21 Ağustos 2017 Pazartesi
ROTA BURSA

'Ak Parti devir teslim töreni ve maziden gelen feryad'a cevap

20. Asrın başında, “felaket ve helâket” adamının haykırdığı aşağıdaki “feryad”, “tam bir asır sonra”(21.asır’da) sonunda sahibini ve muhatabını bulmuştur. Bu muhatap; fevkalâde hâkim cereyanları ve “eşedd-i zulüm” engelleri bir bir aşarak “inayet-i ilahi” ile sahil-i selamete ulaşmış,“hayat” sahnesine çıkmış, bu feryada kulak vermiş ve nihayet kaderden tevdi edilen görevini “âlem-i insaniyet ve İslamiyet” adına devralmıştır.

İşte dünkü (27 Ağustos 2014) devir-teslim, tebliğ-tebellüğ merasiminde; bir milletin, bir ümmetin gaflet uykusundan uyanışı vardı. Yere düşen şanlı bayrağa ve kudsi sancağa uzanan bir eli ve ecdadına layık bir torunun “cihanşümul şecaatini” gördüm dün. Ümmet-i Muhammedin asırlardır beklediği; “Evet, ümitvar olunuz; şu istikbal inkılâbatı içinde en yüksek gür sada, İSLAM’ın sadası olacaktır!”, hakikatinin tecessüm etmiş ruhunu gördüm.

Bir hadis-i kudsi’de mealen;” ey kulum! Senin de bir hesabın var, benim de; sonun da benim dediğim olur!”, ifade edildiği gibi, işte, “sap döner, hesap döner; sonunda işler hep O’na döner”, hakikatini ülkemiz yakinen yaşayarak gördüğünün alametidir, bu devir-teslim merasimi.

Asrın başında edilen feryad: Bir kasırganın “İslam âlemini” baştanbaşa yıkıp parçalamasının feryadıydı. Haçlı zihniyetinin “kalb-i İslam’a”(Osmanlı Devleti) vurduğu hançerin ıstırabıydı. Avrupa’nın, “çağdaşlaşmak” adına İslam vücuduna enjekte ettiği, şuuru felce uğratan zehrin, koca bir âlemi nasıl bir “gaflet ve dalalet” uykusuna düşürdüğünün ve uzuvları dumura uğratarak felç ettiğinin feryadıydı. Kısacası; kardeşi kardeşe karşı çıkararak ve tümünü Osmanlıya düşman ve hücum ettirerek “din-i İslam’ın”, “şeref-i İslam’ın”, “İzzet-i İslam’ın” ayakaltına düşmesinin tahammül edilmez feryadıydı bu feryad.

Asrımızın başında ve hususan Lozan’da öyle bir ifsad politikası “İslam âlemi” için planlanmıştı ki; düşmana milyonlarla İslam’ı, İslâm aleyhinde istihdama zemin ihzar etti.

Bu planı bozmanın yegâne yolu, tekrar ümmetin beslendiği aslî menşeine, menbaına dönmekti. Yeniden ruhun gıdası, kalbin ziyası ve aklın nuru olan İslam’ın ter u taze mukaddeslerine avdet ve bu marifet pınarından kana kana içmekten geçiyordu.

İşte asrın başında, İslam âlemine karşı haçlı şebekesinin kurduğu bu oyunu görenve ümmetin intibahı için feryad edip çırpınan hazretin bu çığlığı, imanlı gönüllerde ve kalplerde, kuvvetli ellerde ve layık kişilerde makes bulduğunun ilanıydı, o devir-teslim merasimi. Mazinin karanlık dehlizlerinden şöyle sesleniyordu Üstad Nursî:

“Ey Âlem-i İslam! Uyan, Kur'an'a sarıl!

Ey âlem-i İslam! Uyan, Kur'an'a sarıl, İslamiyet’e maddî ve manevî bütün varlığınla müteveccih ol.

Ve ey Kur'an'a bin yıllık tarihinin şehadetiyle hadim olan ve İslamiyet nurunun zemin yüzünde naşiri bulunan yüksek ecdadın evladı! Kur'an'a yönel ve onu anlamaya, okumaya ve onu anlatacak onun bu zamanda bir mucize-i manevîsi olan Nur risalelerini mütalaa etmeye çalış. Lisanın Kur'an'ın ayetlerini âleme duyururken, hal ve etvar ve ahlakın da onun manasını neşretsin, lisan-ı halin ile de Kur'an'ı oku. O zaman, sen dünyanın efendisi, âlemin reisi ve insaniyetin vasıta-i saadeti olursun.

Ey asırlardan beri Kur'an'ın bayraktarlığı vazifesiyle cihanda en mukaddes ve muhterem bir mevki-i muallayı ihraz etmiş olan ecdadın evlat ve torunları! Uyanınız! Âlem-i İslam’ın fecr-i sadıkında gaflette bulunmak, katiyen akıl karı değil. Yine âlem-i İslam’ın intibahında rehber olmak, arkadaş, kardeş olmak için, Kur'an'ın ve imanın nuruyla münevver olarak, İslamiyet’in terbiyesiyle tekemmül edip, hakiki medeniyet-i insaniye ve terakki olan medeniyet-i İslamiye ’ye sarılmak ve onu hal ve harekâtında kendine rehber eylemek lazımdır.

Avrupa ve Amerika'dan getirilen ve hakikatte yine İslam’ın malı olan fen ve sanatı, nur-u Tevhid içinde yoğurarak, Kur'an'ın bahsettiği tefekkür ve mana-i harfi nazarıyla, yani onun sanatkârı ve ustası namıyla onlara bakmalı ve "Saadet-i ebediye ve sermediyeyi gösteren hakaik-ı imaniye ve Kur'aniye mecmuası olan Nurlara doğru ileri, arş!" demeli ve dedirmeliyiz.

Ey eski çağların cihangir Asya ordularının kahraman askerlerinin torunları olan muhterem din kardeşlerim! Beş yüz senedir yattığınız yeter; artık Kur'an’ın sabahında uyanınız. Yoksa Kur'an-ı Kerîm’in güneşinden gözlerinizi kapatarak gaflet sahrasında yatmakla, vahşet ve gaflet sizi yağma edip perişan edecektir. Kur'an'ın mecrasından ayrılarak, birleşmeyen su damlaları gibi, toprağa düşmeyiniz. Yoksa toprak gibi, sefahat ve şehvet-i medeniye sizi emerek yutacaktır. Birleşen su damlaları gibi, Kur'an-ı Kerîm'in saadet ve selamet mecrasında ittihad ederek, sefahat ve rezalet-i medeniyeyi süpürüp, bu vatana ab-ı hayat olan hakikat-i İslamiye sularını akıtınız. O hakikat-i İslamiye suları ile bu topraklarda îman ziyası altında hakîki medeniyetin fen ve sanat çiçekleri açacak, bu vatan maddî ve manevî saadetler içinde gül ve gülistana dönecektir, inşallah.” 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR