19 Ağustos 2017 Cumartesi
ROTA BURSA

Şevket Abi sandıkta değil, Yalçın’ı kutlamayarak kaybetti!

Pazar günü,
Tabiri caiz ise yer yerinden oynadı Bursa’da… Ak Parti’nin, heyecanla beklenen il kongresi gelip çatmıştı ki; daha da önemlisi, “gelmeyecek” diye,  “böyle patlak gibi gözlerle” başlık atılan Başbakan Erdoğan da gelmişti.

Hal bu olunca
Heyecan da coşku da ikiye katlandı. Böylece, Sedat Yalçın yönetimindeki Ak Parti, “en kalabalık miting, en yüksek oy” rekorlarına en coşkulu kongreyi de eklemiş oldu…

Kongrede
Beklenenin aksine bir sonuç olmadı. Şevket Orhan 162 oyda kalırken, Sedat Yalçın 421 oyla muhteşem bir zafere imza attı. Öte yandan Atatürk Kapalı Spor Salonu’nda bir izdiham yaşanmasına rağmen her şey yerli yerindeydi ve olumsuz tek bir olay yaşanmadı. Bu da Ak Parti’nin siyasi olgunluğunun bir göstergesi olsa gerek…

Ve fakat
Ak Parti’nin gösterdiği bu olgunluğu ne yazık ki; “ben bu partinin kurucusuyum, bir numaralı üyesiyim” diyen ve “ağabeylik” yapmak için aday olduğunu söyleyen Şevket Orhan göster(e)medi…

Göster(e)medi diyorum çünkü:
Şevket Orhan bizim gazeteyi ziyaretinde kendisine, “kazanacağınızdan çok eminsiniz, peki, Sedat Yalçın kazanırsa tavrınız ne olur” diye sormuştum.

Şevket Orhan da,
Büyük bir özgüvenle, “Sedat Yalçın’ın elini kaldırır, kendisini tebrik eder ve il başkanımız olarak bir emriniz var mı?” derim demişti. Pazar günü bu tarihi ana tanıklık edebilmek için kongreyi sonuna kadar takip ettim…

Ancak,
Şevket Orhan dediğini yap(a)madı. Sandıklar açılıp, işin rengi belli olmaya başlayınca aniden salonu terk etti. Sedat Yalçın’ın final konuşmasında kendisine “teşekkür” edişini de duymadı. Doğrusu bu O’na hiç yakışmadı. Kanımca, Şevket Orhan sandıkta değil, seçim sonucu açıklanınca Başkan Yalçın’ı tebrik etme nezaketini göster(e)mediği için kaybetti. Hem de gönüllerde, hem de telafisi zor bir şekilde kaybetti.

Oysa
Bizim gazetede söylediklerini salonda yapabilseydi, işte o zaman Şevket Orhan, bu partinin “bir numarası” olduğunu, “ağabeyi” olduğunu ilan etmiş olacaktı, herkesin gözünde yücelecekti. Ben de bugün “Şevket Orhan bu partinin gerçekten ağabeyi olduğunu açıkça gösterdi” diye yazacaktım. Ama olmadı…

 

Başbakan’ın sözleri kulaklara küpe olsun!

Başbakan Erdoğan’ın
Pazar günü Atatürk Kapalı Spor Salonu’nda yaptığı konuşma bir siyasetçinin yapacağı konuşmanın ötesinde anlamlar içeriyordu.

Zira
Başbakan, “biz bu ülkede bir evrimin ve devrimin partisiyiz” dedi ki; dokuz yıllık iktidar sürecinin en kısa ve en derin tanımı niteliğindeydi bu söz…

Öte yandan,
Parti kurulurken tüzüğe konulan, “bir kişi en fazla üç dönem milletvekili seçilebilir” kuralını hatırlatıp, bunun kendisini de bağladığını büyük bir olgunlukla ifade etti.

Kendisine,
“Sen gidersen ne olacak” diye sorulduğuna değindi. Buna verdiği, “biz faniyiz, öldüğümüzün zaman Ak Parti delegasyonu ne yapacaksa o olacak” şeklindeki cevabı adeta ders niteliğindeydi.

Başbakan,
Bir ders te, “Ak Parti’yi millet kurdu” diyerek verdi. Zira daha bir iki gün önce, eski vekillerden birisi, Şevket Orhan’a destek konuşmasında, Sedat Yalçın için, “bu partiyi biz kurduk, O’nları da biz getirdik, getirdiğimiz gibi götürmesini de biliriz” gibi, Başbakan’ın söylemine birebir ters bir söylemle Şevket Orhan’ın desteklenmesini istemişti…

Fakat
Ak Parti delegesi, önce, “parti bizim” diyen Şevket Orhan destekçisi eski vekili; sonra “parti milletin” diyen Başbakan’ı dinleyince oyunu, “millete hizmetkârız” diyen Sedat Yalçın’dan yana kullanmakta tereddüt bile etmedi… Ne diyelim, umarım Başbakan Erdoğan’ın manifesto niteliğindeki sözleri birilerinin kulağına küpe olur…

162 oy Yalçın’ın demokrasiye inancıdır!

Ak Parti’nin
Pazar günü gerçekleştirdiği tarihi kongreyi birçok bakımdan ele almak lazım. Zira 22 Nisan, bugün için sadece bir kongre olsa da gelecek adına zincirlerin kırıldığı, tabuların yırtıldığı, korku imparatorluğu ve statükonun yerle bir edildiği, Nezir Asaroğlu’nun tabiriyle, “kuklanın değil, kuklacının yıkıldığı” bir kongre olarak tarihe not düşülmesi gereken fevkalade bir olay. Kim ne derse desin 22 Nisan, Bursa adına gerçekleşmiş bir devrimin tarihidir.

Bu gerçeklerin
Aslında her birisi birer yazı başlığı olacak kadar derinlikli meseleler. Zamanla bütün bunları ele alıp değerlendireceğiz elbette. Fakat ben bugün bir başka konunun altını çizmek istiyorum.

Biliyorsunuz,
Ak Parti kongresinde 617 delegeden 595’i sandık başına gitti. 12 oyun geçersiz sayıldığı seçimde, 421 oyla Sedat Yalçın güven tazelerken rakibi Şevket Orhan 162 oy aldı…

Sedat Yalçın’ın aldığı,
421 oydan çok Şevket Orhan’ın aldığı 162 oyu önemsiyorum ben. Zira Sedat Yalçın’a verilmeyen 162 oyu, Yalçın’ın demokrasiye olan inancının bir vesikası olarak görüyorum.

Şöyle ki;
Ak Parti Bursa’da düne kadar Egemen Abi alır eline kalemi defteri, yazar - çizer ve sonucu hep kendi istediği gibi tecelli ettirirdi. Fakat Sedat Yalçın ilk defa ve siyaseten kendisini de riske atarak sandığı üyenin önüne koydu.

Elbette ki;
Bu uygulama, Sedat Yalçın’a oy vermeyecek olanların da delege seçilebilmesine olanak sağladı. Pekâlâ, Başkan Yalçın da, Egemen Abi gibi bir gece kalemi, defteri eline alıp 617 delegeden 600’ünün oyunu alacak bir yapı çıkartabilirdi. Ancak bu bir “Egemen Abi siyaseti” olurdu ki; yüzüne gülünse de bugünkü gibi gönülden sevilmezdi Sedat Yalçın…

O zaman,
Sonuç Sedat Yalçın adına bu kadar haklı bir galibiyet olmazdı. 22 Nisan, bu günkü kadar anlamını bulmazdı, zincirlerin kırıldığı, tabuların yırtıldığı, korku imparatorluğu ve statükonun yerle bir edildiği, “kuklanın değil, kuklacının yıkıldığı” tarihi bir kongre özelliği taşımazdı…

 

Faruk Çelik müdahil olmadı mı?

Daha önce,
Üstelik üstüne basa basa, demiştim. Şevket Orhan kazanırsa, Faruk Çelik, “buralar benden sorulur, bana rağmen bir şey yapamazsınız demedim mi” der demiştim. Aksi bir durumda ise, “ben müdahil olmadım. İşte bak benim istemediğim birisi seçildi, ben müdahil olsaydım sonuç böyle mi olurdu” der diye söylemiştim…

Şimdi,
Birileri çıkıp, bunun bir “niyet okuma” olduğunu söyleyerek bana bir kez daha öfke kusabilir. Ancak kim ne derse desin, ne söylerse söylesin yedi düvel bunun böyle olduğunu biliyor…

Kimse kendisini kandırmasın,
Bakan Çelik bal gibi de müdahil oldu. Delege seçimiyle başlayan bu müdahale, birilerinin kendilerini inkâr edercesine saf değiştirmesiyle taçlanmadı mı? Eğer bir müdahale söz konusu olmasaydı, bu kongre süreci bu denli yüksek tansiyonla devam eder miydi? Kaldı ki; Şevket Orhan’ın, listesine şöyle bir göz atan hemen herkes orada Faruk Çelik’in kokusunu duydu.

Ve fakat
Ak Partili delegeler, “bu parti bizim” diyen Şevket Orhan, dolayısıyla Faruk Çelik yanlısı eski milletvekilinin, son dakika hamlesine kulak asmadı. “Hayır” dedi. “Bu parti milletindir, kimsenin babasının malı değildir” dercesine kerameti kendinde görenlere hayatlarının dersini verdi… Açık söylüyorum, Faruk Çelik yenildi. Ama ne Sedat Yalçın yendi Faruk Çelik’i ne de Bülent ArınçAk Parti’nin gerçek sahibi üyeler ve O’nların seçtiği delegeler yendi. Yani, Ak Parti yendi Faruk Çelik’i…     

 

 

 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR