Eğitim, eğitim, eğitim...

Okullar tekrar açıldı ve yetkili, etkili ağızlardan yeniden tumturaklı sözler dökülmeye başladı. Zannediyorum bu defa Hükümet Yetkililerini ciddi bulan perde gerisindeki memleketin üzerindeki egemen güçleri bir telaş kapladı. Peş peşe hiç ummayacağınız yerlerden yükselen sesleri duymaya başladık. 

İşte bu görünmeyen güçleri yıllardır deşifre etmeye çalışıyoruz. Bunları aşmadan, bilhassa bu memleketin çocuklarına kendi kültürlerini “tedris etmenin” imkânı yoktur. Bu ülkenin gençliği iki yüzyılı aşkındır, ne idüğü belirsiz bir Tanzimat orijinli müfredatla habire oyalanıp durmaktadır. Son iki yüz yıllık maziye döndüğümüzde dünya çapında istisnalar hariç “bilim insanı” yetiştirememiş ve fen-sanat- teknoloji ve bilişim alanında maalesef bir arpa oyu yol alamamışız. Neredeyse kullanılan tüm sanayi ve teknoloji ürünleri %100 ithal malıdır. Bu da bizi Batıya köle konumuna düşürmüştür.

Son 10-15 yıllık bir silkinme ve kendine gelme dönemine baktığımızda askeri, savunma ve bilişim alanında ortaya çıkan gerçekler bu batıya tapınma konusunda iddiamızı teyit etmektedir. 

İşte hükümetin bu kararlılığını fark edip hazmedemeyenler, bugün dünya kamuoyunda ülkemizi karalayan bir algı operasyonuna giriştiklerini görüyoruz. Bu da ülkenin  son yıllarda takip ettiği stratejinin ne kadar doğru olduğunu gösteriyor.

Eğitim konusuna dönecek olursak ki, eğitimini düzeltemeyen ülkeler kalkınma ve ilerlemeyi sağlayamazlar. Tersi, kalkınmış güçlü ve kuvvetli bütün ülkeler, eğitimini doğru bir temel üzerine oturtmuş ülkelerdir. 

Bugün ülkeyi idare edenler, eğitim konusunun hassasiyetini ve olmazsa olmazlığını fark ederek, eğitim teşkilatına ciddi el atmaya başladı. En azından ilk adımın çok doğru atıldığını, yıllarını eğitim camiasına vermiş birisi olarak söyleyebilirim. 

Tabii ki, dün bize bir eğitim teşkilatını “anahtar teslim” olarak sunanları, bugün büyük bir telaş kaplamıştır. Bir örnek vermem gerekiyorsa, şunu ifade edebilirim:

“Türkiye’de Milli Eğitim Bakanlığının yaptığı müfredat değişikliği dış basında yankı buldu. Amerikan New York Times Gazetesi; müfredat değişikliği Türkiye’de Laikliğe bir saldırı olarak gören kesimin, Atatürk’ün küçümsediği gerekçesi ile kızgın olduğunu yazdı.” (Basın)

İngiliz The Guardion Gazetesi ise; “Atatürk’ün Devrimlerinin müfredattaki yeri ciddi ölçüde azaltıldı. Devlet okullarında “cihat” konusu işlenecektir. Hükümet bunun din şiddetinin meşrulaştırılması ile mücadele için gerekli olduğunu savunuyor”, dedi.(Basın)

Hani Nasreddin Hoca'nın bir eşek fıkrası vardır: " Hoca bir gün eşeğe biner, dehler. Fakat eşeğin umurunda değil. Hoca ha bire deh, deh der. Eşek kımıldamaz. Sonunda patlayan Hoca eşeğin başına sopayı indirir. Fakat o da ne! Arkadan bir ses çıkar. Hoca, Allah Allah der, ben nereye vurdum, ses nereden çıktı, der!" 

Evet, eğitim konusunda, sesin okyanus ötesinden, bilhassa İslam dünyasının en büyük muarızlarından çıkması tesadüf olmasa gerektir. Bu da atılan adımın ne kadar doğru ve önemli olduğunu gösteriyor. Evet 250 yıldır birikmiş, kokuşmuş, hiçbir fayda ve ilerleme, refah ve zenginlik, hatta ve hatta huzur sağlamamış bir eğitim modelinin artık çöpe atılma vakti gelmiştir. 

Etrafımızda kuduz köpekler gibi havlayan kesime de pirim vermeden, korkmadan, çekinmeden çağdaş eğitimin “fen ve bilimi” de alarak, kendi “yerli kültür ve inancımızı” da katarak, sağlam bir eğitim modelini derhal okullara müfredat olarak koymalıyız.

Bu hususta bize en büyük örnek de “Japon Eğitim Modeli”dir. Bunun da zamanı gelmiş ve de geçiyor. Ötelenecek artık ne imkanımız ne de lüksümüz vardır.

Bizi bağlayan en büyük bağımız; inancımızdır. İnancımızı odak olarak alan bir eğitim sistemi, dünyayı egemenliği altına alıp sömüren emperyalist ülkelere kaşı, bizim en büyük sigortamız olacaktır.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR