21 Ağustos 2017 Pazartesi
ROTA BURSA

Müslümanlar ve Müslüman devletler neden hep mağlupturlar?

Bugün gerek Müslüman coğrafyada ve gerekse de dünya genelinde; “Batılın” “Hakka”, hem ferd ve hem de toplum ve devletler bazında üstün ve galip geldiğini esefle görmekteyiz. Bu hazin durum oldukça düşündürücü ve kafa karıştırmaktadır. Acaba bazılarının dediği gibi;

Tedenni, yani gericilik İslam’ın kendisinden mi kaynaklanmaktadır?

Yoksa İslam’ı hakkıyla temsil edemeyen “kendilerine Müslüman” diyen şahıs veya bunların oluşturduğu devletlerden mi kaynaklanmaktadır?

Bu problemli durum ülkemizde “Tanzimat’tan” beri tartışılmaktadır. Aydınlar bu hususta iki kategoriye ayrılmışlardır.

Birinci grup; Gerilemenin ve muassır medeniyet seviyesinden geri kalmanın sebebini, İslamiyet’e bağlamaktadırlar.

İkinci gurup ise; ilerleyememenin sebebini İslamiyet’te değil, şahıslarda aramak gerektiğini, “fen,  sanat, teknolojide yani müspet bilimlerde”yeterli gayret ve çalışmanın gösterilmediğini bunun sonucunda da bu nimetlerden uzak kaldığımızı ifade etmektedirler.

İşte bu husus büyük İslam âlimi Bediüzzaman hazretlerine de sorulmuş ve “Nur Risalelerinde” farklı şekilde genişçe izahı vardır. (Arzu edenler “26. Ve 29. Mektup’a; 17. Lem’a 7.nota’ya; Münazarat’a, Hutbe-i Şamiye’ye, Sünuhat’a ve diğer eserlerine bakabilirler).Biz Lemeat’ta manzum olarak geçen kısmını kısaca yorumlamaya çalışacağız: 

Sual- “Madem el-hakkuya’lû”haktır, (Mademki hak üstündür) ona üstün gelinmez. Kâfirlerin Müslümanlara, kuvvetlinin haklıya galip gelmesine ne dersiniz?”

Dedim: Dört noktaya bak; bu müşkül de hallolur.

1.Vesilevekuvvet yönünden,

2.Sıfatlar yönünden,

3.Tekvini Şeriat yani âdetullah kanunları yönünden,

4.Hakkın inkişafının dışarıdan bir müdahaleye bağlı olması, İlahi kader yönünden.

1.Nokta;  Vesileve kuvvetyönü:

1. Nokta; “Her hakkın her vesilesi hak olması lâzım değildir. Öyle de, her bâtılın her vesilesi bâtıl olması yine lâzım değildir. Neticesi şu çıkar: Hak olan bir vesile, bâtılvesileye galiptir.”

Bu ifadesiyle hikmet dünyasında vesilelerin, sebeplerin çarpıştığına dikkat çekiyor. Müslüman olsun kâfir olsun, her kim ulaşmak istediği sonucun ön şartlarını yerine getirir, sebeplerine, vesilelerine ve yollarına tam uyarsa başarı onun olacaktır. Yani başarı bir takım şartları yerine getirmeye bağlıdır.Bu şartlara kim uyar, bu vesileleri kim yerine getirirse, Müslüman olsun gayr-ı Müslüm olsun başarı onundur.

Meselâ; iki yarışmacıdan biri Michael Schumacher, diğeri de Kenan Sofuuğlu’nu yarıştırıyoruz. Schumacher“Ferrari” ile Kenan da “Şahin” ile yarışmaya kalkışırsa,Müslüman olmayanSchumachergalip gelir. Zira Schumacher’in kullandığı vesile, kendisi Müslüman olan Kenan’ın kullandığı vesileye göre daha “Hak”tır. Ve elbette ki o kazanacaktır. Burada kişinin inancı değil kullandığı araç, metot ve vesileler yarışmaktadır ve “Hak olan bir vesile, bâtılvesileye galip”gelecektir.

Ayrıca; Başarılı olmak, düşmanınıza yahut rakiplerinize galip gelmek istiyorsanız kuvvetli olmaya çalışmanız gerekir. Zira kuvvetin de bir hakkı vardır. O hakkı kim elinde tutarsa galip gelmesi kuvvetle muhtemeldir. Güçlü, kuvvetli bir insanı zayıf cılız birisi ile güreştirirseniz zayıfın;  Çelikle tahtayı çarpıştırırsanız tahtanın mağlup düşeceği bellidir.

 (Diğer noktaları sonraki makalelerimizde işlemeye devam edeceğiz)  

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR