23 Ağustos 2017 Çarşamba
ROTA BURSA

Peki, şimdi kim kazandı?

Seçim arifesinde,
"Öfkeyle kalkıp zararla oturmayalım" başlığıyla bir yazı kaleme almış ve "7 Haziran akşamı sandıktan bir koalisyon çıkarsa kim kazanır?" diye sormuştum...

Nitekim,
Sandıktan bir koalisyon çıktı... Peki, şimdi kim kazandı?

Durun!
"Demokrasi kazandı, Millet Kazandı, Türkiye Kazandı" gibi ortaya karışık sözlerle süslü sofranıza davet etmeye kalkmayın sakın. Ben almayayım, karnım tok benim...

Zira,
Madem "millet kazandı" o halde neden İsrail ve Batı medyasının ağzı kulaklarına varıyor? Madem "Türkiye kazandı" o halde, seçim sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte; yıllardır Filistin topraklarını işgal eden, binlerce Filistinli'yi katleden İsrail Medyası adeta kutlama yapıyor?

Biliyor musunuz?
İsrail Medyası, seçim sonuçlarını, "Erdoğan gitti, artık daha güçlüyüz" sözleriyle yorumladı. Dahası, Türkiye'deki belirsizlikle birlikte kendilerine fırsat açıldığının altını çizip,  "İstanbul'a dönüyoruz" başlığıyla verdiler haberi...

Sadece İsrail mi?
Seçimlerden önce derin bir algı operasyona soyunan Amerikan, İngiliz, Fransız ve Alman medyaları da zafer naraları atarak yaydılar gelişmeleri anbean...

Şimdi soruyorum size!
Bu tabloyu görünce içiniz cız etmedi mi? Benim cennet vatanımın seçim sonuçları İsrail'de sevinç naralarıyla karşılanıyor ise, gerçekten kazanan Türkiye mi olmuştur? Veyahut, daha dün darbeci Sisi'yi törenle karşılayan Batı, Türkiye'deki sonuca gerçekten demokrasi kazandığı için mi sevinmiştir?

Şu halde,
Sevinen İsrail ise, Amerika ise, Almanya, İngiltere, Fransa ise, gözü yaşlı Kudüs, yaralı Gazze, yitik Somali, tutsak Mısır, perişan Suriye, ağlayan Doğu Türkistan, Yemen, Ürdün, Lübnan, Arakan, hasılı dünyanın mazlumları kazanmış olabilir mi? Onlar kazanmadıysa, "Türkiye kazandı" diyebilir miyiz?

Bu nasıl kazanmak ki;
Daha koalisyonun adı zikredilmeden doların başı döndü, tansiyonu fırladı. Borsa, kör kuyuya doğru balıklama çakıldı. Bu nasıl kazanmak ki; daha "bismillah" demeden ekonomi politikasının belirsizliğine istinaden kredi notumuzun zayıfladığı açıklandı.

Evet,
Şurası kesin; 7 Haziran'da Türkiye kazanmadı... Buradan, "yandaş gazeteci, 'millet yanlış yaptı' diyor" gibi akılla izahı imkansız bir sonuç çıkarmak için de zorlamasın kimse kendisini. Zira milletin kararı en doğru karardır, öpüp başımıza koyarız.

Ve fakat
Bu yakıcı gerçek, yanıltıcı olmasın. Elbette, "neden" sorusunu sormaktan da geri durmayız, durmayacağız, durmamalıyız... Çünkü ortada bir sorun var ve görmezden gelmek yarınlar adına daha büyük kayıplar demektir. Şahsen bir "yandaş" olarak "ben nerede neyi eksik yaptım", diye durup düşünüyorum. Lakin Başta Genel Başkan Ahmet Davutoğlu olmak üzere davanın kahrına talip karar vericiler de sıkı bir muhasebe yapmalı...

Zira
12 yıl boyunca kibir kuleleri kuranlar var. Halkın, Tayyip Erdoğan sevgisini hoyratça kullananlar var. Listeler yapılırken, başta teşkilat ve halkın hiçbir hassasiyetini dikkate almadan danışmanını, iş ortağını, kankasını listelere sokanlar var. Bir tarafta, "her türlü milliyetçiliği ayaklar altına aldık" denilirken öbür tarafta mikro milliyetçilik yapanlar var. O tarafta, "bu elekten paralel geçemez" denirken, bu tarafta Paralele, "Paralel" dahi diyemeyenler listenin tepesinde oturuyor.

Bakın şimdi,
Siz önce teşkilat temayülü yapacaksınız, yetinmeyecek bir de STK temayülü yapacaksınız ama listelerde ne teşkilattan ne de STK'dan çıkan tek bir isme bile yer vermeyeceksiniz. Dönüp bir de, adı esamisi bile okunmayan, üstelik de aynı etnik kimlikten oluşan isimlerden kurulu bir liste çıkaracaksınız, sonra halktan "oy ver" diyeceksiniz. Tamam da milletin de bir sabrı var ama...

Son söz:
Genel Başkan Ahmet Davutoğlu'na soruyorum! Ümmetin ümidinin kursağında kalmasına sebep olan bu adamlardan ve uygulamalardan artık hesap sormayacak mısınız? 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR