Halk Partisi ve çağdaş Türkiye yalanları

Bilirsiniz bir ülkenin gelişme seviyesini gösteren en önemli göstergelerden biri sahip olduğu yol ağlarıdır. Tarih boyunca yol ve ulaşımın olduğu yerlere medeniyet gitmiş, olmadığı yerler ise daima geri kalmıştır.

Bugün muhalefette nara üstüne nara atanlar, mutlak hâkim olduğu dönemlerdeki icraatları, bunların  “kazıp yüzünü” deşifre etmektedir. Bu zihniyetin hiçbir zaman halk diye bir dertleri olmamış. Bu nedenle de yol yapmak, halka hizmet götürmek gibi bir proje husussan Halk Partisi’nin gündeminde hiçbir zaman olmamıştır ve olmayacaktır da.  Zaten bu seçkinci monşerler  halkın içine inme zahmetine bile katlanamazlar.

İsterseniz şu meşhur öve öve bitiremedikleri şeflik dönemine bir göz atalım.

ÜLKEYİ BAŞTANBAŞA YOLLARLA KAPLADIK YALANI!

“Samsun’dan 180 km uzaklıktaki Ordu’ya karayolundan gitmek mümkün değildi. Vatandaşlar tam 27 yıldır yol yapıyoruz denilerek yollarda taş kırmış, kürek sallamıştı. Fakat Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize ve Artvin’i birbirine bağlayan bir sahil yolu dahi yapılmamıştı. Diyarbakır’dan Siirt’e 5 günde ulaşılıyordu.”

“Manisa’dan kazası Turgutlu’ya ve Alaşehir’e gitmeniz ancak trenle mümkündü. Dağ kasabalarına gitmek ise imkânsızdı.”

“Ogünlerde İstanbul -Ankara arası kamyonla 2 günden fazla sürüyordu. Kamyonlar hatta tanklar ve hafif tırtıllı araçlarımız bile mevcut yoldan Şile’ye kadar gidemezdi. 1940’lı yıllarda çevremizde yol durumu böyleydi.”

“1947 yılında harita üzerinde 43 bin 977 km yol gösteriliyordu. Ancak bu yolun yalnızca 932 km’si sert yüzey, asfalt ve benzeri vasıftaydı. Geri kalan 43 bin km yol, yukarıda bahsedilen çıkmaz yollardan ibaretti.”

İSTANBUL’DA UYUZ VARDI VE SABUN ALMAYA PARALARI YOKTU !

O günlere ait tespitleri Yıldız Sertel’in notlarından takip edelim:

“Ben İstanbul’da Edirnekapı isimli bir mahallenin varlığından bile haberdar değildim. Mahalleyi görünce hayretler içinde kaldım. Moda’da oturan, Kolej’de okuyan ben böyle bir sefaletin varlığını hayal bile edemezdim. Evler dökülüyor, bazı aileler viraneliklerde oturuyorlardı. Renkler, benekler soluktu. Belli ki verem yaygındı. Vitaminsizlikten sakat doğmuş bebekler, , özürlü çocuklar görüyordum. Her kadının kucağında bir bebek vardı ama memelerinde süt yoktu. Yarı açtılar, daha kötüsü pislikten geçilmiyordu. Uyuz vardı ve sabun almaya paraları yoktu. (nasıl olsun ki, bir koyun 50 kuruş, bir kilo şeker  60 kuruş idi.) Her açtığım kapıdan bir ah işitiyordum…  köylere gittiğimde etrafımı çocuklar sardı. Üstleri başları yırtık, yüz göz çamur içinde, ayaklarında ne ayakkabı ne de don. Şaşırıp kalmıştım. Halbuki çağdaş medeniyet maksadıyla yeni bir Türkiye kuruluyordu.” (Türkiye’nin Demokrasi Tarihi-Alternatif Yayınevi)

Yüz yıldan beri sloganlarla aldatılan ve yönetilen bir ülkenin çocuklarıyız. Hala bu zihniyetten bir hizmet, bir atılım bekleyenlere yazık, çok yazık!

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR