21 Ağustos 2017 Pazartesi
ROTA BURSA

Bir anlık duraklama

“Ey şanlı avcı, tuzağını boşuna kurmadın! 

Attın... Ama yazık ki, yazıklar ki vuramadın!”

1905 yılının 21 Temmuz’uydu. Padişah II. Abdülhamit, Yıldız camisindeki cuma selâmlığından çıkmış, arabasına doğru ilerliyordu. Her zamanki gibi, caminin merdivenlerinden inecek ve dört yüz metre ileride bekleyen arabasına binecekti. Fakat bu sefer ufak bir gecikme olmuştu. Şeyhülislâm Cemalettin Efendi, Abdülhamit'in yolunu kesmiş, bazı konularda bilgi istemişti.

Padişah II. Abdülhamit'le Şeyhülislâm Cemalettin Efendi arasındaki konuşma birkaç dakika uzamıştı. Tam bu sırada korkunç bir patlama duyulmuş, 26 kişi ölmüş, 58 kişi de yaralanmıştı. Ayrıca, 17 arabayla 20 at da parçalanmıştı. İşte bu birkaç dakikalık konuşma sayesinde Abdülhamit ölümden kurtulmuş ve böylelikle Padişaha kurulan suikast amacına ulaşamamıştır.

Sultan Abdülhamit Han’a kurulan tuzağın kısaca hikâyesi yukarıda verdik. Tabii ki, bu suikastın iç ve dış mihraklarca beraber planlanması oldukça önemlidir. O günden bugüne figüranlar değişse de senaryonun hep aynı olduğunu görebilirsiniz.

Abdülhamit'in Ermeni Komitacıları tarafından öldürülememesi, zamanın aydınlarını pek üzmüş ki onlardan biri olan Tevfik Fikret'i bu üzüntüsünü "Bir Lâhza-i Ta'ahhur - Bir anlık duraklama" adlı şiirinde yukarıdaki mısralarla belirttiğini görüyoruz.

O gün Dış mihraklar Abdülhamit’e yıkılması gereken bir devleti her türlü tuzağa rağmen ayakta tuttuğu için düşmandılar. İçerdekiler de bazı istek ve arzuları karşılanmadığı için kin güdüyorlardı.Bu kin; Sultan’ın, hafiyeciliği (istihbaratı) bütün memlekete yaydığı nedenine dayanıyordu.

Nedenler ne olursa olsun ortada bir fiil üzerinde mutabakat sağlanmış; o da behemehâl “Sultan”ın tahttan indirilmesi olayıdır.

Sadece bin yıllık tarihe bir göz attığımızda bile bir araya gelmesi imkânsız olan iki farklı kesimin aynı noktada buluşması ve fikir birliğine varması, Müslümanların uyanmasına yeterli bir sebep olsa gerektir. Herhalde şu hadis-i şerifin ifade ettiği; “kader geldiği zaman gören gözler kör olur” sırrınca, hırs ve kin gözün önüne perde çektiğinden maalesef bu kadar açık ve net olarak gözüken tuzağa insan düşebilmektedir.

Ancak bunda kaderin çok ince sırları ve hikmetleri de vardır. İnşallah ileride bugünkü olayların hikmetli güzelliklerini de seyrederek, İbrahim Hakkı gibi;  “Mevlam neylerse güzel eyler” deyip şükredeceğiz. Zira kâinatta “mutlak şer yoktur, her şey ya bizzat güzeldir ya da dolayısıyla güzeldir”, İlahi hükmü mucibince sıkıntıları peşinen yaşadık ve yaşıyoruz, ancak mükâfatı da bekleyelim, diyorum. Belkide şu masum ve mazlum Anadolu için çok güzel bir gelecek, bir mükâfat bizi bekliyordur.“Çünkü kafirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez.” (Yusuf, 87 ) ayeti bize diğer sapkın ve dalalete düşmüş insanlardan farklı nasıl bir tavır içinde olmamızı göstermektedir. (Hicr, 56)

Tekrar Sultan Abdülhamit suikastına dönelim. Ve kendimize bazı sorular soralım:

1-   Acaba,Zaten bu istihbarat olmasa idi, acaba Sultan memleketi 33 yıl sapasağlam ayakta tutabilir miydi?

2-   Bugün hangi devlet, iç ve dış gizli istihbarat teşkilatı kurmamıştır?

3-   Devletin varlığı için istihbarat teşkilatlarının lüzumu, inkâr edilebilir mi?

4-   Varlığını korumak zorunda olan her devletin (hele bir devlet başkanının) düşmanları hakkında bilgi edinmesi, normal değil midir?

5-   “Mümin aynı delikten iki defa ısırılmaz”hadisince, aynı oyun ve tuzaklara düşmemek için tedbir almak şart değil midir? Bu ve benzer soruları uzatmak mümkündür. Fakat sadece dış mihrakların şu darbelerini nazara vermekle meramımızı zannediyorum ki anlatmış oluruz:

Sultan1909 ‘da tahttan indirildiğinde;

Devletimizin toprakları 4 milyon 980 bin kilometre kare idi. Abdülhamit tahtan indirildikten on yıl sonra ise, 780 (yedi yüz seksen) bin kilometre kareye düştük. Yani 4 milyon 200 bin kilometrekare toprağımızı kaybettik. Sadece bu kayıp bile iç mihrakların ileri sürdüğü haksız sebeplerin ( ki yüzde yüz haklı bile olsalar) ne kadar zarar verdiğini göstermiyor mu?

O halde bu kadar badirelerden ve tokatlardan, musibetlerden sonra Artık uyanma ve aklımızı başımıza devşirme zamanıdır. Lütfen şahsi egolarımız yüzünden, son vatan parçamız olan Anadolu’ya tekrar bir fatura çıkarmayalım. Artık şu İlahi ikaz da kulağımıza küpe olmalıdır:

“Sen onların milletlerine tabi olmadıkça ne Yahudiler, ne de Hıristiyanlar, senden asla hoşnut ve razı olmayacaklar.” (Bakara:120 ayet)

Divane sen değil, meğer bizmişiz!
Bir çürük ipliğe hülya dizmişiz!
Sâde deli değil, edepsizmişiz!
Tükürdük atalar kıblegâhına" 

 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR