Limak Elektrik
11 Aralık 2017 Pazartesi

Partili Cumhurbaşkanlığı bize uymaz!

Türkiye'nin yeni gündemi,
Partili Cumhurbaşkanlığı... Fakat bu sistem bize uymaz. Bununla alakalı yığınla gerekçe sayabilirim. Mesela en başta, Türkiye'de ciddi bir parti disiplini, keskin teşkilatlanma yapısı var. Tarafsız olması gerektiğine inanılan Cumhurbaşkanı'nın yakasında bir parti rozetinin olması en azından buna alışılıncaya kadar bile halkta derin kaygılara, tartışmalara, ayrışmalara sebebiyet verebilir.

Tamam,
Parlamenter Sistem'in çift başlılığından ve parçalı meclis yapısıyla ortaya çıkardığı istikrarsızlıktan ve neden olduğu zaman, imkan ve insan kaybından çok çektik. Buna mukabil yeni bir sistem arayışımızda yerden göğe kadar da haklıyız.

Bu manada
Makul bir Başkanlık Sistemi'ne sıcağız da. Hatta, güçler ayrılığı prensibi çok iyi tanımlanmış, denge-denetim sistemi sağlıklı bir şekilde oluşturulmuş, velhasıl içi iyi doldurulmuş bir Başkanlık Sistemi'nin gerekliliğini savunuyor ve hararetle istiyoruz bile...

Ve fakat
Daha Başkanlık Sistemi'ni ve zaruretini bile halka hakkıyla anlatamamışken, akşamdan sabaha fikir değiştirip, "Partili Cumhurbaşkanlığı istiyoruz" demenin, alelacele tartışmaya açmanın bir mantığı olmadığı gibi, bu aceleciliğin halkta gereksiz bir kuşkuya sebebiyet vereceğini de hesaba katmak gerekiyor.

Kabul edelim veya etmeyelim,
Türkiye'nin, terörle mücadelesi bütün şiddetiyle devam ederken, göçmen meselemiz bütün çözümsüzlüğüyle ortada dururken, vizesiz Avrupa konusu, Avrupa Birliği'ne üyelik süreci, komşularımızla ilişkilerimiz ve gönül coğrafyamızdaki kangren olmuş sorunlar kucağımızdayken; bu arada bizden kuşatıcı bir kurtuluş iradesiyle, yeniden yeni bir medeniyet soluklamamızı bekleyen mazlumların sesi kulaklarımızda çınlıyorken bütün enerjimizi akşamdan sabaha değişen sistem tartışmalarıyla harcama lüksümüz yok.

Tam da burada peşin peşin söyleyeyim,
Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun hiçbir gerçekçi gerekçeyle açıklanamayan zamansız ayrılışı Ak Parti'de bir gönül kırılmasına neden oldu. Kardeşlik ilkesi yara aldı. Öteden beri, daha çok doğruların konuşulduğu Ak Partililerin sohbet meclislerinde yanlışlar da konuşulur olmaya başladıysa terazinin "yanlışlar" kefesi de yavaş yavaş ağırlaşmaya başlıyor demektir.

Bu manada
Teşkilatların ciddi bir toparlanmaya, moral ve motivasyona ihtiyacı var. Partinin başına kim gelirse gelsin bütün itirazlara ve aksi iddialara rağmen adının yanına "düşük profil" yazılacak olan bir isimle bu toparlanma sağlanamaz. Bunun tek ve yegane yolu Erdoğan'ın, yeniden partinin başına geçmesidir. (Çarşamba günkü, 'Tersten bak ama ters bakma' başlıklı yazıda bu konuyu detaylıca işledik. İsteyen bakabilir.)

Gerçek şu ki;
Ortada bir çatlama var ve son günlerde çevresel faktörlerin ürettiği tavır ve duruşla bu çatlak daha da derinleşiyor. Bu işin tamiri sadece Erdoğan'ın yeniden başa geçmesiyle ve içe dönük kurucu, kuşatıcı, kucaklayıcı bir balkon konuşması yapmasıyla mümkün olabilir.

Erdoğan'ın etrafında
Oluşturulmak istenen "güvensizlik" algısıyla sürekli diken üstünde durma halinin bir hastalık olduğunu ve çevreye de  sürekli mikrop yaydığını açık yüreklilikle söyleyebilirim. Yok kardeşim böyle bir şey. Erdoğan'ın, küfür diliyle savunulmaya, korunmaya ihtiyacı yok. Rahat olun, bu necip millet yolları beraber yürüdüğü, yağmurda beraber ıslandığı liderini kolay kolay yedirmez kimseye...

Son söz:   
Davadan dönenlere, dava içinde köşeyi dönenlere rağmen, sadece Türkiye için değil, yitik gönül coğrafyamızın dirilişine dair ehemmiyetin bilinciyle Recep Tayyip Erdoğan'ın yanında yol yürümeye, yağmurlarda ıslanmaya devam edeceğiz.  Fakat el ele kazandığımız güçlü iktidar nimetini nasıl kullandığımızın hesabını Allah'a vereceğimizin bilincinde olarak, şükründen geri durmamamız ve millet iradesine layık olmak adına safları sıklaştırıp daha çok çalışmamız gerektiğini biran olsun akıldan çıkarmamamız lazım... 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR