21 Ağustos 2017 Pazartesi
ROTA BURSA

Kasap Celal'in Anayasa'sı!

Anayasanın sık sık gündemde olduğu günlerdeyiz. Sanırım Kamuoyunda bundan sonra artarak gündemdeki yerini alacak.

Doç.Dr. Osman Can’ın 5 Mart tarihli Yeni Asya Gazetesi’ndeki röportajını okuyunca başımdan geçen bir olayı hatırladım. Evvela şu röportajın ilgili bölümüne bi bakalım. Can Şöyle diyor:

“Anayasayı bir devletin kullanım kılavuzuna ya da iktidar yapısını gösteren haritaya benzetebilirsiniz. Devletin nasıl işleyeceği, hangi amacı gerçekleştireceği anayasanın konusudur. Bunların hiçbiri hukuki değildir! Anayasanın nasıl olması gerektiğine her şeyden önce o toprak üzerinde yaşayan insanların karar vermesi gerekir. Toplum anayasa konusunda politik bir karar verirken, siz anayasa uzmanlarına neyi soracaksınız? Anayasa uzmanları inşa ettiğiniz şeyi size anlatır. Bu nedenle önce inşanın yapılması şart. Eğer anayasayı topluma ait bir karar olarak görmüyorsanız yapacağınız yeni bir anayasa olmayacaktır; revizyon ve restorasyon olacaktır.”

“Kemalist ve Jakoben düşüncede olan insanlar anayasanın değiştirilmesini istemiyor. Aslında bu bir körlüktür. Çünkü mevcut yapı devam ederse bundan en çok kendileri zarar görecekler. Diğer taraftan Kemalizm’le mücadele eden yeni nesil anayasa hukukçularına bakıldığında, onların da yüzyıllık anayasa bilgisi ve formasyonuyla yetiştiğini görürsünüz. Bu nedenle farkında olmadan yeni anayasayı konuşmaya başladıklarında yüzyıllık anayasal düzeni yeniden üretiyorlar. Fakat farkında değiller. Sıfır anayasa hakkında fikirleri yok! Mevcut anayasanın değiştirilmesinden bahsediyorlar.”

…..

“Eğer yüzyıllık bir anayasal gelenekten geliyorsak, buna karşı üretilmiş direnç ve değerler de vardır. Türkiye’de oluşan bu direnç toplumun çoğunluğunu kapsıyor. Eski anayasal geleneğin neyi yasakladığını ve terörize ettiğini biliyoruz. Toplumla beslenen siyasi gelenek bunun tam tersini söylemektedir. Toplumun çoğulculuğu, adem-i merkeziyetçiliği, farklı kültürlerle bir arada yaşamayı talep etmektedir. Toplum bir buçuk yıldır anayasa çalışmalarını mobilize etmektedir. İnsanların yeni anayasadan beklentileri alındı, raporlandı. Sonuçlar net. Yeni anayasa Ankara’daki siyasi partilerin keşfettiği bir şey olmanın ötesinde toplumun zorlamasıyla ortaya çıkan söylemdir.”

….

“… Siyasilere bürokratlar daha yakın oluyorlar ve bazı şeyleri iktidar onların ağzından duyuyor. Yürüyen sistemin konforuyla hareket ediliyor. Bu köklü değişim reflekslerini yavaşlatıyor. Onun için sürekli uyarılarda bulunmak gerekiyor. Eğer sistemi değiştirmezseniz sistem sizi ele geçirir….”

….

“ Anayasa insanın nasıl yaşamak istediğine yönelik bir soru olduğu için insan olmak yeterli. Uzman olmak gerekmiyor. Anayasa konusunda ne kadar az hukukçu karar verirse geleceğin garantisi o kadar güçlü olur. Toplum kendisiyle ilgili talepleri çok iyi şekilde dile getiriyor. Toplum Ankara’dan daha az zehirlenmiş, Ankara ise daha fazla zehirli yer.”

Sayın Can’ın bu nefis tespitlerine katılmamak mümkün değil. Köklü bir geleneğimizin olduğunu ve üretilmiş direnç ve değerlerimizin bulunduğunu ve bu değerlerin toplumun çoğunluğunu kapsadığını ve toplumun çoğulculuğu, adem-i merkeziyetçiliği, farklı kültürlerle bir arada yaşamayı talep ettiğini ifade ediyor.

Sayın Can köklü geleneklerimizden, değerlerimizden bahsederken başımdan geçen bir olayı hatırladım:

Uzun yıllar önce Doğuda,  “Hükumet Konağı”na dostum olan hâkim ve savcıları ziyarete gitmiştim. Odaya girdiğimde morallerinin bozuk olduğunu görünce nedenini sordum. Bana Hocam! Hiç sorma bir olay vuku buldu. Köy minibüsü bir vatandaşın ineğine çarpmış, inek de ölmüş. İnek sahibi ile minibüsçüyü razı etmek için uğraşıyoruz. Fakat Her iki tarafı da razı edecek bir çözüm bulmada zorlanıyoruz. Bundan dolayı canımız sıkkın. Siz de tam üzerine geldiniz, dedi hâkim bey.

Ben de gayr-i ihtiyari bu iş çok kolay, bizim kasap Celal çözer, dedim.

Kasap Celal’ı  ise tanımayan yok. İzmirli bir kasap. Eşi de gıda öğretmeni olarak Kız Meslek Lisesi’nde çalışıyor. Kendisi de bu arada canlı hayvan tüccarlığı yapıyor, köylülerle, vatandaşlarla arası çok iyi. Tabii ki, ilçenin bürokratları, hâkim ve savcılarıyla da irtibatı çok güzel. Celal’i çağırdım. Hemen geldi. Odada olayı kısaca söyledik, çok güldü. Beni bunun için mi çağırdınız, bu çok basit, dedi. Minibüsçü ile inek sahibini çağırdık. Celal her ikisini de dinledi, el tutuşunuz, dedi. İnek sahibine dönerek; Sen ne istiyorsun? Diğerine de sen ne veriyorsun? dedi. Bir ona, bir öbürüne döndü. Rakamlar arada telaffuz edilmeye başladı, sonunda her ikisinin de razı olduğu rakamda anlaşıldı ve hayrını görünüz diye el sıkılarak anlaşma sağlandı.

Onlar dışarıya çıkınca bizi bi gülmek tuttu. Katıla katıla gülmeye başladık. İşte, hâkimleri iki gündür kara kara düşündüren olay beş dakikada Kasap Celal’in yöntemiyle hem de her iki kesimi de razı edecek şekilde çözülmüştü.

Sanırım bu olay bize toplumumuz hakkında genel bir kanaat vermektedir. Toplumun istekleri ve arzuları anayasa şekillenirken mutlaka göz önüne alınmalıdır. Toplumun devleti kontrol etme araç ve imkânlarını sunmalıdır. Toplumsal katılımı adil olarak gerçekleştirmeli ve herkesin benim anayasam diyeceği ve maksimum özgürlük sunan bir anayasa olmalıdır.

Evet, yüz yıldır bekliyoruz. İnşallah bu sefer toplumun değerleriyle barışık bir anayasa olur da beklediğimize değmiş olur. 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR