24 Ağustos 2017 Perşembe
ROTA BURSA

AK PARTİ BURSA İL BAŞKANI AYHAN SALMAN OLDU!

Bütün seçimlerden daha çok çalışın!

Sevgili okurlarım, geçen haftadan haber verdiğimiz gibi, bu hafta Ak Parti Osmangazi İlçe Başkanı Ali Yılmaz ile siyaseti ve özellikle de artık sayılı günler kalan referandumu konuştuk.  

Başkan Yılmaz, Ak Parti Genel Merkezi'nde yapılan ilçe başkanları toplantısında Başbakan Binali Yıldırım'ın,  “Bugüne kadar yapılan seçimleri bir kefeye koyun, bu referandumu da ayrı bir kefeye koyun ve bu kefe diğerlerine göre daha ağır olsun” dediğini aktardı. Yılmaz, ekibiyle birlikte bu düstur üzere hazırlıklarını yapmış ve sahaya inmiş. 

Burada bir virgül koymak ve geçen hafta da altını özellikle çiziğim başka bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Evet, Ali Yılmaz'ı heyecanlı buldum ancak bu heyecanı Ak Parti teşkilatlarının tamamı için söylemek ne yazık ki; mümkün değil. 

Hele ki; Başbakan'ın, "bütün seçimlerin toplamından daha çok çalışın" kriterini baz alacak olursak Ak Parti teşkilatlarının heyecanının değim yerindeyse yerlerde süründüğünü bile söyleyebiliriz. 

Başka illerde durum nasıl bilmiyorum ancak, Ak Parti Bursa teşkilatlarında korkunç bir rehavet var. O kadar ki; bırakın önceki seçimlerin toplamından daha çok çalışmayı; şu ana kadar gördüğümüz çalışma önce çalışmaların yanından yakınından bile geçmiyor.  

Muhafazakar camianın, önemli kalemlerinden, Yeni Akit Gazetesi Yazarı Abdurrahman Dilipak'ın, "dost acı söyler" başlıklı yazısında birçok tespitinin son derece yerinde olduğunun altını çizmekle birlikte, şu önemli tespitini bir kez daha paylaşmak istiyorum.  

"Kadın Kolları ev ev dolaşıyor, ama bu evlere giden hanımlar, makyajlı pahalı ve lüks giyim kuşamı olan insanlar. Lüks arabalarla kenar mahallelerde ev sohbetleri sanıldığı kadar verimli değil. Gelenleri kendilerine benzetmiyorlar. Duygusal bir bağ kuramıyorlar..." 

Haliyle sormak isterim, kurulamayan bu duygusal bağ ile, bütün seçimlerin toplamından daha çok çalışmak; çalışsanız bile gereken sonucu almak mümkün olur mu? Olmaz tabi... 

Dilipak'ın bu tespitine Bursa'dan da çokça örnek bulmak, yazmak mümkün fakat konumuz bu değil. Şimdi virgülü kapatalım ve Ali Yılmaz ile söyleşimize geri dönelim. 

*** 

-Tarihi referandumda neden evet denilmeli, siz vatandaşa ‘evet’i nasıl anlatacaksınız?

16 Nisan’da yapılacak olan referandumun hem Bursa’mıza hem de ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. AK Parti ve MHP anayasa değişikliği konusunda elini taşın altına koydu. Meclis'te komisyonlar kurularak çalışmalara başlandı. Ardından mecliste yapılan oylamaların sonucunda bu kararı yüce milletimize sunduk. Meclis'te tüm maddeler 338-344 arasında onaylandı. Milletimiz 16 Nisan günü tarihi bir karar verecek. 17 Nisan sabahı milletimiz yeni bir Türkiye’ye uyanacak.

 Tabi şimdi bir de referandum öncesi bir süreç var. Herkes ‘Evet mi, Hayır mı?’ diye iki karar arasında bölünmüş durumda. Bu süreçte hiç kimse ile kavga etmeyeceğiz. Hem AK Parti hem de AK Parti Osmangazi İlçe Başkanlığı özelinde çalışmalarımızı gereksiz polemiklere girmeden, sistemli bir şekilde yürüteceğiz. Sadece ve sadece neden "evet" dememiz gerektiğini halkımıza anlatmaya gayret edeceğiz. Bugünkü ortamda üç ayrı yapı var: İlki bizim yanımızda olan ve "evet" diyecekler, ikincisi bizim gibi düşünmeyenler ve "hayır" diyecekler, üçüncüsü de kararsız kalanlardır. Kararsız kısım "yüzergezer" oylardır. İki taraf arasında gidip gelir. Biz her zaman şunu söyleriz: Karşındaki ile uğraşma, kararsızları kendi tarafına almak için çalış. Bizim kısa bir zamanımız kaldı, "evet" diyenlerle birlikte sahalara inip kararsız seçmenimize sistemi anlatacağız. Ortada çok fazla konuşanlar var ve bu kişiler yanlış konuşuyorlar. Anlaşılır bir biçimde sistemin bütününü gencimizden yaşlımıza, herkese anlatacağız.

Şimdi neden "evet" kısmına gelecek olursak, istikrar için evet diyoruz. Hem siyasi istikrar hem de ekonomik istikrar için evet dememiz gerekiyor. Dünyanın 17. büyük ekonomisiyiz, daha da ilerleyebilmek için evet diyeceğiz. Çocuklarımıza güçlü ve yeni bir Türkiye emanet etmek için evet demek gerekiyor. Bu listeyi uzatmak istesek neden evet konusunda sayfalar dolusu yazı yazabiliriz. 2002’den beri nelerin değiştiğini düşünecek olursak ben resmen Türkiye büyük bir sıçrama gerçekleştirdi derim. Referandumda evet çıkmasının ardından yeni Türkiye’de çok daha güzel işler başaracağız. Fakat sokağa çıktığımızda çok değişik tepkiler alıyoruz. Bir kere ‘rejim değişikliği’ gibi bir kavramdan söz ediliyor. Her zaman söylüyoruz, yine söylüyorum. Rejim değil sistem değişecek. Cumhurbaşkanımız bu konuda söyle bir açıklama yapmıştı: Rejim sorunu 1923 yılında çözüldü, bunu kim sorun olarak dile getirirse karşısında cumhurbaşkanını bulur. Recep Tayyip Erdoğan makamını cumhuriyetle kazanmış bir liderdir, neden bunu değiştirmek istesin ki? Bunu yalan yanlış ifadelerle konuşup, vatandaşın aklını karıştırmanın anlamı yok. Sistemin adı: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemidir. Yeni sistemle ülkedeki demokratik unsurlar zedelenmeyecek.

-Peki, bu siyasi istikrar devamında neleri getirecek?

Vatandaş beş yılda bir sandığa giderek hem cumhurbaşkanını hem de meclisteki milletvekillerini seçecek. Buna bağlı olarak da seçilen yürütmede beş yılda bir değişecek. Yani bütün sistem halkın kontrolünde olacak. İki başlılığın ortaya çıkarttığı riskli durumlarda ortadan kalkacak. İki başlılığın neresi kötü diyenler Rahmetli Bülent Ecevit ile Ahmet Necdet Sezer arasında yaşananları çok çabuk unuttu galiba. Bir anayasa kitapçığı fırlatıldı, Türkiye darmaduman oldu. Dolar, enflasyon aldı başını gitti. Aynı partinin içinden çıkan rahmetli Turgut Özal’la Mesut Yılmaz arasında bile sorunlar yaşandı. İki başlılık ister aynı partiden ister ayrı ayrı partilerden olsun bir süre sonra sorun oluyor. Hızlı karar alınamıyor. Ayrıca on yılda bir askeri darbe yaşanan bir ülke artık siyasi istikrarı hak ediyor. Her darbe bizi geriye götürdü, milyonlarca insan haksızlığa uğradı. 28 Şubat, e-muhtıralar gördük, yaşadık. Siyasi istikrar işte bunun için önemli. 5 yılda bir halkın seçimleriyle sistem tıkır tıkır bir saat gibi sürekli işleyecek.

-Cumhurbaşkanının meclisi feshetme yetkisi çok tartışılıyor, bu maddenin içeriğinden bahseder misiniz?

Yeni sistem cumhurbaşkanına meclisi feshetme yetkisi veriyor. Ama bu feshetme yetkisi canı istediğinde gibi algılanıyor, burası tamamen yanlış. Meclis çalışamayacak duruma geldiğinde bu durum geçerli oluyor. Ayrıca önemli bir noktanın altını çizmek istiyorum, eğer cumhurbaşkanı meclisi feshederse kendi yetkilerini de feshetmiş oluyor. Yani kendi yetkileri düşüyor, geçersiz hale geliyor. Bu madde askeri darbelerin önüne geçmek amacıyla düzenlendi. Herhangi bir tıkanma durumunda askerin gelip hem cumhurbaşkanlığı hem de meclisi durdurma yetkisi olmayacak. Cumhurbaşkanı sistem tıkandığında hem meclisi hem de kendi yetkilerini durduracak. Halkın seçtiği cumhurbaşkanı, hem makamına hem de meclise sahip çıkacak. Darbelerin önüne geçecek.

-Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle demokrasiyi bağdaştıracak olduğunuzda ortaya çıkan durumu bizlere nasıl anlatırsınız?

Meclisimizde kocaman harflerle Mustafa Kemal Atatürk’ün bir sözü yazıyor. ‘Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir.’ Bir sistemin demokratik olabilmesi için halk tarafından seçilmiş olması gerekiyor. Oy kullanmaya yetkisi olan vatandaşların hiçbir baskı altında kalmadan gönüllerince destekledikleri kişileri seçmeleri demokrasinin kısaca açıklamasıdır. Tek adamlık diye bir laf dolaşıyor. Bu adam kim adına karar verecek? Halk, peki bu adamı kim seçecek? Yine halk. Bundan daha iyi bir demokrasi var mıdır, bence yoktur. Seçilen kişiyi halk beş sene görecek, tartacak. Beğenmezse beş sene sonra yeni birini seçecek. Anayasa mahkemesi üyeleri mevzusu var. Mahkemelerin en büyüğünün üyelerini yine halk seçecek. Seçtiği kişi halkın iradesini yansıtacak. 10-13 kaç olursa olsun, bu üyeleri cumhurbaşkanının seçmesi gayet demokratiktir. Çünkü cumhurbaşkanını halk seçiyor. Bu üyelerin seçimi için tekrar halka gitmenin mantığı var mı? Sandıklar koyup hadi bakalım yüzlerce üye arasından Anayasa Mahkemesi üyelerini seç demek. Bunu halkın seçtiği kişinin yapması hem millet iradesini yansıtacak hem de hızlı denetimi sağlayacak.

-‘Meclisin yetkileri pasifize edilecek’ yorumlarını değerlendirir misiniz?

İnanın ben bu yorumları çok talihsiz buluyorum. Birileri inatla halkın gerçekleri anlamasını istemiyor. Doğruları anlatmıyorlar. Öyle bir şekilde anlatıyorlar ki duyanlar ‘kesinlikle hayır diyeceğim’ diyor. Biz sistemi anlattığımızda ‘Aslında ülkemiz için iyi bir sistem, bize tam tersi söylendi, tek adam gelecek her şeyi kendi yönetecek.’ diyorlar. Yalanlarla, korkutmayla bu iş yürümez. Meclis pasifize edilmeyecek, tam tersine milletvekili sayısı artıyor. Gençlerin siyasete aktif katılmaları sağlanıyor. Avrupa’da, Amerika’da görüyoruz, bravo gençlere imkân veriyorlar diyoruz. Bu bizim ülkemizde neden olmasın ki? Gençlerin siyasete ayrı bir dinamizm getireceğinden eminim. Yeni sistemde meclis sadece önerge veremeyecek. Önerge veriliyordu da ne oluyordu? Meclis resmen ringe dönüyordu. Herkes birbirine bağırıyor, kavga ediyordu. En son anayasa görüşmelerinde bile gördük. Bir vekilimizin burnu kırıldı. Bizi temsil edenlerin yakışıksız davranışları da ortadan kalkacak.

-Son dönemde yaşanan kutuplaşmalar ve tartışmalar hakkında neler söyleyeceksiniz?

Bu ülkede evet diyenler olduğu kadar hayır da diyenler var. Demokrasiden bahsediyoruz, bu da bir demokrasidir. Saygı duyuyoruz. Biz AK Parti olarak kavgadan ve kutuplaşmadan uzak bir referandum süreci adına çalışıyoruz. Halkı kutuplaştıran kişiler her iki tarafa ve yapılan çalışmalara saygısızlık yapıyorlar. AK Parti gönüller kazanmayı amaç edinen bir partidir, kimseyle didişmeden halkımıza sistemi anlatacağız.  Farklı görüşlerden vatandaşlarımızla da etkileşim halindeyiz, biz kimseye ‘tü, kaka’ demiyoruz. Kararı herkesin vicdanına ve görüşüne bırakıyoruz.

Milleti kutuplaştırıyorlar, herkese karışıyorlar deniliyor. AK Parti iktidar olduktan sonra kimin yaşamına karışıldı, özgürlükleri engellendi? Tam tersine AK Parti özgürlükleri halka verdi. Bu ülkede başörtülü kadınlarımız üniversitede okuyamıyordu, memur olamıyordu. Bu yasaklar kalktı. Artık herkes dinini istediği gibi yaşayabiliyor, buna da kimse karışmıyor. Bu güne kadar yaptıklarımız demokrasi ve anayasa için bir teminattır.

Başbakan ve ilçe başkanları buluştu, referandum süreci hakkında istişareler yapıldı. Görüşmelere katılım nasıldı, neler görüşüldü?

Katılım oranı çok yüksekti. Sadece 6 ilçe başkanı mazeretli olarak katılamadı, 951 ilçe başkanı görüşmelerde hazır bulundu. Günün büyük bir çoğunluğunda sahada neler yapacağımız, referandum programımız anlatıldı. Son 1-2 saat müzakereler gerçekleştirildi. Başbakanımız Binali Yıldırım: “Bugüne kadar yapılan seçimleri bir kefeye koyun, bu referandumu da ayrı bir kefeye koyun ve bu kefe diğerlerine göre daha ağır olsun” dedi. Uykumuzdan, işimizden, aşımızdan feragat edeceğiz, girilmedik ev, ziyaret edilmedik köy bırakmayacağız dedik. Bunun sözünü hem kendimize hem de başbakanımıza verdik. Bütün ilçe başkanları ayrı bir motivasyonla makamlarına geldi ve çalışmalara başladı. 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR