İsrail lobisi ve son operasyonlar

Gazetelerde rüşvet operasyonları ile ilgili atılan manşetlerin ve yapılan yorumların ortalığı toz dumana bürüdüğünü, kafaları karıştırdığını ve nihayet iktisaden çok güzel giden Türkiye’nin ‘’Yükselme ve ilerleme’’ hızını tökezlediği bir vakıa. Fakat bu toz duman içinde yer alan belki de pek dikkat çekmeyen şu haber hayli düşündürücüdür. Önce haberlere bakalım, sonra düşündürücü yönüne dikkat çekelim:

 ‘‘Seçim ayarlı Operasyon’; yerel seçimler arifesinde düğmeye basıldı. Aralarında Bakan yakınları, işadamları, banka yöneticisi, belediye başkanı ve bürokratların bulunduğu çok sayıda isim gözaltına alındı.’’ Bu ve benzeri haberler 18 Aralık tarihli tüm gazetelerde yer aldı.

Yukarıdaki hususla alakalı Başbakan Erdoğan’ın ise ilk etapta şunları ifade ettiğini görüyoruz:

‘’İstediği kadar çirkin yollara tevessül etsinler, kirli ittifakların içine girsinler. Mühür milletin elindedir. Arkasına Türkiye içinde ve dışında bir takım karanlık çevreleri alanlar, bizim istikametimizle oynayamazlar. Bu oyunlara asla boyun eğmeyiz,’’ diye demeç veriyor. ( Star Gaz. 18.12.2013)

 Başbakan’ın bahsettiği içteki Fuat ve Reşid Paşaları merak etmeye gerek yok, zaten hepimiz biliyoruz, ancak dıştan bir takım karanlık çevreler kimlerdir, diye merak ettiğimizde ise hemen şu haberi görüyoruz:

‘’İlk işaret İsrail ve ABD’den… Genel müdürü gözaltına alınan kamu bankası, bir süre önce ABD’deki İsrail Lobisi tarafından İran’a altın satmakla suçlanmış, hatta ABD kongresi Temsilciler Meclisi, banka ile ilgili rahatsızlığını açıkça dile getirmişti. İsrail Lobisi AIPAC bankanın faaliyetlerinden sonra Türkiye aleyhine kampanya başlatmıştı.’’( Star Gaz. 18.12.2013)

ABD ve İsrail Lobisi’nin olayın kalbinde yer alması haberi beni ‘’Tanzimat’’ yıllarına götürdü:

‘’O yıllarda ecnebi bankaları Osmanlı’ya kapılarını açıyorlar ve yüklüce altınları borç olarak veriyorlar. Ancak maliye meclisine İngiliz, Fransız ve Avusturyalı üç delege sokuluyor, böylelikle kendi menfaatlerine uygun politikalar dikte edilmeye başlıyor. Tanzimatçı paşalar ise bu işlerin aleni olarak yapılmamasını istemekteydiler. Hem onlara gerek de yoktu. Çünkü Tanzimatçı Reşid Paşa, İngiliz sefirinden, Ali ve Fuat Paşalar da Fransız sefirinden ilham almaktaydılar. Hatta Fuat Paşa’nın Fransız sefirine:

‘’Siz bize suflörlük ediniz, fakat sahneyi ve rollerin icrasını bize bırakınız’’ diyecek kadar teslimiyet gösteriyordu.’’ ( İslam Kültürünün Garbı Medenileştirmesi. Sh. 329)

Görüldüğü üzere senaryo hala devam ediyor. Şeytan yakamızı bırakmaya pek niyetli değil. Aradan yaklaşık 200 yıllık bir zaman geçmesine rağmen Osmanlı kini ecnebilerde tap tazeliğini korumaktadır. Zalim Avrupa’nın bu niyetini, iştihasını bilerek devletlilerin kılı kırk yararcasına adım atmaları, ümmeti Muhammedin (a.s.m) beklentisi, ümidi ve hakkıdır. Tam da yakamızı kurtardık diye sevinirken bu musibetin patlak vermesi inşallah ileriye yönelik bir faal-i hayrdır diye temenni ediyorum. Bundan devleti idare edenlere düşen hisseye de bir sonraki yazımızda temas edelim. 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR