Akil Kişiler ve Rus Mojikleri !

Ülkemizin son gelindiği noktada oluşan oluşum üzerine hayli fırtınalar kopuyor. Sanki her şeyi alabora eden bir fırtınaya tutulmuş bir görünüm sergilenmeye çalışılmaktadır. Bilhassa bazı kesimlerin müthiş tepki verdiğini, sanki bir ölüm-kalım meselesi ile karşı karşıya kalmışız gibi, şuursuzca, bilinçsizce davranışlar, ataklar sergilediğini görüyoruz, üzülüyoruz. 

 Akıl kulübesine çekilmiş, yerine hisler, duygular eline kılıcı almış, meydanda savaş naraları, yürüyüşlerle, mitinglerle ortalık toz duman bürünmüş, göz gözü görmüyor, kalp kalbi duymuyor… 

 İşte “akil adamlar” parolası ile halka doğru atılan ilk adımdan sonra ortaya böyle bir tablo çıkmıştır. Esasen bu memlekette acının zirve yaptığı, vicdanların paramparça olduğu anlarda bile, böyle bir infial görmemiştik ve akl-ı selim elden hiç bırakılmamıştı. Onlarca cenazenin geldiği zamanlarda, çocukların, masum insanların cenazelerinin yan yana dizildiği anlarda, asker tabutlarının yan yana dizildiği günlerde bile böyle bir tepki verilmemişti.   

Müslüman halk o zaman da sokaklardaki olayları hep dışarıdan takip etmiş, sokağa pirim vermemişti. Bugünde vermeyecektir. Zira sağlam bir “İman ve Kur’an” tezgâhından geçen [ki, Anadolu’nun dört bir il, ilçe ve köyünde gönüllü olarak yıkım ve tahribatlara karşı bir seferberlik hareketi başlatılmış, her türlü yasak ve engellemelere rağmen gizli de olsa muazzam bir Kur’an ve İman dersleri tedris edilmiş, kardeşlik tohumları mütemadiyen ekilmiş ve ittihad-ı İslam gönüllerde canlı tutulmuştur. İnşallah o günleri de kaleme alanlar çıkacaktır ki tam da bu günlerde o karanlık, baskı ve zulüm günlerinde verilen mücadeleyi anlatan büyük edip, Fas’lı Ferid ül El Enasari’nin Şahdamar yayınları arasında yeni çıkan ‘Son Süvari’ adlı romanı okuyucularımıza tavsiye ediyorum.  Akıcı bir anlatım tarzı ile Hz. Üstad’ın muhteşem mücadelesini anlatıyor. Halkımız senaryosu hariçte hazırlanmış bir oyun ve hilenin, aklı kesmese bile “imanlı kalbi ve vicdanı” farkında idi. Bu film uzun yıllar vizyonda kalmasına rağmen, bazı yerlerde zaman zaman küçük çaplı olaylar olmasına rağmen (ki bunlarında bilhassa 60’tan sonrası olayların) ‘Ergenekon’ adlı örgütün deşifre olmasından sonra birden bire kesilmesi hayli düşündürücüdür] halkımız bu kardeşi kardeşe düşürme senaryosuna hiç itibar etmemiş ve bundan sonra da etmeyecektir. 

Evet, senaryo fevkalade sinsice hazırlanmıştı. Zira senaryoya “Yahudi” eli değmişti, ta Lozan’da. Film “vatan, millet” ambalajına sarılarak sahneleniyordu. Fakat nedense bir türlü halktan itibar görmüyordu. Olsun, halk itibar etmese bile gündem teşkil ediyor ve bazılarına da prim sağlıyordu ya! tâ ki şu “akil adamlar” projesine kadar. İşte ne olduysa ondan sonra oldu. Etkililer, yetkililer ve husussan kendini memleketin yegâne maliki sayanlar ve milletini ölçüsüz derecede sevdiğini her fırsatta yüksek frekanslarla ilan edenler, dört elle böyle bir projeye sarılması gerekirken, ortalığı birbirine katan ölçüsüz tavırlar ve davranışlar sergilemeye başladılar. 

Peki neden? 

Elbette birçok neden sayabiliriz, ama ben onları medyadaki işin erbaplarına havale ederek farklı bir pencere açmak istiyorum: 

Mehmet Akif’in külliyatında (1) geçen şu hikâye sanırım iddiamıza ışık tutacak bir neden olabilir. 

 Külliyatta; “ Ünlü Rus yazar Tolstoy, ülkesinin yazar- çizer tabakasının, “elit yönetici tabakası” ile sıkı-fıkı ilişkiler içinde olduğunu söylüyor. Bunun karşılığında da “aristokrasi”nin imkânlarından fazlasıyla pay alıyorlar. Aldıkları bu payın karşılığında da, Rus mojik ve köylülerin “istibdadın” pençesi altında ezilmelerini,  sefalet ve zaruret içindeki geçen hayatlarını görmezden gelmişler, bigâne kalmışlar.  Onların insanca bir hayat sürmeleri için hiçbir gayret ve mücadele vermemişler, diyor Tolstoy. Şöyle devam ediyor; Bu entel kesim sadece kontlarla, zengin şatolarda yaşayan elitlerle bir irtibat içine girmeleri ve yazdıkları bir-iki makale ile kendilerinin de çok önemli insanlar oldukları vehmine kapılmaları sonucunda , “İstibdad ve Otoriter yönetimin” devamına sebep olmuşlar. 

Yukarıdaki nedenlerden dolayı, “Çarlık İstibdadı”na hoş görü ile bakan Rus yazar-çizer takımı, ne vakit içindeki bir avuç hamiyet sahibi insanlar vicdanlarının sesine kulak vererek, bu duruma içten karşı çıkarak köylüler ve mojikler arasına girmeye başladılar, olandan bitenden köylüleri haberdar ettiler, dönen yalan dolanlar hakkında mojikleri bilgilendirdiler, altmış yetmiş yıl böyle fedakârane çalışıldıktan sonra,  işte o zaman şu meşhur değişim başladı ve Rus inkılâbı oldu. Saltanat süren bir avuç müstebitler ve aristokratlar patır patır dökülmeye başladılar. Rus mojikleri (2) ve halkı Çarlığın istibdat zincirlerini parçalayarak, müthiş değişimi ve dönüşümü gerçekleştirdi, diyor Tolstoy.” (İkrar-ı Zünub/Tolstoy) 

İlk defa “akil adamlar” ifadesini duyunca hemen Tolstoy’un yukarıdaki sözlerini hatırladım. İşte dedim, bu hareket ve aydınlanma karşısında hiçbir şey duramaz. Kartondan kuleler bir bir devrilecek. Hakiki hamiyetkârlar ile sahte hamiyetkârlar bu turnusol kâğıdında ortaya çıkacak ve yüzlerindeki maskeler, sahte insancıl boyalar bir bir dökülecek ve milletimiz de karşısındaki entelektüelleri net çehreleriyle görecektir, diyerek ümidimi ve musafaha ile sonuçlanacak, aynı ecdadın ahfadının kucaklaşmasına yol açacak bir neticeyi Rahman-ı Rahim’den niyaz ediyorum. (1-Mehmet Akif Külliyatı. 5. Cilt/İ.H.Şengüler)

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR