Voleyi sen vurdun Baysal, hadi iyisin!

Yavuz hırsızın,
Ev sahibini bastırması misali, Yüksel Baysal da, “gezizekasıyla”beni bastırmaya çalışıyor.

Öyle ki;
Bugün köşesinde, şahsımı da hedef alan bir yazı kaleme almış. Baysal, “rotasını Sedat Yalçın’a döndürenler, “kellelerini koltuk altlarına” aldıklarını söylediler ama nafile çabaydı bu… Çünkü onlar bu kanalı kullanarak voleyi vurmayı akıllarına koymuşlardı…” demiş.

Yetinmemiş,
İstediğimi almadığımı ağzı kulaklarına vara vara eklemeyi de unutmamış. Akabinde ise, “iğrenç ifadelerle” Sedat Yalçın’a saldırdığım iftirasında bulunmuş. Burada, eleştirilerini alıp, iftiralarını aynen kendisine iade ediyorum…

Baysal’a,
Fazla “bilmiş” ruh halinden biran olsun kurtulup, aynaya bakmasını, kimsecikler yokken bir defacık olsunkendisiyle yüzleşmesini öneriyorum.

***

“Düşman” 
Gözüyle baktığınız iktidara mensup belediye başkanının yüzüne gülüp dost tutarak, voleyi sen vurdun Yüksel Baysal… Hamdolsun ki; benim, etkinliklerine belediyeyi sponsor edecek, bunun diyeti olarak da Başkan’a ödül verecek bir ÇGD’dem yok. Benim, belediyede terfi alan kardeşim de yok.

Hamdolsun ben, 
Meydan’da yerden yere vurduklarıma,  Yeni Dönem’de methiyeler de düzmedim. Yine, hamdolsun ben başarılı olacağına inandığım ve dürüstlüğünden senin bile şüphe duymadığın (şayet bu konuda da fikir değiştirmediysen eğer) bir adam için kelleyi koltuğa aldım. Evet, ben Bülent Arınç’a da inandım ve güvendim. Bugün bundan pişman da değilim. Dün eleştirdiklerime eleştirilerim baki olduğu gibi, güvendiklerime de muhabbetim kanidir… 

***

Yeri gelmişken,
Erzurumlu Naim Hoca’dan bir fıkra anlatalım da taşı gediğine koyalım. Hoca bir gün cemaate,“kadınlarınız kot pantolonla sokaklarda gezmesinler, ayıptır, günahtır” diye vaaz ederken birisi kalkmış, “hoca, senin gız da geyir o pantolondan” demiş. Naim Hoca hiç bozuntuya vermeden, “canım gavurun gızına yahışır ki; geyir” diyerek işi bağlamış…


Bizim Baysal da,
Tıpkı Naim Hoca gibi esip gürlemeye başladığında, birisi çıkıp, “Yüksel Baysal sen dün şöyle şöyle demiştin, bugün böyle söylüyorsun” dediğinde, “canım yahışıy ki; söyliyik” der gibi tebessüm ederek işi bağlamasını biliyor… Takdir ediyorum, bu konuda fazlasıyla mahir…

Haa!
Baysal, bu taraftaki kazanmışa övgü düzerken, oradaki olası kazanma ihtimali olana mavi boncukdağıtmayı da ihmal etmiyor. Hani, olur da burada işler ters giderse orada bir kapı açık olsun… Bu daçağdaşlığın bir meziyeti olsa gerek ki; ben bir türlü bu kadar çağdaş olamadım vesselam…
 

***

Şimdi ne mi olacak Baysal?
Sen, Başkan’ını ve sonradan rotanı çevirdiğin Bakan’ını övdüğün Ak Parti’ye sövmeye devam edecek ve oy vermeyeceksin.

Ben ise, 
Başkan’ın ve Bakan’ın yanlış olduğunu düşündüğüm işlerini sandığın başına gidene kadar eleştirsem de, ateşli taraftarı olduğun “Gezizeka”nın, memleketin köküne kibrit suyu dökmemesi/ dökememesi için Ak Parti’ye oy vereceğim.

Peki, sonuç ne mi olacak? 
Sen makbul ve muteber gazeteci olacaksın, ben ümüğü sıkılacak adam… Sen Gezicilerle,  Bakan’ın makamında başköşede oturacaksın; beni, Ankara’dan gelen müfettişler denetleyecek. Senin kardeşin belediyede bir mevki daha alacak, ben hala iş arayacağım. Sen Büyükşehir’den kiralık ÇGD lokalinde, Başbakan’a, Bülent Arınç’a ve hükümete hakaretler yağdıracaksın, ben Rota Bursa’ya bir ofis bile bulamayacağım. Sen dışından gülüp, içinden “Ak Parti’nin Allah belasını versin” diye dua edeceksin, ben dışımdan eleştirip, içimden, “Allah’ım hak davanın haklı adamları olarak gördüğüm bu insanları yanlışa saptırma ve her türlü beladan musibetten koru” diye dua edeceğim. Nihayetinde sen çağdaşsın dostum, ben gericiyim…

Bu arada, 
ÇGD’nin beş yıllık sponsorluk işini de garantiye aldın, voleyi sen vurdun Baysal, hadi yine iyisin…  

 

Mustafa Gültekin’i TWİTTER’dan takip edin
www.twitter.com/seferisair

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR