Camiler Şehri Koca Üsküp ve Bir Osmanlı Efendisi!

Günümüzde görgülü, kibar, zarif insan, bey, beyefendi karşılığı olarak Osmanlı’da “Çelebi” kelimesi kullanılırdı. Osmanlı’da şehzadeler, padişah nedimleri, Divan-ı Hümayün kâtipleri, şair ve müellifler vb. gibi daha çok okumuş yazmış, bilgili, kültürlü kümseler için unvan olarak “Çelebi’nin” kullanıldığını kaynaklar 14. yüzyıldan itibaren kaydediyorlar.

Kosova’da bir Osmanlı çelebisi, Rıfat Kradziç ile tanışma imkânı bulduk. Bu buluşmanın bir  ilginç tarafı da bizim heyette de bir Osmanlı efendisi Rıfat Bakan beyin bulunmasıydı. İki beyefendinin buluşması hakikaten görülmeye değerdi. Espriler, şakalar ve mesajlarla dolu bir an yaşadık.

Kradziç, osmanlı örf ve adetlerini üzerinde taşıyan, espri dolu hakikaten  bir Osmanlı çelebisi. O diyarlarda, Osmanlının gür sesi, yorulmaz nefesi, kültür ve  inancımızın bekçisi, Kosova hükümetinde milletvekili, Bakan yardımcısı olarak da görev yapmış bir kardeşimiz.

Rıfat bey, bizleri sabah kahvaltısı için Mamuşa’daki evinde ağırladı. Arnavut böreğini sıcağı sıcağına ikram ettiler. Evin hanımefendisine buradan bir kez daha teşekkürlerimizi iletiyorum. Buralarda Osmanlı örf adetleri taptaze olarak devam ettiriliyor. Haremlik-selamlık usulü ağırlama, Osmanlıdaki gibi hala berdevam. Yemekten önce-sonra el yıkama sünnetini yaşantısı ile yabancıları dahi etkileyen Osmanlı’daki bu âdet- ibadet geleneğini (Osmanlıda Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak için leğen, ibrik ve kurulanmak için peşkir/ küçük havlu tutulurdu.) burada da gördük. (Acaba bugün ülkemizde bu sünneten bizler ne kadar haberdarız?)

Rıfat bey, bize bu hususla alakalı başkan Recep Altepe ile aralarında geçen diyalogu da aktardı: Başkanı ağırlarken hanımefendiye; “siz öbür odaya hanımların yanına buyurunuz, dediğimde, hanımefendi, ben eşimden ayrılmam” diye cevap verince, kendisine bizim (Osmanlıdan kalma) adetlerimiz böyle, bizde hanımlar ayrı erkekler ayrı ağırlanır, bu nedenle hanımefendi siz, hanımların yanına buyurunuz, diye ısrar ederek başkandan ayırdım,” diyerek tatlı bir espri ile Osmanlı adetlerini Balkanlarda hala nasıl hala devam ettirdiklerini, gururla ifade ediyordu Rıfat bey.

Bakan Kradziç’den Başbakan Erdoğan ile de aralarında geçen ilginç bir anısını dinledik:  Başbakan Erdoğan bizim (Kosova) Bakana kaç çocuğu olduğunu sordu; iki cevabını alınca, Başbakan olmaz diye itiraz etti. Ben de hemen araya atılarak, Sayın Başbakanım onu siz benim gibi bir köylüye sorunuz, o şehirli. Ben yirmi beş bin dolar başlık parasını verdim. Bunun için de beş çocuğum var, diyerek Erdoğan’ı uzun bir müddet güldürdüğünü, aktardı. Erdoğan için o bir dünya lideridir. Burada çöp koysa kazanır, diyerek, Osmanlı diyarındaki Erdoğan sevgisini ortaya koyuyordu.

Tatlı esprileri ve güler yüzleri, babacan tavırları, misafirperverlikleri ile içimizi ısıttı, Osmanlının balkanlardaki evlad-ı fatihanları.

Şunu da itiraf etmeliyim ki; Tüm Balkan coğrafyasında Erdoğan’a müthiş bir sevgi var. Tetova’da, Arnavut Cemal bize; Başbakan Erdoğan’ın kıymetini biliniz, o dünya Müslümanlarının lideridir, değerini biliniz, yoksa mes’ulsünüz, sözlerini hemen hemen bir çok kişiden dinledik.

Makedonya’da  anayasa mahkemesi üyesi Salih beyi yerinde ziyaret ettik. Kendisinin de Türkiye ve Erdoğan hakkındaki güzel ifadeleri, bizi de hayli gururlandırdı: “Türkiye nezle olmasın, o nezle olursa biz hastalanıp yatağa düşüyoruz. Yıllarca kimsesizliğin, hamisizliğin ne demek olduğunu çok acı çekerek öğrendik. Ne olur, içinizde kavga verebilirsiniz, lakin dış ilişkilerde tek bilek, yek yürek olunuz, muhalefet-iktidar birlikte hareket etsin. Çünkü bizim dimdik ayakta olmamız, bu güce bağlı. İhtilafın ve ittifakın sonuçlarının nasıl olduğunu biz bunu hep yaşadık ve yaşıyoruz. Türkiye’nin gücü, kuvveti buradaki Türklere, Müslümanlara birinci sınıf vatandaş muamelesi yaptırıyor…

Makedonya’da Müslüman nüfus % 45 civarında. Yakın zamanda % 50’yi de geçecek. Çünkü Müslümanlarda nüfus artışı artı iken, gayr-ı müslimlerde eksidir. Ancak ne yazık ki, nüfus oranına göre mecliste temsil edilmiyorlar. İnşallah bu tabloda en yakın zamanda değişecektir. Bugünkü meclis dağılım ise şöyle:  

 “Makedon Parlamentosu 120 sandalyeli:                                                                                Arnavut; 100                                                                                                                                Sırp: 10 (seçimsiz)                                                                                                                Türk:2       (seçimsiz)                                                                                                                  Boşnak: 3                                                                                                                            Romanlar: 4                                                                                                                        Goralı: 1

Osmanlının izleri her yerde. Bilhassa köylerde camiler, minareler ihtişamlı ve gururlu bir şekilde gökyüzüne yükseliyorlar.

Camiler normal vakitlerde gençlerle doluyor. Bazen de 10-12 yaşında çocukların cami avlularında Kuran dersini aldıklarını görüyorsunuz. Dışarıda takke ile dolaşan insanlar, başörtülü hanımlar hemen dikkatinizi çekiyor. Büyük bir müslüman kitle olan Arnavutlar Türkçeyi konuşabiliyorlar. Son yıllarda Osmanlı eserleri camiler, minareler, türbeler, saraylar, kaleler, tekkeler, çeşmeler…vb bir bir onarılıyor. Tabi ki, Bursa deyince herkes şapka çıkarıyor, saygı duyuyor. Bu eserlerin onarımlarında başta TİKKA olmak üzere Bursa’nın katkısı açıkça görülüyor. Buradan bir kez daha Başkan Recep Altepe’yi kutluyor ve kendisine teşekkür ediyorum. Zira yapılan tüm hizmetler  “İslam’ın silinmez mühürleri ve şeairleridir.” Malumunuz, “Nafile nev'inden de olsa Şeair, şahsî farzlardan daha ehemmiyetlidir.”

Düşününüz; Bin dört yüz sene evvel, Hazreti Muhammed’in Bilal-i Habeşi’den dinlediği ezan, asırlar sonra, Avrupa semalarında hem dini hem milli bir musiki olmuş. Günde beş vakit  “Allah u Ekber “ nağmelerinin semaları kaplaması, insanı nasıl ledünni bir hisle dolduruyor. İşte “Şear-i islam’ın” önemini insan burada aşikar görüyor ve iliklerine kadar yaşıyor. Bakınız, Yahya Kemal bu atmosferi “ezân-ı Muhammedî” adlı şiirinde ne güzel belirtmiş. 

Ezân-ı Muhammedî

Emr-i bülendsin ey ezân-ı Muhammedî
Kâfî değil sadâna cihân-ı Muhammedî

Sultan Selim-i Evvel'i râmetmeyüp ecel
Fethetmeliydi âlemi şân-ı Muhammedî

Gök nûra garkolur nice yüzbin minâreden
Şehbâl açınca rûh-ı revân-ı Muhammedî

Ervâh cümleten görür Allahu Ekber'i
Akseyleyince arşa lisân-ı Muhammedî

Üsküp'te kabr-i mâdere olsun bu nev-gazel
Bir tuhfe-i bedî ü beyân-ı Muhammedî.

Yahya Kemal’in ifade ettiği ledünni hisleri, Makedonya’da ve tabii ki, Kosova’da yakinen yaşadık. Kilise ve Haç’ların karşısında yükselen minareler ve kubbeler İslamın tebliğinde birincil rol oynuyorlar. Bu İslam nişanelerini güçlendirmek ve yaymak görev ve mesuliyeti elbette ki, o ecdadın torunları olan bizlere düşmektedir. Bu nedenle, şuursuzca o diyarlara yapılan hizmetleri eleştirenleri ülkemizde çok gördüm. Şayet Üsküp’te, kente hâkim tepedeki, 46 m. ene ve 70 m. boya sahip devasa Milenium Haç’ını bu kardeşlerimiz görse idiler, herhalde Başkan Altepe’nin ve TİKKA’nın yaptıklarını değil tenkit etmek, daha da teşvik edeceklerdi diye düşünüyorum. Osmanlı zamanında 120 camisi olan Üsküp’te Allah’a şükür bugün 37-38 cami bulunmakta. Son zamanlarda Türkiye’nin desteği ile cami sayısı hızla artıyor. Bilhassa Tepedeki Haç’tan sonra Müslümanlarda dine ve camiye karşı alakanın hızla arttığını ve bir şekilde Haç’ın müslümanlara müspet manada doping etkisi yaptığını, ifade ettiler.

Cuma namazını Üsküp’ün en güzel camilerinden biri olan Murat paşa (yapımı:1492) camiinde kıldık. 47 metrelik minaresi ve tek kubbeli yapısıyla şehri daima gözetleyen bu camide insanların cami dışına yollara taşan muazzam kalabalığı göz yaşartır bir manzara olup, özellikle Bursalıları bu hazzı yaşamaya davet ediyorum.

Unutmayalım ki, düşman karşısında bir saat nöbet tutmak ile içerde nöbet tutmak arasında ücret ve sevap farkı vardır:

"Birinizin Allah yolunda bir saat bekle­mesi, evindeki yetmiş yıllık namazından daha üstündür.”(H.Ş)

O topraklara bu nazarla bakılmalıdır. O diyarlar İslam’ın uç karakollarıdırlar. Emin olunuz ki, Bu niyetlerle yapılan her eser ve atılan her adım ve Müslümanlığı çağrıştıran her adet  ibadettir. Katkısı olan herkesi kutluyor, kendilerinden Allah razı olsun diyorum.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR