ROTA BURSA

Tersten bak ama ters bakma!

Başbakan,
Ahmet Davutoğlu'nun, "düşük profilli" bir isme koltuğu devretmek için aldığı kongre kararından sonra Türkiye'de siyasetin kartları yeniden karılmaya başlandı.

Bu manada 
Nihayete dair desteğim aynı kararlılıkla devam etmesine rağmen izlenen yolun yanlışlarınıdile getirmekten de çekinmedim. Bir bakıma, başlıkta da özetlediğim gibi, olaylara tersinden baktım ama davaya ters bakmadım.

Muhtemelen bunu,
"Düşmana fırsat vermemek adına düşman gözüyle bakabilmek" şeklinde de özetleyebiliriz.

Bugün yine,
Bir tersten okuma daha yapacağız. Hiç kuşku yok ki; Ak Parti, güçlü lideri Recep Tayyip Erdoğan'la, zayıflamış siyasilerin zayıf düşürdüğü Türkiye'yi kolundan tutup ayağa kaldırdı, kaderini değiştirdi. Bu özgüvenle kısa sürede merkeze oturan Ak Parti, güçlü lideriyle siyasetin tüm kodlarını, kavramlarını değiştirdi. Bununla da yetinmedi, İslam dünyasının değişimine/gelişimine öncülük edip, Batı'yla daha ilerici ilişkiler kurdu.

Bu kurucu,
Kuşatıcı ruhla Ak Parti, "Milletin Partisi", güçlü lideri Tayyip Erdoğan ise "Milletin Adamı" olarak sadece gönlümüze değil gönül coğrafyamıza adeta kazındı...

Buraya kadar tamam,
Fakat, birkaç gündür öncesi ve örneği olmayan bir gelişmeyle içe dönük sarsıcı savrulmalar yaşıyor Ak Parti. Çok açık söylüyorum, bu savrulmanın rüzgarını körükleyenler, Ak Parti'nin geleneğinden gelmeyen, Tayyip Erdoğan'ın yürüdüğü "dava" damarından beslenmemiş, çoğu sürece sonradan katılmış ve yine çoğu idealler uğruna değil, sahip oldukları ballı pozisyonları kaybetmemek adına çarpışan goygoycu takımından başkası değil ne yazık ki.

Ak Parti,
Bu sorunu, tarihi tecrübesine bakıp, geliştireceği akılcı çözümlerle aşmak durumundadır. Bu çözüme katkı noktasında yerine göre olayları tersten okuyup keskin tespitlerde bulunabiliriz ancak bu goygoycu tayfanın dolmuşuna binerek hareketin dava damarını kesemeyiz. Zira o damar sadece partiyi değil, ülkeyi de diri tutan ana damardır ve herkesin üzerine titremesi gerekmektedir.

Bu önemli hususun altını çizdikten sonra,
Bugün ortaya çıkan sorunun çerçevesini çizerek tersten yaptığımız okumayla bir çözüm önerisinde bulunalım.

Halihazırda,
Türkiye'de, halk oyu ile seçilmiş Anayasa'da yetkileri geniş ancak sorumluluğu bulunmayan bir Cumhurbaşkanlığı var. Buna karşılık yine halk oyu ile seçilmiş Anayasa'ya göre ülkeyi yönetme görevi ve hesap verme sorumluluğu olan bir Başbakanlık var.

Mevcut
Cumhurbaşkanı'nın, güçlü liderliği ile yetkilerini kullanma iradesi hem Başbakanlık otoritesini, hem de yetki-sorumluluk dengesini bozan önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.

Bu fiili durum,
Muhalefet ve toplumun bir kesimi tarafından anayasal sistemin ihlali olarak görüldüğünü de son tartışmayla bir kez daha gördük. Bununla birlikte, yürürlükteki yasalar fiilen hatalı sonuçlar üretiyor olsalar bile değiştirilinceye kadar uyma yükümlülüğümüz vardır.

Bu minvalde,
Mevcut Anayasa'ya göre, sorumluluk makamı Başbakanlık ise ve olası bir kamu zararındahesap sorulacak kişi Başbakan'sa; yetkilerini tam olarak kullanması doğrudan ve/veya dolaylı olarak etki altına alınmamalıdır. Bir sistem değişikliğine gidilinceye kadar Başbakan'ın icraat yetkilerine müdahale edilmemelidir.

Daha açık ifadeyle,
İleride geçilecek Başkanlık Sistemi'nin yetkileri fiilen uygulamaya konulmamalıdır. Çünkü, yürürlükte olmayan kanunların uygulanması, uygulayıcısı, halk tarafından çok sevilen bir şahsiyet olsa da, kamu vicdanını yaralayabileceği gibi, arzu edilmeyen spekülasyonlarla O şahsın haksız yere yıpratılmasına da neden oluyor.

Dahası,
Halkın, "düşük profilli bir seçmen" olmadığını, dolayısıyla "emanetçi" bir Başbakan'a pek de prim vermediğini bizzat 7 Haziran seçimlerinde tecrübe ettik. Şöyle ki; güçlü lider Tayyip Erdoğan, partinin ve hükümetin başından ayrılınca ilkin Davutoğlu'na "emanetçi" gözüyle bakıldı ki; başkaca sebeplerle birlikte oyun yüzde 40.9'a düşmesinin en belirgin etkenlerinden birisi de budur kuşkusuz. 1 Kasım'da yapılan seçimlerde Ak Parti'nin oyunun yüzde 49.5'e çıkması ise yine başkaca nedenlerle birlikte Davutoğlu'nun "emanetçi" algısını kırıp, güçlü lider profili çizmiş olmasıdır ki; görevi bırakma sebebi de iki güçlü liderin "yetki kullanma istidadından çıkan uyuşmazlık" olarak gösterilmedi mi?

Kanaatim odur ki;
Her ne kadar güçlü bir Cumhurbaşkanı tarafından sufle edilse de "düşük profilli Başbakan" halk tarafından kabul görmeyecek, nitekim bu Ak Parti'nin oy kaybına sebebiyet verecektir.

Böyle bir şeye
Asla tahammül edemeyiz. Zira bu sadece Ak Parti adına oy kaybı değil, daha ötesinde ülke adına kazanımların tehlikeye girmesi ve dahi zaman, imkan ve insan kaybıdır tek kelimeyle...

İşte tam da burada,
Ak Parti, tarihsel tecrübesinden, hem süreci hukuk içerisinde yürütecek hem de Başkanlık Sistemi'ne geçişi daha kolaylaştıracak bir çözüm üretebilir.

Mesela 
Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı görevinden istifa ederek 22 Mayıs'taki kongrede Ak Parti'nin başına yeniden geçebilir. Cumhurbaşkanlığı'nı, Meclis Başkanı vekaleten yürütebilir. Eşzamanlı olarak bir ilin vekilleri istifa ederek orada yapılacak seçimleErdoğan milletvekili olup yeniden Başbakan olabilir. Bu durum, Ak Parti içerisindeki moral eksikliğini gidermekle kalmaz, mevcut Anayasa'ya göre güçlü Genel Başkan, Güçlü Başbakan Erdoğan'ın yürüteceği başkanlık referandumu kampanyasının büyük bir zaferle sonuçlanma ihtimali çok yüksek olacaktır.

Bu yöntem,
Hem Ak Parti'nin, hem de Recep Tayyip Erdoğan'ın yeni ve yerinde bir başlangıç yapması için önemli bir fırsattır. Güçlü lideriyle meydanlara çıkacak Ak Parti, "düşük profil"den ilhamla içerisinde ve çevresinde oluşacak alternatif arayışlarının önünü kesmekle kalmayacak, vatandaşa ciddi bir sağduyu ve istikrar mesajı da vermiş olacaktır.

Türkiye,
Mevcut sistemde iki başlılığın getirdiği savrulmalarla çok zaman kaybetti. Yeni kayıplara imkan verilmemeli. Toplum Başkanlık Sistemi'ne de, Recep Tayyip Erdoğan'ın başkan olmasına da fazlasıyla istekli. Karşı olanların önemli bir kısmı ise Ak Parti'nin önerdiği sistemde güçler ayrılığı, denge-denetim mekanizmalarının nasıl işleyeceğine dair bir bilgisinin olmamasındandır.

Son söz:

Bu necip millet, kendisine meydan okuyanlara karşı son sözü sandıkta söylemiş ve varlığını teminat altına alan sistemin ve siyasi iradenin her zaman dimdik arkasında durmuştur. Doğru yolla/yöntemle, Başkanlık Sistemi de anlatıldığında aynı kararlı iradeyi göstermekten çekinmeyecektir. Hele ki; çok sevdiği/çok sevdiğimiz liderimizRecep Tayyip Erdoğan bu işin mihmandarıysa daha bir çok, daha bir coşkulu çıkırız meydanlara. Reis, herkesi bir kez daha şaşırtır mı, ne dersiniz? 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR