rotabursaTV

Nihayet biri, "yanlış yaptık" dedi!

"2002'den beri,
'Durmak yok yola devam' diyoruz ya; işte şimdi biraz durma, durulma zamanı. Geriye dönüp kervana şöyle bir göz atma zamanı. Düşenleri kaldırma, yorulanları dinlendirme zamanı. Biraz halleşme, helalleşme zamanı. Yol uzun, yolculuk çetin geçecek. Yenilmemek için yenilenme zamanı. Hadi bakalım, vira bismillah, ya Allah..."

Bu satırlar,
Bundan tam üç yıl önce, 23 Nisan 2017'de "Kervan Yoruldukça Yük Ağırlaşır" başlığıyla, 16 Nisan referandum sonrasında Ak Parti içinde yaşanan derin tartışmaya atıfla sonraki süreçlerde atılması gereken adımların ne olması gerektiğine dair kaleme aldığım yazımın son satırları...

Belli ki;
Bu fakir, "Yenilmemek için yenilenmek" derken kimse üzerine alınmamış. Tıpkı daha önceleri yaptığımız naçizane uyarılarımızın önemsenmediği gibi... Fakat umursanmayan uyarıların faturası ağır oldu. Bursa'nın direkten döndüğü yerel seçimlerde İstanbul, Ankara, Antalya başta olmak üzere birçok şehir kaybedildi. Hem de göz göre göre kaybedildi.

Bu büyük kaybın,
İleride daha büyük kayıplara kapı araladığı nihayet birilerinin kafasına "dank" etmiş olacak ki; belki de ilk defa, "yanlış yaptık" denildi...

Evet,
Ak Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan, bir televizyon programında açık açık itiraf etti bunu. Ak Parti'de özgüven eksiğinden dem vuran Turan, "yapılan hatalar nedeniyle İstanbul ve Ankara'yı kaybettik" dedi. Doğru mu? Evet, hem de çok doğru...

Ve fakat,
Bülent Turan'ın, konuşmasının tamamına baktığımız zaman büyük fotoğrafın ancak dörtte birine işaret ettiğini görüyoruz. Tamam, içimizde "her şey çok güzel gidiyor" diyenlere inat yapılan yanlışları görmek ve dillendirmek önemli bir gelişme. Ne var ki; yeterli olmadığını da üstüne basa basa söylemek durumundayım.

Mesela,
"Kendi camiamızda özgüven yoksunluğu hissediyorum" diyen Bülent Turan ve partide söz sahibi olanlar hiç kendilerine sordular mı,  Ak Parti teşkilatları, Ak Parti'ye oy verenler bugüne kadar Recep Tayyip Erdoğan'ın peşinden büyük bir şevkle ve yüksek bir özgüvenle gidiyorken, bugün ne oldu da bu heyecan yitirildi diye?

Bugün,
Aranan/istenen o heyecan, özgüven yoksa sorun sadece teşkilatlarda ve oy verenlerde mi oluştu? Yani, en başta Tayyip Erdoğan olmak üzere, "hiçbir şey olmasa bile kesin bir şey oldu" diye beyin yakacak cümleler kurabilen parti karar organlarının hiç mi hatası, yanlışı yok?

Acaba diyorum,
Adına, "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi" dediğimiz yeni hükümet etme şeklimiz olamaz mı bu heyecan ve özgüven eksikliğinin sebeplerinden birisi? Zira bu sistem ara kademelerin tamamını yetkisizleştirdi, adeta etkisiz eleman haline getirdi. Kurumları, "vesayet" gerekçesiyle alabildiğine zayıflattı. Halbuki, o kurumlar liyakat ile yönetilebilseydi büyük hataların da önüne geçilmiş olurdu.

Burada,
Bülent Turan'ın, "sadece Erdoğan'ın üzerine yük bindiren, başka bir risk almayan, iş yapmayan yöneticilerden acilen kurtulmamız lazım..." sözlerini hatırlatıp, "liyakat" bahsinin altını bir kez daha ve kalınca çizmek ve çizerken de sormak isterim. Rize, Trabzon ve bu Rizeliler ve Trabzonluların tanıdığı İmam Hatipli, eş, dost, akraba ve ahbaplarından başka kimseye güvenmeyen bir yapı ile özlenen liyakatli sistem kurulabilir mi? 

Mesela,
Aynı yolda yürür, yağan yağmurda ıslanıp, "Has bahçemiz yurdumuzdur, Aynı bağın gülüyüz biz" türküsünü büyük bir şevkle söylerken arada üzerimize çamur sıçratanları uyaranlara "diken" muamelesi yapılanların heyecanı, özgüveni, dahası inancı kalır mı?

Mesela,
Özellikle son yıllardaki seçimlerde adeta haram vekillikler, belediye başkanlıkları verildi. Yıllar yılı, Erdoğan'a güvenmiş, Ak Parti'ye inanmış ve büyük bir heyecanla, özgüvenle çalışıp rüştünü ispat etmiş onca liyakat ehli emektar partili varken, zerre emeği ve hiçbir özelliği olmadığı halde sırf ahbap çavuş ilişkisiyle milletvekili, belediye başkanı, meclis üyesi yapılanlar var ya; işte onların vekilliği, başkanlığı tamamen haram.

Peki;
Bu insanları, bugün özgüven kaybı yaşadığı söylenen teşkilatlar mı seçti o makamlara, yoksa bu insanlar hiç ama hiç hak etmedikleri yerlere, üstelik teşkilatlara rağmen getirildiği ve bunu yapmakta ısrar edildiği için mi heyecan ve özgüven yitirildi?

Burada,
İsim de vererek Bursa'da benim de, koskoca Ak Parti camiası ve Bursa kamuoyunun da şahit olduğu ibretlik bir örneği hatırlatmak istiyorum. 2009'da Recep Altepe, Osmangazi Belediyesi'ni gırtlağa kadar borca batırdığı halde, Altepe'den daha başarılı olduğu herkesçe bilinen rahmetlik Hikmet Şahin'in yerine Büyükşehir'e aday gösterildi. Teşkilat bunu sineye çekti. Fakat Doğanbey ucubeleri başta olmak üzere daha birçok skandal uygulamaya ve yine Büyükşehir'i de gırtlağa kadar borca batırmış olmasına rağmen aynı Altepe üstelik teşkilatların şiddetle karşı çıkmasına rağmen 2014'de yine ve nedeni bilinmeyen bir ısrarla aday gösterildi.

Ve üstelik bu sefer karşısında
İl başkanı olarak Ak Parti'yi Bursa'da 5 yıl boyunca zirveye taşımış, taraflı tarafsız herkesin takdirini kazanmış. Bursa'nın kitabını yazmış, yüksek bir temsil ve vizyon sahibi Sedat Yalçın varken ve Altepe'nin adaylığı da külliyen yanlışken ehliyet ve liyakatin üstü bir kez daha çizilip Recep Altepe'nin eli kaldırıldı. Ve malum, görev süresi dolmadan da istifası alınmak zorunda kaldı ki; ben dahil, Altepe'nin ikinci defa aday yapılmaması gerektiğini söyleyenlerin haklılığı ortaya çıkmış oldu. Şimdi Bursa'da üst üste bunca yanlış kararı, bugün özgüvenini yitirdiği söylenen teşkilatlar mı verdi? Veya teşkilatlara rağmen üst üste yanlışta ısrar edildiği için mi heyecan ve özgüven yitirildi?

Bugün Bursa,
Şehir metrosu gibi vizyon projeleri hayata geçirmek şöyle dursun, lafını bile edemiyorsa, Bursa'da Ak Parti'nin ilk seçiminden son seçimine kadar aday belirlemede karar vericilerin hiç umursamadan, inatla yanlış üstüne yanlış yapmasının sonucudur. Haliyle üst üste yapılan yanlışlar heyecanı, özgüveni de öldürür/ öldürdü de...

Hazır yeri gelmişken,
Bülent Turan'a ve genel merkezde söz sahibi eski yeni bütün yöneticilere sormak isterim. Görevden ayrıldıktan sonra Ak Parti'nin her zor seçiminde en ön safta yerini alıp, var gücüyle çalıştığı halde, (buna en çok Mehmet Müezzinoğlu ve Efkan Ala şahittir) bir kez olsun aranıp, nezaketen de olsa hali hatırı sorulmuş mudur Sedat Yalçın'ın?

Mesela,
Büyükşehir Belediye Başkanlığı için İl Başkanlığı'ndan istifa etme sürecinde ve sonraki süreçte yaşananlara dair Ak Parti'nin karar vericilerinden bir Allah'ın kulu çıkıp süreci bir de kendisinden dinleme gereği duymuş mudur acaba? Bence, Ak Parti'de yukarıdakiler aşağıdakilerle arayı epey açtıkları için kimsenin aklına bile gelmemiştir böyle bir şey...

Eeee, şimdi böylesine bir birikim,
Bunca emek, tecrübe dururken, Sedat Yalçın'ın tırnağının ucu kadar bile emeği, alın teri olmayanları, üstelik hiçbir özelliği de yokken vekil yapmak hangi kıt aklın ürünüydü diye sormayalım mı yani? Haliyle böylesine ölümcül bir vefasızlığa şahit olan teşkilat mensubundan nasıl yüksek bir özgüven ve heyecan bekleyeceksiniz?

Evet,
Her seçimde, adına "temayül" denilen ve aklı başında her insanın tahammül sınırlarını zorlayan saçma sapan bir uygulamayla "gaz alma" israfında bulundunuz yıllarca. Her "gaz alma" teşkilatların özgüvenine vurulan ölümcül birer hançerdi aslında. Yani, bu teşkilatların özgüveni de heyecanı da yukarıdakilerin "gaz alma" oyunuyla kafalarına göre işledikleri cinayetlere kurban gitti bir bakıma... Nitekim,  ilçe başkanı, il başkanı, meclis üyesi, belediye başkanı, milletvekili tercihinde neredeyse hiçbir fikri olmayan ve sorulmayan insanlarda heyecan, özgüven kalır mı? Velhasıl, kendisine güvenilmeyen bir teşkilattan heyecan, özgüven beklenebilir mi?

Bülent Turan ve dahi partinin tepe noktası,
Eğer samimiyetle teşkilatlara heyecan gelmesini, Erdoğan'a yük olan değil, yük alan insanların işbaşında olmasını istiyorlarsa, bir defa en başta hem partide hem de kamuda, en büyük sermayemiz olan/olması gereken ortak akıl etrafında birleşmeleri, ehliyet ve liyakati öncelemeleri gerekiyor. Aksi halde her ikazdan sonra, "mesajı aldık" deyip gerçek manada gereği yapılmazsa millet uyarıyı bırakıp son yerel seçimlerde, İstanbul ve Ankara'da yaptığı gibi artık bilet kesmeye başlar. İşte o zaman iş işten geçer, son pişmanlık fayda etmez.

Ak Parti'yi ve Erdoğan'ı,
Özellikle Ak Parti'den koparak oluşan/oluşacak olan yeni partilerin sahaya çıkmasıyla hiç olmadığı kadar zor bir süreç bekliyor.  Ne var ki; zaman zaman yapılan açıklamalara bakılırsa yeni sürecin de doğru okunmadığı kanaatindeyim. Durumun ciddiyetini göremeyecek kadar kör olanların mihmandarlığında Erdoğan her geçen gün uçurumun kenarına bir adım daha yaklaştırılıyor. Açık söylüyorum, asıl "ihanet" budur.

Burada,
Bir önemli hususun da altını çizmek isterim. Evet, Ak Parti'den kopan Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu'nun kurduğu/kuracağı partilerin sahaya çıkmasıyla Ak Parti'yi daha zor bir sürecin beklediği açık. Fakat sürecin zora girmesinin sorumlusu olarak Babacan ve Davutoğlu'nu göstermek, bu isimleri ve onlarla birlikte hareket eden isimleri günah keçisi yapıp, "hain" ilan etmek ve hedef tahtasına yerleştirerek "atış serbest" demek büyük haksızlıktır. Bırakın Davutoğlu'na, Babacan'a yapılan haksızlığı, bu en çok Ak Parti'ye haksızlıktır. Zira son yerel seçimlerde İstanbul ve Ankara'da alınan sonuçlar da gösterdi ki; Babacan ve Davutoğlu parti kurmasalar bile Ak Parti'de oluşan derin memnuniyetsizliklerden ötürü büyük bir kopuş söz konusu. Bunu doğru okuyup tahlilini yapmayanlar ya özde Ak Partili değiller ya da ülke gerçeklerinden haberleri yok. Asıl mesele bu kopuşun gerçek nedenlerini bulmak ve herkesin içine sinecek akılcı çözümler üretmektir.

Bülent Turan,
Ak Parti'nin yapacağı ilçe, il kongrelerinde gerçekleşecek değişimlerin kaybolan özgüvenin tekrardan kazanılması için bir şans olduğunu da söylemiş. Bu tek başına doğru da, yeterli de değil. Asla değil... İlçe ve İl Başkanları ve onların yönetimlerindeki "metal yorgunluğu" aşılması en kolay olan şeydir. Bu partide heyecanı ve özgüveni öldüren asıl "metal yorgunluğu" yukarıda savunulan fikirlerde ve o fikirlerin meydana getirdiği savrulmalardadır.

Son söz,
Tamam, buraya kadar bardağın boş tarafını anlattım. Evet, zor bir sürece girildi. Fakat her şey bitmiş değil. Her geçen dakika süreyi kısaltsa da, eğer canla başla istenirse yeniden yeni bir yürüyüş başlatmak için yeterli zaman da, imkan da, tecrübe de var.

 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR