulmasına sebep sırtındaki en ağır yükün bu tipler olduğunu şuracığa not etmek isterim...

Başbakan Yıldırırım,
“Oylamadan bütün partilerin alması gereken mesajlar var, biz de payımıza düşeni aldık..." dedi. Bu mesajın gerçekten alınmış olmasını ve gereğinin harfiyen yapılmasını arzu ederim... Çünkü; bugün yine bir iş, hizmet yapılacaksa bunu Ak Parti kadrolarından başka daha iyi yapacak birilerinin ne yazık ki; olmadığını düşünüyorum. Dahası, Erdoğan liderliğinin Türkiye ve İslam coğrafyası için arz ettiği değer de ortada. Bu değeri tüketmeye matuf her söylemden, eylemden ısrarla kaçınmak gerektiğini düşünüyorum... 

Ancak,
Başbakan'ın, "aldık" dediği mesajın hakkıyla alındığı ve gereğinin bihakkın yapılacağı konusunda o kadar da emin değilim. Zira 7 Haziran'daki sonuçtan ders çıkarıldığı iddiasıyla 1 Kasım seçimine gidilmişti. Oysa ben o süreçte ve daha sonrasında gerçekten alınmış bir ders ve ona istinaden atılmış doğru ve radikal bir  adım göremedim. Şurası kimseyi yanıltmasın. 7 Haziran'da kaybedilmiş oyların, 1 Kasım'da geri gelmesi, verilen mesajın alınıp, gereğinin gerçekten yapıldığından değil, makul bir alternatifin olmadığından, bir koalisyon kabusuyla istikrarsızlık korkusundandır...

16 Nisan'da 
Sandıktan matematiksel olarak "evet" çıkmış olsa bile, Ak Parti adına sarsıcı bir değişim mesajının çıktığı da gün kadar açık. Bu değişim sadece kabine değişimi veya il başkanları, ilçe başkanlarını görevden alıp yerlerine başka isimlerin atanmasından ibaret bir  kadro değişimi olarak algılanmamalı, bununla birlikte ortak aklın öne alındığı, etik, eşitlik, özgürlük ve adalet temelinde yeniden yeni bir siyaset vizyonu da üretilmeli.

Bu iş için
En sondan, yani, 16 Nisan'dan başlayalım. 2015 seçimlerine göre Ak Parti ve MHP'nin oy toplamı yüzde 61'in üzerinde idi. Buna, Doğu illerinde, HDP seçmeninden "evet" lehine kaymaların olduğunu da düşünürsek oranın yüzde 61'den çok daha yukarılarda olması gerekiyordu. Lakin böyle olmadı. Sonuç yüzde 51.4... Bunun anlamı, öteden beri Ak Parti'ye oy veren yüzde 10 dolayında bir seçmenin tercihini "hayır"dan yana kullandığıdır.

Önce,
Bugüne kadar her şartta oyunu Ak Parti'ye veren bu yüzde 10'luk kesimin neden "evet"e ikna olmadığını iyi araştırmak gerekiyor.

Sonra,
Teşkilatların çalışma şeklini masaya yatırmak lazım. Zira Bursa'da gördüğümüz manzaradan hareket edecek olursak teşkilatların çalışmadığı veya iyi çalıştırılamadığı ortada. Ak Parti'nin eski seçim kampanyalarını yakinen takip etmiş birisi olarak söyleyebilirim ki; 16 Nisan sürecinde yapılan çalışma daha önceki süreçlerde en kötü kampanyaya bile rahmet okutacak kadar dibe vurmuş bir haldeydi...

Dahası,
Elini sıcak sudan soğuk suya sokmadan çalışan, daha doğrusu çalışıyormuş gibi yapan İl Başkanından teşkilat yöneticilerine, meclis üyelerinden milletvekillerine kadar birçok ismin sokaklarda hiçbir karşılığının olmaması da bu sonucun doğmasına sebeptir. Kimse darılıp gücenmesin, Bursa'da il başkanı ve yönetiminin yine O il başkanı marifetiyle şekillenen milletvekillerinin yok hükmünde olduğu çok net olarak görülmüştür...   

Burada
Bir parantez açıp, su gerçeğin altını özellikle çizmek isterim. Her türlü eleştiriyi yapıyor olmamıza rağmen Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe'yi Bursa sokaklarında "evet" adına karşılığı olan baskın bir karakter olarak gördük. Yine, İnegöl Belediye Başkanı Alinur Aktaş, Yıldırım Belediye Başkanı İsmail Hakkı Edebali ve Yıldırım İlçe Başkanı Hüdayi Yazıcı'nın canla başla çalıştıklarına şahit olduk. Zaten İnegöl ve Yıldırım'da alınan sonuçlar bu çalışmanın kanıtı nispetinde değil mi? Açık söylüyorum, İnegöl ve Yıldırım'da "evet"ler bir miktar daha düşük çıksaydı, İstanbul ve Ankara'yla birlikte Bursa da kaybedilen metropoller arasında olabilirdi...    

Öte yandan, 
Eski il başkanı Sedat Yalçın, Nilüfer Belediye Başkan Adayı  Mustafa Esgin, Osmangazi İlçe Başkanı Ali Yılmaz, eski milletvekili Sedat Kızılcıklı'nın da samimiyetle çalışanlar olarak haklarını teslim etmek gerekiyor...

Evet,
16 Nisan hayırlısıyla geçildi. Tabir-i caiz ise, kabiliyetsiz oyuncular ve kötü oyuna rağmen maç bir sıfır oldu bizim oldu. Fakat 2019'a giden yolda hatırı sayılır bir hal ve tavır değişikliğine gidilmez ise bugün her şeye rağmen yüzde 51.4'ün içinde olup da gidişattan rahatsızlık duyan makul bir oran muteber bir alternatif arayışına girebilir. Böyle bir gelişme, 2019'da Erdoğan'ı Türkiye'nin ilk başkanı yapma hevesimizi kursağımızda bırakabilir. Yani, 2002'den beri galip götürdüğümüz maçın uzatmalarında üstelik kendi evimizde yine üstelik kendi elimizle yiyeceğimiz bir golle sahadan mağlup ayrılabiliriz.

Soruyorum, 
Böylesine kahredici bir sonu hangimiz yaşamak ister? Elbette ki; hiçbirimiz. En azından, daha ortada Ak Parti yokken, iktidar yokken Erdoğan'la beraber yol yürüyen bizler istemeyiz...

Böylesine
Kahredici bir kaderle yüzleşmemek için yüzümüzü geçmişimize çevirerek bugünümüzü tamir ve geleceğimizi tayin etmeliyiz. Öyle ki; siyasetin felç olduğu, tarihin en ölümcül ekonomik buhranının yaşandığı, adeta zifiri karanlıkta yaktı ışıklarını Ak Parti. Ve Türk siyasi hayatının en zorlu bir evresinde tek başına iktidara geldi.

O günden beri,
Türkiye'nin en etkin ve en geniş toplumsal tabana ve o oranda desteğe sahip partisi olarak yoluna devam ediyor. Kuşkusuz ki; bu başarının sırrı, Ak Parti'nin iki kurucu kavramı olan "adalet" ve "kalkınma" temelinde ufuk açıcı, uzlaşmacı tavrının yanında, toplumsal talepleri siyasetin kurucu unsuru olarak görmesi, sarsılmaz bir iradeyle bu unsura sahip çıkmasındadır. Bu sahici sahiplenme sayesinde hiçbir siyasal oluşum Ak Parti'ye alternatif olamamıştır ve bu durum hala da geçerliliğini korumaktadır.

Ve şimdi,
Hangi zor şartlardan geçilirse geçilsin, Ak Parti, kendini var eden bu temel parametrelerden kopmamalı, kopartılmasına asla izin verilmemelidir. Aksi durum, toplumsal kredinin hızla tükenmesine sebep olur ki; her şartta oyunu Ak Parti'ye vermiş yüzde 10'luk bir kesimin "evet"e ikna edilememesinin sebebi de bu kredinin geri alınmaya başladığının ilk işaret fişeğidir.

SON SÖZ:
2002'den beri, "durmak yok yola devam" diyoruz ya; işte şimdi biraz durma, durulma zamanı. Geriye dönüp kervana şöyle bir göz atma zamanı. Düşenleri kaldırma, yorulanları dinlendirme zamanı. Biraz halleşme, helalleşme zamanı. Yol uzun, yolculuk çetin geçecek. Yenilmemek için yenilenme zamanı. Hadi bakalım, vira bismillah, ya Allah... 



Mustafa Gültekin'i TWİTTER'dan takip edin!
www.twitter.com/SeferiSair 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR