Limak Elektrik

Azıcık sabır, bu sancılar kutlu bir doğumun müjdeleridir

 Londra’daki Protestan Misyoner Cemiyeti Başkanı Mr. Putinkers’in Yahudiler hakkındaki tespitlerini, Dr. İhsan Süreyya Sırma, “Sömürü Ajanı İngiliz Misyonerleri” adlı kitabında yayınlayarak, ülkemiz üzerinde hiç bitmeyen İngiliz-Yahudi emellerine, oyunlarına dikkat çekmiştir. Osmanlı toprakları tarih boyunca misyonerlerin; hile ve tuzaklarının, kirli senaryoların sahnelendiği yerler olmuş ve olmaktadır. Bu memlekette dönen her dolabın, her şerrin altında mutlaka “Yahudi eli” vardır. Ancak her şeyin bir sonu vardır. Ümitle kaderin onlar hakkındaki son hükmünü “adalet-i İlahiyeden” bekliyoruz.

Ne gariptir ki, Osmanlı, Yahudilere şefkat kucağını açtığı gün bu şer virüsünü kapmış, bir daha da bu illetten kurtulamamıştır. Nasıl kurtulsun ki; “besle kargayı gözünü oysun”, kuralınca, o gün bugündür ki, bu “lanetlenmiş” kesim tarafından dertten derde, felaketten felakete, fitneden fitneye savrulup duruyoruz. Öyle bir bela ki; tespitinde, teşhisinde, deşifre edilmesinde, maskesini düşürmede bu saf ve masum milletimiz zorlanıyor, haklı davasında uluslar arası konumda, içte ve dışta,  haksız ve suçlu durumuna düşüyor.

Dünyayı herc ü merc eden bu belâdan sadece Müslümanlar mı müşteki? Aslında Hıristiyan Batı âleminin bunlara duyduğu öfke ve kin kat be kat fazladır. Lakin Müslümanların başına musallat olan bu belanın kalkmasını da istemedikleri bir gerçek…

Şimdi meşhur misyoner Mr. Putinkers’in sözlerine kulak verdiğimizde iddiamızın doğruluğu anlaşılacaktır:

“Yahudilere her mamasıyla düşmanız. Yahudiler ahlak cihetiyle sevilir mahlûklar değildir, yılana benzerler. Kurtarıcımız Hz. İsa’ya yaptıkları zulüm ve hakaret velev ki, akidemizce bizim günahlarımızı af ettirmek için “taraf-ı Bârî” (Kusursuz yaratan Allah)’ den mukadder olsa bile tahammül kırıcıdır. Gerçi Hz. İsa hakkında bu şekilde muamele yapılmamış olsa idi, kendisi de, “Ben-i İsrail’in peygamberlerinden”  sayılacak ve Hıristiyanlık meydana çıkmayacaktı. Fakat yine Yahudiler bu hareketleriyle dünya insanlarının ahını aldılar ve onların hayatını altüst ettiler. Hiçbir felaket ve musibet yoktur ki, içinde Yahudi parmağı bulunmasın. Savaşlar ancak Yahudi bankerlerin yüzünden meydana gelir ve Yahudiler hiçbir savaştan müteessir olmazlar. Yahudiler dünyayı birbirine karıştırarak ve kapıştırarak uzaktan seyretmeği ve o sırada külah kapmayı pek ziyade arzu ederler. Paraperest (paraya tapmak) ve şahsi menfaati umumi menfaate tercih eden bu kavim nerede faaliyet ve iktidar eylerse orada büyük bir sefalet ve musibetin yüz göstereceğine hükmetmelidir.

Kendi istifadelerini diğer hemcinslerinin felaketinde arayan bu hilekâr kavimle bunca peygamber denilen ezkiya ve hükema (zeki ve filozoflar) uğraşmışlar da bir şey yapamamışlardır. Faizin, karaborsanın mucidi onlardır. Kuvvete karşı mazlum, fırsat bulunca zalim ve elde ettikleri servetle dünyada gizli fırıldak çeviren bu dağınık on milyonluk elastiki kavmi, Allah tarafından yeryüzünden kaldırılmadıkça rahat ve huzur yüzü görmek mümkün değildir.

İşte, Hıristiyanların Yahudilere bakışı ve onlar hakkındaki kanaatleri. İnanıyorum ki, gerçek İslamiyet ile buluşacak olan Hıristiyan nesil, hakiki saadet ve huzur dini olan Müslümanlığı kabul edecek ve tabi olacak, sonunda bu iltihakla kuvvet ve güç kazanacak olan İslam hakikatlerinin Hıristiyan aleminde kabul görmesi ile yeryüzü bu fitne ve fesat şebekesinden kurtulmuş olacaktır.

Son günlerde medyada sık sık gündeme gelen, İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin bu hususta şu noktaya dikkat çektiğini görüyoruz:

"O cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda Hz. İsa'nın [as] şahsiyet-i maneviyesinden ibaret olan hakiki İsevîlik dini zuhur edecek, yâni rahmet-i İlâhiyenin semasından nüzûl edecek, hâli hazır Hıristiyanlık dini, o hakikate karşılık tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslâmiye ile birleşecek, manen Hıristiyanlık bir nevi İslâmiyete inkılâp edecektir. Ve Kur'ân'a iktida ederek o İsevîlik şahs-ı manevîsi tâbi ve İslâmiyet metbû makamında kalacak. Din-i hak bu azîm iltihak karşısında büyük bir kuvvet bulacaktır. Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlûp olan İsevîlik ve İslâmiyet ittihat neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak..."

Son yıllarda gerek dünyadaki ve gerekse de ülkemizdeki gelişmeler ve Batılıların İslâmiyet’i bir din, bir dünya gücü, bir çözüm yolu olarak görmesi ile ilgili hadis-i şerifler ve mübarek zatların müjde ve beşaretleri geleceğe ümitle bakmamızı gerektirmektedir. Örneğin 1979 yılında Time, "Yahudi hilesine, Hıristiyan nefretine, komünist kasırgasına karşı Müslümanlar geliyor" düşüncesinin yaygınlaştığını belirtiyor ve ortak bir noktaya dikkat çekiyordu: "İslâm dünyası ve Batı birbirine uyan hedeflere sahiptir. Batı Peygamber mesajının yaşayan kuvvetini artık ihmal edemez ve görmemezlikten gelemez."

O halde biraz daha sabır diyoruz. Çekilen bütün bu sıkıntılar ve zulümler kutlu bir doğumun sancılardır. Ve o an da çok yaklaştı.  

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR