İnsan Allah’ın Antika Bir San'atıdır!

Hazreti Ali, İnsanın cemiyetini ifade eden bir beytinde insanın niçin muhatab-ı ilahi olduğunu ve yükseklik mertebesini ve değerini fevkalade veciz olarak ifade etmiştir. O beytinde şöyle der:

“Devauke fiyke vema teş’ur, Ve da’uke minke vema tebsur.

Ve tez’umu enneke cirmus sağir, Vifyke entevil alemil ekber.

Ve entel kitabu l mubini l lezi, Ba harfehu yezher ul muzmer.

Ve entel vücud ve nefsi l vücud, Vema fiyke l mevcud, la yahsur.

Fela hacete lek fi harici, Fe yah’rucu anke ma yastur.”

…….

“Senin ilacın senden olduğu halde bilmiyorsun. Ve illetin senden olduğu halde görmüyorsun. Ve sen küçük bir cisim olduğunu zannediyorsun. Hâlbuki koca kâinat (büyük âlem) sende dürülmüş. Ve sen öyle bir kitab-ı mübinsin ki, gizli olan şeyler onun harfleri ile açığa çıkar. Ve sen vücutsun, tek bir vücutsun. Oysa sen de mevcut olan şey saymaya gelmez. Senin harice ihtiyacın yok, Kâinat kitabını bütün satırları hep senden huruc eder.”

Muhittin-i Arabî bu şiiri izah ederken;

Cenab-ı Allah Âdem’i yaratırken, ruhunu âlem-i ervahtan, aklını alem-i ukuldan, nefsini alem-i nüfustan ve cesedini de alem-i ecsaddan aldı. Zira Cenab-ı Hâk hazretleri alemi ruhaniyyata Âdem’in ruhu ile ve alemi ukule Âdem’in aklı ile ve alem-i nüfusa Âdem’in nefsi ile alem-i ecsada  Âdem’in cesediyle imdad eder. Zira Âdem bu alemlerin ruhu mesabesindedir.

 Bediüzzaman hazretleri de aynı noktaya temas ederken o da şöyle der;

“Evet, nasılki, insanın anasırları, kainatın unsurlarından; ve kemikleri taş ve kayalarından; ve saçları nebat ve eşcarından; ve bedeninde cereyan eden kan ve gözünden, kulağından, burnundan ve ağzından akan ayrı ayrı suları, arzın çeşmelerinden ve madeni sularından haber veriyorlar, delalet edip onlara işaret diyorlar. Aynen öyle de, insanın ruhu âlem-i ervahtan ve hafızaları levh-i mahfuzdan ve kuvve-i hayaliyeleri âlem-i misalden… ve hakeza her bir cihazı bir âlemden haber veriyorlar.” (Lem’alar s, 355)

Görülüyor ki, insan kâinatın küçük bir misalidir. Kâinatta ne varsa küçük bir örneği insanda vardır. Kainatı küçültürsen insan, insanı büyültürsen kâinat olur. Bir iki örnek daha vermek gerekirse,  İşte bazıları;

a- Yeryüzünün dörtte üçü sudur, insanın vücudunun da dörtte üçü sudur.

b- Toprakta demir, bakır, çinko, fosfor gibi elementler vardır, bedenimizde de bu elementlerin hepsi mevcuttur.

c- Yeryüzünde dağlar, topraklar, bizde ise kemikler vardır.

d- Yeryüzünde nehirler vardır, bizde de damarla.

e- Yeryüzünde ormanlar vardır, bizde saç ve kıllar var.

f- Âlemde levh-i mahfuz (her şeyin yazıldığı levha) vardır, biz de ise hafıza kuvveti var.

g- Âlemde arş, bizde kal var.

h- Âlemde kürsü, bizde akıl var.

ı- Âlemde misâl âlemi, bizde ise hayal duygusu var.

i- Âlemde şeytan, bizde nefis ve lümme-i şeytaniye var.

k- Âlemde melek, bizde ilhamlar.

l- Âlemde itme ve çekme kuvveti, bizde ise zararlı şeylerden uzak durma duygusu ve faydalı şeylere karşı da meyletme duygusu var.

m- Âlemde kasırgalar ve fırtınalar, bizde ise öfke, gadap, hırs…

n-Âlemde bahar, mevsimler, bizde neşe, hüzün, gam, keder…

………..

Evet, insanda hakikaten sayılamayacak ve sınırlandırılamayacak sayıda duygular, hisler vardır. Bu sayısız duygular, hisler ispat eder ki; insan da kâinat gibi bir âlemdir. Kâinat “âlem-i ekber” yani büyük âlem, insan ise, “âlem-i asgar” yani, kâinatın özeti ve küçültülmüş halidir. İkisinde de aynı kanunlar cereyan etmektedir. İki âlem birbirinin telâzumudur. Yani ağaç meyveyi, meyve de ağacı gerektirdiği gibi; kâinat insanı, insan da kâinatı gerektirir. Nasıl ki, bir ağaçtan maksat meyve ise, kâinattan da asıl maksat insandır. Bakınız Cenâb-ı Hâk kâinatta olan her şeyi insanın istifadesine göre halk etmiş, terbiye ve tanzim etmiştir. Meselâ, havayı insanın ciğerlerine, güneşi gözüne, bütün gıdaları midesine, tatları diline ve kokuları burnuna göre terbiye etmiştir. Kısacası Allah kâinatı insana göre dizayn ve terbiye etmiştir. Kâinat çarkının merkezine ve  mihverine de insanı koymuştur. Bütün çarklar insana göre dönüyor. Ve insana bakıyor. Bir yönüyle de, burada merkezdeki insandan maksud Hz. Peygamberdir diyebiliriz. Bunu da hadis-i kudsi şöyle ifade ediyor:

‘’Levlake Levlak, lema halakt ül Eflak’’, yani habibim sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım.

Bir insanın ölümünün bir âlemin ölümü olmasının bir sırrı da budur.

Peki, dinimiz ve inancımız insana bu kadar kıymet ve değer verirken, acaba kendilerine İslam devletleri dediğimiz idarelerde insanın yeri ve değeri ne kadardır?

İsterseniz sonraki yazılarımızda bu sayfayı açalım. Fiemanillah.

 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR