Limak Elektrik
11 Aralık 2017 Pazartesi

Kılıçdaroğlu oturduğu koltuğu Sarıgül’e borçlu

CHP Genel Başkanı
Kemal Kılıçdaroğlu, katıldığı bir televizyon programında, “Sarıgül partimize gelmek isterse bizim itirazımız olmaz” demiş.

Bakıyorum da
Hemen birçok medya organı haberi, “Kılıçdaroğlu’ndan Sarıgül’e yeşil ışık” başlığıyla verdi. Sanırsınız ki; Mustafa Sarıgül, Kılıçdaroğlu’ndan böyle bir yeşil ışık bekliyor veya lütfüne ihtiyacı var.

Kılıçdaroğlu,
“Genel başkanlığımla beraber geçmişteki kırgınlıkları kapatmak istiyoruz” gibi Sosyal Demokratlar nezdinde şirinliğe soyunuyor fakat ne zaman söz Mustafa Sarıgül’den açılsa topu taca atmaktan da geri durmuyor.

Neymiş,
Sarıgül, partilerine gelmek isterse itirazları olmazmış. Aman ne büyük bir lütufta bulunmuş. Yahu, Kılıçdaroğlu, bugün oturduğu koltuğu bile Sarıgül’e borçluyken nasıl bu kadar çiğ bir laf edebilir anlamış değilim. Hadi lafın çiğliğini geçtim, bu ifadeyle bayağı bir iş başardığını sanmıyor mu insanın fıttırası geliyor. Nitekim Sosyal Demokratlar adına fevkalade üzülüyorum.

Kılıçdaroğlu,
Oturduğu koltuğu neden Sarıgül’e borçlu gelin bir hatırlayalım. Bir tarafta Deniz Baykal liderliğinde dibe vurmuş bir CHP, diğer tarafta ülkenin hemen her yerinde gümbür gümbür mitingler gerçekleştiren Mustafa Sarıgül liderliğindeki Türkiye Değişim Hareketi.

İktidara susamış kalabalıklar
Ellerinde TDH bayrakları, boyunlarında sarı atkılarıyla düşmüşler Sarıgül’ün peşine… Hiçbir resmiyetin olmamasına rağmen bütün anketler yüzde 15’leri gösteriyor…  

Ve fakat
TDH’nin partileşmesine ramak kala, CHP’de baş gösteren “kaset skandalı” Baykal’ın başını yemekle kalmadı. Kılıçdaroğlu’nun da yolunu açtı. İster istemez her değişimde olduğu gibi CHP’de de bir rüzgâr esmeye başladı ki; Sosyal Demokratlar, “acaba bu sefer olur mu?” düşüncesiyle ümitlendiler…

İşte
“Zurnanın zırt dediği yer” de tam burası. Mustafa Sarıgül, Sosyal Demokratların iktidar özlemlerine karşı gelecekte “bir bölen” olarak anılmamak için son derece yerinde bir karar alarak, hiçbir beklenti ve pazarlık içinde olmaksızın, “TDH’nin partileşmesini öteliyoruz ve CHP’yi destekleyeceğiz” dedi.

Kuşkusuz ki;
Sarıgül’ün bu tarihi kararı, Kılıçdaroğlu’nun, o gün bugündür CHP Genel Başkanlığı koltuğunda oturmasını sağladı…

Biran için
Aksini düşünelim ve bir nevi bu fikrin sağlamasını yapalım. Sarıgül, TDH’nin siyasallaşmasını ötelemek yerine partisini kurup hız kesmeden mitinglere devam etseydi ve seçime girseydi en kötü ihtimalde barajı geçmesi kuvvetle muhtemeldi.

Böyle bir durumda
CHP’nin alacağı oy yüzde 25 olur muydu? Mümkün değil. Bırakın yüzde 25’i en iyi ihtimal barajı geçmek olurdu ki; bu sonuç Kılıçdaroğlu’nun ebediyen siyaset sahnesinden silinmesi anlamına gelmez miydi?

Pekâlâ,
Şu halde Kılıçdaroğlu hala siyaset sahnesinde ve CHP’nin genel başkanı ise bunu bal gibi de Mustafa Sarıgül’e borçlu değil mi? “Değil” demek ve bu ölümcül gerçeği görmemek için insanın aklından zoru olması lazım. Yoksa en geçer sebep “art niyet” olur…

Kaldı ki;
Bütün iyi niyete ve desteğe rağmen alınan yüzde 25’lik oy da asla bir başarı değildir. Bence Kılıçdaroğlu seçim sabahı istifa etmeliydi. Bunu yapabilmiş olsaydı Türk Siyasi Tarihi’ne bugünkünden daha derin bir iz bırakırdı. Ancak Kılıçdaroğlu da alışılagelmiş bir siyasetçi portresi çizerek koltuğu idealizme tercih etti. Böylece Sosyal Demokratların bir kez daha sukutu hayale uğramasına neden oldu ve olmaya da devam ediyor.

Eğer Kılıçdaroğlu
Gerçekten Sarıgül’ün CHP’ye gelmesini isteseydi seçildiğinin hemen ertesinde randevusunu alır ve TDH mensubu bütün yol arkadaşlarıyla birlikte Sarıgül’ü partiye katılmaya ikna ederdi. Bu durumda her ilde binlerce TDH’li törenlerle CHP’ye geçerdi. Sürecin sonunda Sarıgül de, en az 50 bin kişilik bir kalabalıkla Ankara’da partiye geçiş imzasını atardı.

Şöyle arkanıza yaslanıp
Bu anlattıklarımı gözünüzün ününden bir geçirin bakalım. Eğer Kılıçdaroğlu bunu başarabilmiş olsaydı eli bugünkünden daha güçlü ve vatandaş nezdinde daha itibarlı bir lider olmaz mıydı? Olurdu, ancak bunu yapmak cesaret ister ve cesarette genel başkanlarda değil liderlerde olur… Ne yazık ki; Kılıçdaroğlu, lider olamamış bir genel başkan olarak Sosyal Demokrasi’nin önünde bir tıkaç vazifesi görüyor… Acı olan bu yakıcı gerçeği kendisinin görmüyor olması. Belki de görüyordur da işine gelmiyordur, kim bilir…  

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR