Limak Elektrik

Sevmeyenlerime bakıp şükrediyorum!

Asabı bozuk
Bir yazı gündelikçisi olsam da, ilk yazıma böyle bir başlık seçmek istemezdim elbette...

Ve lakin,
Kör bir bencillikle hep kendilerini "doğru" gören ve kendilerini hep "haklı" çıkarmanın peşine düşen çatlaklara da pabuç bırakacak yaşta değilim artık...

Ondan mütevellit,
Sürtünene sürtünürüm. Laf atana lafımı esirgemem. Serde şairlik var diye, hep şiir tadında konuşacak değiliz ya, sabır sabır bir yere kadar...

Şayet,
Çok kötü bir mahiyete tezahür eder de, Allah ne verdiyse dalmak icap ederse, kalemin gittiği yere kadar bunu yapmaktan da çekinmem, bu da böyle biline...

Bak şimdi,
Daha ilk günden gerdim sizi de... Tamam, ilk yazımın bol vurdulu kırdılı bir yazı olmasını ben de arzu etmem, ancak ağzı lağım çukuruna dönmüş, olur olmaz yerde salyalarını akıtan kokarcalara inat güvercin gerdanında günlere umutlanmak için hep bir eylem üzere olmak gerektiğini de unutmamak lazım...

Hamza kardeşimin
Koşulsuz, "gel" davetini kabul edip, Gazete Bursa'da yazı nöbetine başlamamdaki en önemli etken de bu eylem üzere olma düşüncesidir aslında...

Ve tabi ki;
Kalemin eline çok yakıştığı bir adama, medeniyetimizin binlerce Mehmet'inden birisi olsa da, doğruların Yılmaz savunucusu olması özelliğiyle fark yaratan değerli Usta'ya yapılan hain, kalleş saldırıdan sonra, "gel" davetini geri çevirmek kavgadan kaçmak olurdu...

Kaçmadık,
En azından, İbrahim'in ateşini söndürmeye giden karınca misali tarafımız belli olsun istedik. Geldik, vira bismillah dedik ve Gazete Bursa'nın mevzisinde yazı nöbetimize başladık.

Allah utandırmasın...
Muradımız, birlikten, dirlikten, düzenlikten, esenlikten yana memleketin ulvi değerlerine meftun olmaktır. Haktan, haklıdan yana taşı gediğine koymaktır.

Farkındayım,
Bu fakir neyi murad ederse etsin, geçmişte, kümesin kapısında pusuya yatarken kuyruğuna bastığımız tilkiler yine karınlarından konuşmaya başlayacaklardır. Kaldı ki; biran bile aksini düşünmek, güneşin batıdan doğmasını beklemek kadar abes, acayip bir şey olurdu zaten...

Ne var ki;
O'nların sevmemesi benim onur nişanemdir. Açık söylüyorum, sevmeyenlerime bakıp, mutlu oluyorum, huzur buluyorum, dahası şükrediyorum...

Son söz:
"Gerçeği bilmek, gerçeğin farkında olmak, kuşkusuz sıkıntılı/bunaltıcı bir durumdur, gerçeğe kayıtsız kalmak ise, ahmaklıkla/aptallıkla ilgilidir. Sıkıntılı bir duruma katlanmak yerine, aptallıkları seçerek yaşamak, yaşamak değildir..."

Şu halde,
Sevmeyenlerimize bakıp sevdamızdan vazgeçecek, bir şeyleri anlamamakta yeminli birilerine  laf anlatacağız diye sözümüzü, sesimizi değiştirecek değiliz. Ha bir de, sosyal mecralarda, "gazete almayız" diye aklı sıra ayar vermeye kalkanları gördüm. Ateş olsanız cürümünüz kadar yer yakarsınız... 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR