Devlet Balı

Padişah hürmetinden bir zahidi saraya davet eder. Ona ikramda bulunur. Saray yaşantısı bu ya, zahid de etkilenir..

Çoğumuz için ibret alınacak bir “hikâye”yi gülistandan seçtim.
Hizmet ve dava adına gözünü dünya koltuklarına, devletin ihtişamlı, çekici makamlarına dikenler ve hakka hizmeti gaye edinenler ve nihayet Sadi’nin anlattığı bu kıssada pek çok hisseler vardır:
Şam Abid’lerinden biri yıllardır bir ormanda ibadet ediyor, ağaç yapraklarıyla, zühd içinde geçiniyordu. Bir gün oranın padişahı ziyaret maksadıyla yanına gitti, dedi ki:
Eğer uygun görürseniz, şehirde size bir yer hazırlayalım. Orada daha çok ibadet huzuru bulursunuz. Mübarek sözlerinizden, hal ve tavırlarınızdan başkaları da faydalanır. Güzel hareketlerinize her kes uyar.
Zahid bu sözü kabul etmedi. Devlet büyükleri:
Padişahın hatırını kırmamak için, birkaç gün şehirde kalıp sana ayrılacak yeri görmeniz uygun olur. Sonra, eğer erenlerin temiz vakitleri yabancıların gelip gitmesiyle bulanacak olursa, yeniden buraya dönmek mümkündür, dediler.
Anlattıklarına göre Abid şehre geldi. Padişahın ‘’özel bahçe köşkünü’’ onun için hazırladılar. Burası gönül açan, ruh dinlendiren bir yerdi. Cennet bahçeleri gibi tefriş edilmişti.


Padişah derhal Abid’e güzel yüzlü bir cariye gönderdi.
Böyle Abid’leri aldatan melek yüzlü, tavus süslü bir güzeli gördükten sonra zahidin sabrı kalmaz ki…
Cariyenin ardından da eşsiz güzellikte, latif endamlı bir köle yolladı.
Bir pınar ki, görünür, ama içilmez. Yanında gezenler susuz ölürler.
Abid, lezzetli yemekler yemeğe, güzel elbiseler giymeye başladı; meyvalardan, hoş kokulu şeylerden zevk alıyor, kölenin ve cariyenin güzelliklerini seyrediyordu. Akıllılar demişler ki; ‘’Güzellerin zülfü aklın ayağına zincirdir. Uyanık kuşa tuzaktır.’’
Gönlümü ve bütün bildiklerimle beraber dinimi de senin yoluna feda ettim! Gerçekten bugün uyanık kuş benim, sen de tuzaksın!
Kısacası Abid’in o huzur devrindeki devleti sona erdi. Bilgelerin dediği gibi:
‘’Fakih de olsa, mürşit veya mürit de olsa, güzel konuşan bir vaiz de olsa, kişi bu alçak dünyaya tenezzül etti mi, bala kapılmış sineğe döner.’’
Bir gün padişah Abid’i görme arzusunda bulundu. Onu, eski siması değişmiş, akı ak, alı al olmuş, semirmiş buldu. Diba bir yastığa yaslanmıştı. Peri yüzlü köle, tavus tüyü bir yelpazeyle başucunda duruyordu. Hükümdar onun esenliğine sevindi. Her konuşmadan söz açtılar. Nihayet padişah sözün sonunda:
‘’Ben, dedi, dünyada bu iki taifeyi, bilginlerle zahitleri seviyorum!
Cihan görmüş filozof bir vezir oradaydı:
‘’Padişahım, dedi, sevginin şartı her iki taifeye iyilik etmeni gerekli kılar.’’
Padişah sordu, nasıl?
Vezir cevap verdi:
‘’Bilginlere para vermelisin ki, daha da okusunlar; zahitlere bir şey vermemelisin ki, ‘’Dünya Balına Kapılmasınlar’’.


Evet Hakka hizmet hususunda Bediüzzaman hazretleri şöyle diyor:  ‘’Neşr-i hak için, enbiyaya  ittiba etmekle mükellefiz. Kur’an- Hakim’de, hakkı neşredenler  ’’in ecriye illâ alâllah,’’ (sizden bir ücret, bir mükafat istemiyorum, sizin olsun o. Benim ücretim, ancak Allah’a ait ve o her şeye şahittir), diyerek, insanlardan istiğna göstermişlerdir.

Allame Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’den mervi şöyle bir söz vardır: ’İslam, bugün öyle mücahitler ister ki, dünyasını değil, ahiretini dahi feda etmeye hazır olacak.’’ (Tarihçe-i Hayat/ önsöz)

    
Zühd: şüpheli şeyleri bile terkederek günahtan kaçma, Allah korkusuyla dünya nimetlerinden el çekme (kimse), takva  ile hareket etme.                                                                                                                                                       
Abid: İbadet eden kişi.                                                                                                                                                              
Zahid: Çok çok ibadet eden.  Zühd sahibi                                                                                                                         
Diba: Altın ve gümüş işlemeli bir tür ipek kumaş

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR