21 Ağustos 2017 Pazartesi
ROTA BURSA

Huzurunu arayan dünya...

Dini inançlardan mahrum, hesap verme sorumluluğunu taşımayan insanların kuvvet ve güç üzerine kurdukları küresel ekonomi sefalet, fakirlik ve gözyaşı ile dolu krizleri insanoğluna hediye etmiştir. Büyüyen bu krizler sonunda insani duygularını yitirmiş bu mutlu bir avuç azınlık grubun ve devletlerin de huzurunu ve rahatını kaçırmaya başlamıştır. Daha büyük felaketlere ve kaosa yol açmadan dünyamızın yeni küresel ekonomi için yeni bir etiğin temellendirilmesi zorunlu hale gelmiştir. Sürdürülebilir bir ekonominin kurulabilmesi yeni bir gelişme kültürü ve etiğine bağlı bulunmaktadır:

Bağnaz, ayrılıkçı, yan tutan olmayan; küresel boyutta araştırma ve eğitime kendisini adayan böyle bir ekonomi anlayışı, uğraşğı her konuya dürüst ve adil bir biçimde yaklaşır. Yaptığı her işlemde sorumluluğu ve açıklığı gözetir; her ilişkisinde ise eşitliği ve hakseverliği önde tutar. Her bireyin onurunun saygıdeğer ve önemli olduğunu kabul eden ve insanlığın her durumuna merhamet ve derin bir ilgiyle yaklaşan “bir ekonomi etiği” çağımızın önde gelen kurumları arasında yer almaya adaydır.

Küresel sivil toplumun doğmak üzere olduğu günümüzde insanlık için temel sınav, kültürel farklılıkları olduğu gibi, halkların ve ulusların birbirlerinden ayrılan yanlarını da koruyarak birliği ve bütünlüğü sağlayıp sağlayamayacağı sorunudur. Böyle bir birlik ve bütünlüğe de ancak tüm insan değerlerini, özellikle de tüm insan haklarını tanıyarak ulaşılabilir. Bu hakların çok sıkı bir biçimde belirlenmiş olması ve belli başlı yükümlülüklerden daha fazla şeyler içermesi gerekir. İşte burada İnsanlık âlemine çok önemli bir görev düşmektedir; o da dengeli ve adil bir dünya toplumunun ilkelerini ve temellerini geliştirmek ve çağımızın gerçeklerini tam olarak yansıtabilecek “yaratılanları Yaratandan dolayı seven”  bir dünya görüsü ile küresel bir bilinci formüle edebilmektir.

Eylemlerimizin hepsi giderek bu küresel değerlerin bilgisi üstünde temellendirilmelidir. Çağdaş küresel sorunların önemli bir kısmının bilim ve teknolojideki ilerlemenin sonuçlarından kaynaklandığını hepimiz biliyoruz. Hâlâ dünyamız için bir tehdit olma özelliğini koruyan küresel nükleer savaşlar, ekolojik dengenin bozuluşu, “Sen çalış ben yiyeyim”, “Ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölmüş bana ne!” anlayışı yer kürede hâkim.  Gelişmiş Batı'nın aşırı tüketimi sonucunda dünyadaki doğal kaynakların ve diğer canlıların tükenme ve yok olma sınırına gelmesi. Bölüşümün adaletsizliği ve zengin ile yoksul ülkeler arasındaki uçurumun giderek büyümesi, salgın hastalıkların insanlar için yakın bir tehdit oluşturması ve küresel ısınma gibi konular bu sorunların en önemlileri arasında sayılabilir.

Haktan uzaklaşan, sadece egosunu ve hayvani duygularını tatmin etmenin peşine düşen, dini değer ve yargıları tanımayan insanların hakim olduğu gezegenimize baktığımızda:

 “Gezegenimizdeki yedi milyar insandan "altın milyar' olarak adlandırılan yalnız bir milyarı kaliteli bir yasamın güvencesini sürdürebilmekte; geriye kalan gezegenimizin çoğunluğu ise fakirlik sınırları içinde yasamakta ve kendileri için daha iyi bir gelecek görememektedirler. Birleşmiş Milletlerin sayısal verilerine göre küreselleşmenin egemen olduğu son on yılda Beş (5) milyona yakın insan bölgesel savaşlarda öldü. Dünya nüfusunun yarısı olan üç (3) milyar insanın günlük geliri iki doların altında ve dünyadaki askeri harcamalar sekiz yüz (800) milyar doları aşmış durumda. Kalkınmış ülkelerin dünya silah satısındaki payı ise yüzde doksanın üstünde.

Yine BM verilerine göre; en yoksul ülkeler grubunda 1990'da otuz altı (36) ülke varken, 2000 yılında bu sayı kırk sekize (48) yükselmiş. Çok Uluslu Şirketler'in doğrudan gerçekleştirdiği yabancı sermaye yatırımları 865 milyar dolara çıkarken, bu yatırımlardan Batı'ya 700 milyar dolar, tüm Afrika'ya ise yalnız 10 milyar dolar düşş.

Dünya Bankası verilerine göre, dünya nüfusunun yarısından fazlasını oluşturan düşük gelirli ülkelerin milli gelirleri toplamı dünya toplamının yüzde altısında kalırken, dünya nüfusunun altıda birini oluşturan gelişmiş ülkelerin payı yüzde seksene (%80) erişiyor. Dünyanın en zengin (200)iki yüz kişisinin sahip olduğu toplam servet yeryüzündeki yoksul 2.5 milyar insanın toplam gelirinden fazla. Bu en zengin iki yüz (200) kişinin yüz on ikisi Amerikalı. Dünyanın en zengin üç Amerikalı patronunun servetlerinin toplamı, en yoksul kırk sekiz ülkenin servetinin toplamından yüksek.

Dünyadaki seksen dokuz (89) ülke, son on yıl içinde yirmi üç (23)  kat yoksullaştı. En yoksul seksen üç (83) ülkenin son yedi (7) yıl içinde ödedikleri dış borç faizi, anaparanın beş (5) katına ulaştı. Her yıl açlık yüzünden dünyada otuz sekiz (38) milyon insan ölmekte. Küremizdeki bu çarpık isleyişi ve bozuk dengeyi, ortaya çıkan sorunları hiç değilse en aza indirmek için yeryüzündeki topluluklar bir araya gelerek ortak bir sorumluluk bilincini ve ortak bir kaderi oluşturma eğilimi içine girmelidirler. Böyle bir gerçekleşme sonucunda ortak sorunlarımızın üstesinden gelmeye çalışma ve tartışma için sorumluluğun paylaşılması ve hiç kimsenin bu katılımcılıktan kaçmaması önemli bir ilk adım olacaktır.

Çeşitli topluluklar kendi aralarındaki farklı yaşama standartlarını sürekli genişleterek hedeften uzaklaşmayı cesaretlendiren ulusal politikalarına bağlı kalmayı sürdürürlerse, dünyanın bu bölünmüşğü de sürecek ve küresel sorunlar ağırlaşarak daha da büyüyecektir. Sosyoekonomik eşitsizliğin hep böyle sürüp giden bu durumu, farklı toplulukların küresel bir karşılıklı ilişki kurmalarına da ciddi bir engel oluşturmaktadır. Adil ve hakça dengelenmiş, karşılıklı bağımlı bir toplumlar düzeni gerçekleşebilir mi? Yoksa bu tarih boyunca sürmüş boş bir hayal midir?

İnsanoğlu; huzurunu arıyor, gözyaşının dinmesini, zulüm ve kaosun son bulmasını istiyorsa “peygamberlerin gönderilmesinin sırlarını” ve iki dünya saadeti için ellerinde tuttukları “mutluluk reçetesini” okumalı ve tatbik etmelidir.

Evet, unutmayalım ki, ibadet dünya ve ahret saadetlerine vesile olduğu gibi, dünya ve ahret işlerini düzene koymaya, ferdin ve tüm insanların kemalâtına, olgunluğuna ve mutluluğuna da vasıtadır.  

 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR