Yalanınız batsın, yalancısınız!

Seçim bitti.
Meclis aritmetiği belli oldu.

Milletvekilleri yeminlerini etti.

Hatta partilerin Meclis başkan adayları da belirlendi ve seçim takvimi başladı.

Akabinde sıra hükümet kurma çalışmalarına gelecek.

Görünen o ki;
Muhalefetteki üç partinin bir araya gelmesi neredeyse imkansız. Yani, Ak Parti'siz bir koalisyon mümkün değil. Hangi partinin, Ak Parti'ye hükümet ortağı olacağını, bir azınlık hükümeti mi, yoksa erken/tekrar seçime mi gidileceğini önümüzdeki süreçte hep birlikte göreceğiz.

Bu kısa girizgahtan sonra başa/başlığa dönelim.
Efendim, müzmin muhalefetin, seçim meydanlarında siyasetin seviyesini "klozete" kadar düşürdüğünü görmüş ve hakikaten üzülmüştük.

Üzüldük çünkü,
İktidarı beğenmeyen ve yönetmeye(!) talip olan muhalefetin "klozet vizyonu" karşısında adeta küçük dilimizi yuttuk. Bu akılla izahı imkansız tezvirat karşısında açıkçası ne diyeceğimizi şaşırmıştık ki; Cumhurbaşkanı Erdoğan, yerinde bir hamleyle iddia sahiplerini klozetleri incelemesi için Saray'a davet etmesiyle yalanları yüzlerine vuruldu ve konu kapandı...

Tamam,
"Klozet tartışması" kapandı kapanmasına ama yeminli Erdoğan düşmanlarının yalana iştahları bir türlü kapanmadı, kapanacak gibi de durmuyor. Adeta yalana yalana buluyorlar şeytanın bile aklına gelmeyecek yalanları...

İçinde
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın olduğu ve gözlerinin gördüğü hemen her kareye bir yalan yakıştırmaya kalkan yalama tayfa bu sefer de iftar sofrasına dil uzatma cüretinde bulundu. Merhum Demirel'den kalma masa ve Abdullah Gül'den kalma sandalyeleri hiç utanmadan, sıkılmadan yeni ve paha biçilemez gösterip yine akılla izahı imkansız ve en az, "klozet vizyonu"na denk bir özenle servise sundular.

Hoş, "Yalancının mumu yatsıya kadar yanar"mış, lakin bunlarınki daha yatsıyı bile bulmadan söndü. Gerçeği Cumhurbaşkanı Erdoğan açıkladı: Heyete verilen yemeğin maliyeti, masanın hazırlanması da dahil 3 bin 900 lira. Yani, kişi başı 30 lira. Öte yandan 240 bin lira denilen masanın kerameti de 4 bin 600 lira. Çatal bıçak gibi kullanılan bütün malzemeler ise merhum Demirel'den kalma. Demem o ki; dilleri dolama olmuş ve doğruya dönmeyen bu kepaze tayfa tek kelimeyle, seçim meydanlarında kapağı aralanan klozetin içine düştüler.

Hem de öyle böyle değil,
Gırtlaklarına kadar battılar pisliğe ama hallerinden de şikayetçi görünmüyorlar doğrusu. Zira göz göre göre attıkları yalan ellerinde patlamasına, pislik tepeden tırnağa üzerlerine sıvanmasına rağmen bir Allah'ın kulu da çıkıp, "özür dileriz" demiyor...

Peki, dert ne?
Dert belli: Dert, öyle masa, koltuk, çatal, bıçak, bardak, çanak falan değil. Dert, yıllardır meydanlarda bileğini bükemedikleri Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı olabildiğince yıpratarak köşesine çekilmeye zorlamak. Bunun için ne kadar melanet var ise hiç çekinmeden tedavüle sokuyorlar, sokacaklar da... Zira amaçlarına giden her yolu mubah gördükleri için yalan söylemek, iftira atmak su içmek kadar kolay geliyor kepazeliğin dibini bulmuş bu zavallı tayfaya...

Ve fakat
Milletin iradesiyle seçilmiş bir Cumhurbaşkanı'na iftira atıp hakaret etmenin millete hakaret etmek olduğunu bilmiyorlar mı? Biliyorlar elbette ve bile isteye yapıyorlar bunu. Zira en başta Erdoğan'ı seçen millete ayar oluyorlar zaten. Nitekim, Ersin Kalaycıoğlu, CNN Türk'de, "Millet en başta Erdoğan'ı seçmekte hata yaptı" diyerek millete bakışı açıkça ifade etmekten çekinmemişti...

Son söz:
Özetlemek gerekirse, dert, millet aslında... Millet düşmanlığıyla iftara, iftira atacak kadar gözü dönmüşlere ne denilebilir ki başka? Yalanınız batsın, yalancısınız, yalancı... 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR