Limak Elektrik
11 Aralık 2017 Pazartesi

"Mümin bir delikten iki kez ısırılmaz”

Bu hadisi,
Son zamanlarda herhalde en çok Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ağzından duyuyoruz. Erdoğan, hitap ettiği topluluğa ve o topluluk vesilesiyle de bütün topluma bu hadisi hatırlatıp, zarar olan şeyleri ikinci kez yapmamayı öğütlüyor.

Erdoğan,
Yerden göğe kadar da haklı...
Zararı tecrübeyle sabit olan bir şeyi yapmamak, tehlikesini bildiğimiz şeyleri yinelememek, aynı zamanda Yüce Allah'ın, "akletmez misiniz?" diye sorduğu ve akletmemiz için verdiği  aklımızı kullanmanın da bir gereğidir.

İşte tam da burada,
Erdoğan'ın, bize, "Mümin bir delikten iki kez ısırılmaz" hatırlatmasını ben de kendisine hatırlatarak, "ısırıldığınız deliğe elinizi yeniden sokacak mısınız?" diye sormak istiyorum.

Birileri çıkıp,
"Bu ne cüret" diyebilir. Desinler. Ben yine de sormakta ısrar edeceğim. Soracağım, çünkü yetmiş yedi yaşındaki anamın her namazından sonra biz evlatlarıyla birlikte "Allah'ım sen Tayyibimi koru" diye dua ederek bize dua kardeşi yaptığı Tayyip Erdoğan'a kardeşlik hukukum gereği ve kardeş samimiyetinde soru sormak hakkım olsa gerek...

Evet,
Isırıldığın deliğe elini yeniden sokacak mısın Reis?

Şöyle ki;
Din kamuflajıyla kendisini gizleyip, hemen her kurumda sinsice örgütlenen ve nihayetinde yeryüzünün belki de bir daha zor şahit olacağı bir ihanete kalkışan FETÖ pisliğinden devleti temizlemenin mücadelesi veriliyor.

Ve fakat
FETÖ'den boşalan alanların kimler tarafından doldurulmak istendiği noktasında ciddi tereddütler var. Sadece kamuda değil, Erdoğan'ın yeniden genel başkan seçilmesiyle Ak Parti'de başlayan yenilenme sürecinde de karşımıza çıkıyor bu durum.

Bir süredir,
Özellikle "metal yorgunluğu" ile özetlenen yeni süreçle Ak Parti'de birçok il başkanın, ilçe başkanın ve belki de belediye başkanlarının koltuğu bir başkasına bırakması söz konusu...

Görünen o ki;
Boşalma ihtimali olan koltuklar için cemaatler, tarikatlar, STK'lar çoktan harekete geçmişler el ovuşturuyorlar, birbirleriyle yarışırcasına derin kulis, yoğun lobi peşindeler. Oysa sormak lazım, madem siz bir cemaatseniz, tarikatsanız, referansınız İslam ve muradınız Allah rızasını kazanmak, bu manada ahlaklı insanlar yetiştirmek; o halde siyasetin derin dehlizlerinde işiniz ne? Siz tasavvufun ruhuna uygun olarak Allah katındaki makamlar için adam yetiştirmek derdinde misiniz, yoksa adamlarınızı siyasetin makamlarına yerleştirmek niyetinde misiniz? Eğer cevabınız birincisi ise siyaset kapısından size ekmek çıkmaz, siz tekkeye düzgün odun taşımanın hesabını yapın. Yok cevabınız ikincisi ise o halde tasavvuftan dem vurmayın. Bizim bildiğimiz tasavvufta müritliğe soyunanlar Aziz Mahmut Hudayi hazretleri gibi kadılığı bırakıp sokaklarda ciğer satma makamına talip olurlar ki; gönül makamlarında yükselsinler.

Yanlış anlaşılmasın,
Her dini topluluk, bünyesinden bir FETÖ ihaneti çıkaracak imasında falan bulunmuyoruz. Bilmişlik taslayarak kimsenin hizmetini hor görmek gibi bir niyetimiz de yok. Fakat bu işlerin böyle gitmeyeceği de ortada. Bu cemaat, tarikat hatta STK yapılanmalarının yeniden ele alınması ve varoluş amaçları doğrultusunda yeniden disipline edilmesi büyük bir zarurete dönüşmüş vaziyette.

Şimdi,
Yaşadığımız çok acı FETÖ tecrübesine rağmen liyakati bir kenara bırakıp gerek kamu makamlarını ve gerekse Ak Parti'nin il, ilçe, belediye başkanlıklarını derin kulis yapmayı başaran cemaatlerin, tarikatların veya STK'ların istediği isimlere mi teslim edeceğiz?

Olmaz böyle bir şey!
Olamaz, olmamalı... Gerek devlet ve gerekse Ak Parti, liyakat sahibi, ehil eller tarafından, şeffaf ve hesap verebilir bir şekilde yönetilmesi adına bütün insan kaynaklarımızı hareket geçirebilmeliyiz. Buna ölümcül derecede ihtiyacımız var. Nitekim, cemaat, tarikat referansıyla koltuğa oturan kişi özünde "çok iyi insan" da olsa bir müddet sonra kendisini o koltuğa taşıyan grubun etkisiyle belki kendisinin bile tasvip etmeyeceği işleri yapar hale geliyor. Devlet, millet gerçeğine inat kendi gördükleri bir rüyanın etkisinde güçleniyorlar, güçlendikçe de kendilerini kutsayıp, dokunulmaz görmeye başlıyorlar. Bir süre sonra da ipin ucu hepten kaçıyor. Ancak ağır fatura bu kişilere değil Ak Parti'ye kesiliyor. İşte kesilen bu faturaların toplamından çıkacak hesap yüzde 50 artı bir için büyük bir riski de bünyesinde barındırıyor.

Bitirmeden,
Bir önemli hususun daha altını çizmek istiyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan, yüksek hedefleri gösterip, bunun gereği olarak yüksek  perdeden "değişim" mesajı verince parti tabanı, kamuoyu heyecanlanıyor ve Erdoğan'ın çizdiği o yüksek profile uyan kişilerin kimler olduğunu, olabileceğini araştırmaya başlıyor. Buluyor da... Çünkü herkes kendi ilçesinde, ilinde, teşkilatında kimlerin O profile uyacağını biliyor ve O isimlere görev verileceği kanaatine varıyor. O isimler göreve gelirse taş gediğine oturmuş oluyor. Yok, işin içine cemaat, tarikat, STK'lar girip, alakasız kişilere taşıyamayacağı roller verilir ise ortaya komik, hatta trajikomik bir manzara çıkar ki; böyle bir manzara karşısında gülelim mi, ağlayalım mı?

Oysa Ankara'da 
Bu kadar ince eleyip sık dokumaya gerek yok. Bursa'da teşkilatları bir salona toplasak ve nasıl bir il başkanı istediğimizin çerçevesini çizip, "sizce bu çerçeveye kim oturur?" diye sorsak kahir ekseriyet en doğru kişiyi işaretleyecektir. İşte O İl Başkanı, cemaatlerin, tarikatların değil; onları da dışlamadan teşkilatın, toplumun nabzını tutar ki; gerçek başarı budur ve aslında Erdoğan tam da bunu istiyor bence. Fakat bu böyle tecelli etmiyorsa eğer Erdoğan ile teşkilat ve toplum arasında köprü olanlar doğru işler yapmıyorlar demektir. Doğru iş yapmayanlarla doğru sonuçlar alınır mı onu da siz söyleyin... 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR