Ben tokadımı Antranik ile beraber Enver’e Vurmam!

Geçen makalemizde “İsrail Lobisi ve son operasyonlar” hakkında bazı düşüncelerimizi ifade etmiştim. Bilhassa Yahudi zihniyetinin bizi nasıl kuşattığından bahsetmiş ve içte ve dışta oynanan oyunlara dikkat çekmiştim. Esasen ben mi haklıyım, yoksa sen mi haklısın hususları üzerinde bir dakika bile düşünmemeliyiz. Zira burada atılan her olumsuz adım ve atılan her tokat aslında İslam’a vurulmaktadır.

Bugün atılan her tokat kimi sevindiriyor ve kimin hanesine artı olarak geçiyor, ona bakmalıyız. Kimler ellerini ovuşturarak olayları izliyor, kimler belki de kadehlerini tokuşturarak keyifle olayları takip ediyor, görmeliyiz.

Sonuç itibarıyla Hükümetin iyiliklerini ve yanlışlarını mizana koyduğumuzda herhalde hasenatının daha ağır bastığını söylemek vicdani bir itiraftır. Hükümetin gidişi en çok hangi kesime zarar vereceğini, “Ergenekon, Balyoz, 28 Şubat” benzeri davalardan fark ediliyor, herhalde.  İç çekişmelerle yapılan tüm güzel çalışmaları bir ayak darbesi ile yıkmanın manevi mesuliyeti oldukça büyüktür.

Hem bu hadiseleri ülkemizde ısrarla takip ederek, manipülasyon ve ajitasyonlarla canlı yayınlar yaparak “Hükümeti” düşürmek için açıktan açığa şer güçlere destek veren “Ecnebi” ve hususan Yahudi parmağını görmemek için kör olmak veya ard niyetli olmak lazımdır.

Böyle durumlarda Bediüzzaman hazretlerinin prensibi bizim için hareket pusulası olmalı. Hazret şöyle diyor:

““Bence yol ikidir: mizanın iki kefesi gibi. Birinin hiffeti, ötekinin sıkletine geçer. Ben tokadımı Antranik ile beraber Enver’e, Venizelos ile beraber Said Halim’e vurmam. Nazarımda vuran da sefildir.” 

Evet yanlış atılan bir tokat Osmanlının yıkılmasına yol açtığını 31 Mart olayında görebiliriz. Koca ülke 4 milyon dokuzyüzbin km2 ‘den yaklaşık dört milyon km2 sini kaybetti ve en önemlisi de izzetini, istiklaliyetini yitirdi. Hem de bazı ihtiraslar aklın önüne geçip heves, arzu ve menfaatler ön plana çıkarak koca Sultan Abdülhamid’i Yahudi Emanuel Karaso, Ermeni katoliği Aram Efendi eliyle tahtından indirecek seviyeye kadar alçaldığını tarihte ibretle görmekteyiz. Koca Sultan Esat Paşa’ya: Yahudi Karasu'yu göstererek: 

 Türklerin padişahı ve Müslümanların Halifesi olan bana, hal' Fetvasını tebliğ için şu Yahudi’den başkasını bulamadınız mı? Bu adamı siz, Türk ve Müslüman olarak karşıma çıkarmaktan utanmıyor musunuz?» sözü ile nasıl Yahudi oyununa alet edildiklerine parmak basmıştır.

Peki, Sultan indirildikten sonra kim kazandı? Enver Paşa mı? Mahmut Paşa mı? Esat Paşa mı? Derviş Vahdeti mi? Evet kim kazandı? Tek kelime ile Yahudiler kazandı. Bakınız sadece Sultan Abdülhamid döneminde Osmanlı Devleti'nin yüzölçümü; 180.000 km2'si Avrupa-i Osmaniye'de, 1.800.000 km2'si Asya-i Osmaniye'de, 3.000.000 km2'si Afrika-i Osmaniye'de olmak üzere, toplam 4.980.000 km2'yi buluyordu.

Abdülhamid indirildikten sonra ise; 4 milyon km2'den fazla bir toprak, 1913 ile 1923 yılları arasını kapsayan sadece 10 yıl içinde kaybedilmiştir.

İşte oyun ortadadır. Dün olduğu gibi bugün de her türlü senaryo ve tuzak tekrar aynı eller tarafından vizyona girdiğini esefle müşahede etmekteyiz.

Ve yine benzer hadiselerin planlandığı “Tanzimat” dönemindeki Fuat Paşa’nın Fransız Büyük elçisine söylediği şu sözünü hatırlatmak istiyorum:

“Siz bize suflörlük ediniz, fakat sahneyi ve rollerini bize bırakınız”.

Evet, bugün artık buna da gerek kalmadığını görüyoruz. Suflörlük değil bizatihi sahneyi ve rolleri üstleniyorlar.

“Hakkın hatırı alidir”  düsturu namına kendi egomuz ve menfaatimiz için tekrar aynı ateşe ümmet-i Muhammediyeyi atmayalım. İslam ümmetinin geleceği,  gözü ve umudu bizdedir. Haklı haksız aramadan aramızdaki şu çirkin nizayı, kavgayı “Allah rızası için” derhal  bı-rak-ma-lı-yız.  

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR