Ey Millet CHP'yi nasıl bilirsiniz?

Türk Cumhuriyet tarihine baktığımızda; 1950’den önce ve 50’den sonra, iki devrenin açıkça hâkimiyetini görüyoruz. 1950’ye kadar ki devrede; CHP’nin mutlak olarak halkın üstündeki demir yumruğunu hiç gevşetmeden devamlı halkı zapt u rapt altına aldığı “tımar” devri. Bu dönem; halkın söz hakkının olmadığı, halkın istek ve arzularının kaale alınmadığı, yöneten zihniyetin “halk için, halka rağmen” prensibi ile hareket ettiği bir dönemdir.

Cumhuriyet tarihinde; halkın tüm örf ve adetlerine savaş açıldığı, din ve inançlarıyla alay edildiği, yerine kendi ideolojilerinin (Kemalist) yeni bir din olarak ikame edildiği, köy imamının yerine, köy öğretmenlerinin konulduğu, mutlak bir istibdad ve baskı rejimiolarak tarihte yerini aldığı,bir kara dönemdir, bu dönem.


1950’den sonraki dönem ise,artık yetkinin halkta olduğu çok partili bir dönem. Bu dönemden itibaren halkın;kendisine,özellikle dini baskıları acımasızca tatbik eden bu zihniyeti,ebediyyen “vekâletten azlettiğini” görüyoruz. Bu seçkinci oligarşik grubahiçbir zaman kendi adına yetki vermedi. Başa bir daha da getirmedi. Ancak çeşitli iç ve dış entrikalar ve müdahalelerle, bu “Şeflik Zihniyetiiktidar olamasa bile muktediriyetini ve halkın üzerindeki baskısını ve hâkimiyetini,(vesayet kurumlarıyla)50’den sonra da devam ettirdi.Bunu gören ve bilen halk, bu oyunu da bozmak için,“ehven-i şer” diye bu zihniyetin karşısındaki muhalif grupları ve partileri destekleyerek, bu despotların başa gelmesini engellemekle birlikte, geçici de olsa rahat bir nefes aldığını görüyoruz. Bu mücadelede, halka öncülük eden ve “şeflik zihniyetinin” ruh dünyasını deşifre eden, işkence, zulüm ve sürgün gören din adamlarının büyük bir payı vardır.


Bu zihniyetin Halk ile olan mücadelesi, 1923’ten beri hep devam etti ve ediyor. Bu kadar mağlubiyetlerine ( seçimlerdeki) rağmen, halk;bu zihniyetin barışmak adına hiç adım attığına da şahit olmadı.Geçmişte yaptıklarından dolayı, pişman olduğuna dair bir özür beyan ettiğini de alenen görmedi.(Meselâ; şu anda bu fırkanın başında bulunan zat, geçmişte “Dersim olaylarında” yapılan insanlık dışı muameleleri çok iyi bilmesine ve o ortamda doğmasına ve yetişmesine, ağıtlarla/türkülerle o acıları yüreklerinde canlı tutmalarına rağmen o insanlara yönelik açıkça ve alenen “bir özür beyanında” bulun(a)madı). İnançları adına yapılan her düzenlemeyi de aynı nakaratlarla (laiklik, gericilik), “vesayet kurumlarına”bozdurdu ve halkın inanç noktasından boğulması için, elinden geleni ardına koymadı.


Yani anlayacağımız; Bu zihniyet eski “şeflik zihniyeti” olarak yaşamını elan sürdürmektedir. Fikir ve düşüncesinden bir adım dahi geri atmamıştır.


Şimdi zaman zaman bu zihniyetten beslenen “toplum mühendisleri”, bu fırkanın niçin halk tarafından benimsenmediğinin sebeplerini sayarken; nedense, topyekün Müslüman bir kitleye karşı beslediği kin,inançlarına karşı ortaya koydukları ideolojik tavırlarını, hiç mi hiç gündeme getirmiyor, inatçı ve inkârcı tutumlarını görmezden gelerek, bir sürü başka nedenleri sayıyorlar.


Şunu net bir şekilde ifade edeyim ki; 10 Ağustos’ta da benzer bir akıbet ve mağlubiyet kendilerini bekliyor. Şimdiden süslü yalanlarını, yorumlarını hazırlasınlar.


Tam da burada kendilerine bir tüyo vereyim. 1920’lerde İngilizlerin siyasetine karşı, Bediüzzaman’ın koyduğu tavır, bunların uyanmalarına, Müslüman halkı tanımalarına ve aynı zamanda tevbe etmelerine ve halkla barışmalarına da yardımcı olabilir mi diye düşünüyorum:


"Sual: Neden bu kadar İngiliz'den nefret ediyorsun? Musalahasını (barış) da istemiyorsun?


Cevap: Sebep bir değil, bindir. Bana en ziyade şedid görünen, manen ahlakımıza vurduğu darbedir.Çekirdek halinde olan kötü huyları içimizde inkişaf ettirdi. Hayatın yarası kapanır,İzzet-i İslamiye, Namus-u millinin yarası pek derindir."


Edirne Camiinde, bir İslam hocasının lisanıyla, Venizelos gibi şeytan zalime dua ettirdi. Merkez-i Hilafette, Müslümanlar lisanıyla şeytanın yoldaşları (İngiliz), Yunan askerleri kurtarıcı ve halaskar, karşısındaki mücahitleri de cani, zalim oldukları ilan edildi.


Acaba bir anne o dereceye getirilse ki, çocuğunu kendi eliyle öldürerek, üzülmeyerek, parça parça etse, hiç mümkün müdür ki, onda hissiyat-ı aliye (yüksek duygular) ve ahlak-ı samiye (yüce ahlak) intifa (sönmek) etmesin?”ürerek, üzülmeyerek, parça parça etse, hiç mümkün müdür ki, onda yüce duygular ve üstün ahlak sönmesin?"
Bugün halkın Erdoğan'ın peşinden koşmasının sırını burada aranmalıdır. Karşısındaki grupların siyasi tarihine baktığımızda, halk niçin Erdoğan'a sevgi ve muhabbet besliyor? İşte bilhassa CHP biraz da bu sosyolojik tahlili yapmak zorundadır


Erdoğan'ın karşısındaki grupta yer alanlar, beyhude çırpınmaktadırlar. Bu halk, ihtiyarıyla bu zihniyeti başa getirmeyecektir. Bu zihniyet halkın milli ve manevi değerlerini kabul etmediği ve geçmişte yaptıklarından dolayı özür dilemediği müddetçe, bu partiye ve bu zihniyete halkın tokadı hep sürecektir. Şu bu nedenlerden dolayı, bu gurubun yanında yer alan kesimler de aynı tokattan payına düşeni alacaklardır. Çünkü milletin vicdanında ve kalbinde açılan bumanevi yara kabuk bağlamıyor.


Milletin hedefi ve gayesi başkadır; CHP'nin ki,bambaşkadır. Buluşmaimkânı yoktur. Bu halka bu kadar zulüm ve baskıdan sonra milletten bir teveccüh beklemek beyhudedir. Benden söylemesi. Siyaset mühendisleri eğer hala anlamadılarsa Anadolu kasabasında herhangi bir vatandaşın evine girip sorsunlar:


Ey Millet! CHP'yi nasıl bilirsiniz?
Sır işte bu cevapta gizlidir.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR