Yüksel Baysal’ın “dayatma” yanılgısı!

Gazeteci dostum
Yüksel Baysal, dünkü Ak Parti kongresine dair yaptığı analizde bu fakire de çakmış. “Bizim Mustafa Gültekin’in de dâhil olduğu bir cephe ısrarla Şevket Orhan’ı adaylıktan feragat ettirmeye çalışıyor” diyerek, “bırakın demokratik yarışla taçlansın Ak Parti’deki kongre…” telkininde bulunmuş.

Daha sonra,
Benim önceki günkü yazımda kullandığım, “Şevket Orhan istişare etmedi” başlıklı yazıma atıfla, Şevket Orhan’ı arayıp görüşmüş. Orhan’ın, Bülent Arınç’la istişare ettiğini anlatıp, hatta bu görüşmeden Şevket Orhan’a da “vize çıktığı” sonucuna varmış…

Evet,
Bu süreçte Şevket Orhan’ı eleştirdiğim doğru. Fakat “Şevket Orhan’ı adaylıktan feragat ettirmeye çalışan bir cephe”den bahisle beni de bu “cepheye” dâhil etmiş ki; bunun bana yapılmış bir haksızlık olacağını yine en iyi Baysal’ın kendisi bilebilir.

Zira
Şevket Orhan’ın bizim gazeteyi ziyaretinde ve onca kişinin içinde kendisine, “sizi kongre sürecinin bütününe ait fotoğrafa bakarak eleştiriyorum, bu tamam, fakat eğer adaylıktan çekilirseniz sizi yine en çok ve en sert ben eleştiririm bilesiniz” diyen de benim…

Şu halde,
Şevket Orhan’ın gözlerinin içine bakarak söylediğim bu son derece kararlı ifademin, ne manaya geldiğini değerli dostum Yüksel Baysal’ın yüce takdirine bırakıyorum… Ayrıca “dâhil olduğumu” iddia ettiği cephede kimlerle birlikte olduğumu da doğrusu çok merak ediyorum…

***

Gelelim,
Baysal’ın, dünkü yazısında kullandığı, “vesayet bitti, dayatma başladı” ifadesine… Ben Baysal’ın “art niyetli” olacağını sanmıyorum fakat bu konuda ölümcül bir yanılgı içerisinde olduğunu söylemem gerek…

Şöyle ki;
Yüksel Baysal yazısında, Bülent Arınç’ın söylediğini ifade ettiği sözlerle, Bülent Arınç’a söylediği sözler arasında ciddi bir çelişki var.

Nasıl mı?
Baysal, yazısının başında Arınç’ın bir “dayatma” içerisinde olduğunu söylüyor. Fakat aynı yazının sonunda, yine Arınç’ın, Şevket Orhan’a söylediği güzel sözler ışığında kendisine “vize verdiğine” işaret ediyor. Peki, hem “dayatma” hem “vize verme” ikisi bir arada olacak şey mi?

Kaldı ki;
Baysal’ın da kabul edip köşesinde yazdığı, “Faruk Çelik vesayeti” bitmiş falan değil. Bugün bir il kongresini bu derece konuşuyorsak bunda o “vesayet”in payının ne olduğunu Baysal da biliyor…  Zira Bakan Çelik’e dün,  “baron” diyen birisinin bugün Yüksel Baysal’a gelip, “Faruk Çelik savunusu” yapması bu yakıcı “vesayet”in bir kanıtı değil mi?  

Sözün özü şu ki;
Bülent Arınç, “yıllardır Faruk Çelik egemenliğiyle” raydan çıkmış Bursa’nın yeniden rayına girmesi ve yoluna devam etmesi için yoğurdu kendi yiğitliğiyle yiyor olabilir. Fakat buradan bir “dayatma” çıkartmak fazlasıyla zorlama bir sonuçtur ki; Baysal adına “ucu açık” yorumlara sebebiyet vermesi de kaçınılmaz olur…

 

Tahsin Kara’nın kararı nedir?

Birkaç gün önce,
“Üçüncü gurubun yolu yol değil” başlığıyla bir değerlendirme yapmıştım ki; yazının yankısı kendisine kadar ulaşan siyaset dışı bir dost aradı beni ve Ak Parti Osmangazi Eski İlçe Başkanı Tahsin Kara’yı kastedip etmediğimi sordu…

Peşinen söyleyeyim,
Ben yazıyı namus bilen ve “gözünü budaktan sakınmayan” bir yazı gündelikçisi olarak kastımı hiçbir hesabın içinde olmadan ortaya koymaktan çekinmem…

Ve fakat
Hiçbir isim zikretmediğim bir durum değerlendirmesinden birisinin incinmesine de gönlüm asla razı olmaz. Bu hasepten Tahsin Kara’ya ait düşüncelerimi paylaşmak isterim…

Epeydir
Birçok yönüyle gündemde olan Ak Parti kongre sürecinde adından en çok söz edilen isimlerden birisi de Tahsin Kara oldu. Uzun süre Osmangazi’de ilçe başkanlığı yapmış olması ve bu süre içerisinde adının “akçeli” işlerle anılmamasının verdiği güvenle kabul gören bir isim Tahsin Kara... Haliyle, Bursa’da temiz siyasetin hâkim kılınması adına verilen mücadeleden de ayrı düşünmüyorum kendisini.

Ne var ki;
İki adaylı kongreye sayılı günler kala Tahsin Kara ve yol arkadaşlarının kararının ne olduğu / olacağı da merak konusu… Fakat gerek davaya, gerek Başbakan’a sadakati ve gerekse de Bursa’da “vesayetin” sona ermesi adına Tahsin Kara ve arkadaşlarının duracağı yerin Sedat Yalçın’ın yanı olacağından zerrece kuşku duymuyorum…

Çünkü:
Zorluğun ve zorbalığın hâkim olduğu dünyada, ölümün gerçekliğine inanmış insanlar olarak Tahsin Kara ve arkadaşları geriye bir şeyler bırakacaksa; bu, bugün verilen erdem mücadelesinin destanlaşan öyküsü olmalıdır… Bu cümlemin altına Tahsin Kara’nın da imza atacağından eminim…

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR