Müslümanların Gayr-ı Müslimlerden Geri Kalmasının 4. Nedeni

İlk üç makalemizde Müslümanların ilerleyememesini ve ecnebilere karşı mağlup olmalarının nedenlerini “sıfatlar, vesileler ve Adetullah Kanunları”” yönünden ele almıştık.Bu makalemizde ise konuyu kader” yönünden ele alacağız.

 

4. Nokta;

 

Batılın kısa süreli de olsa bazen hakka galip gelmesinin, hakkın inkişafına yardım ettiği, onu daha da güçlendirdiği, parlattığı gerçeğini görüyoruz.

 

Örneğin; Serçe kuşunun atmaca kuşuna musallat olması, kabiliyet ve istidadını geliştirmek içindir.

 

Bir de yakın tarihten bir örnek verelim;

Malumunuz 90’lı yıllarda Balkanlarda bir Sırp hadisesi patlak vermişti.Yürekleri yakan büyük katliamlar meydana gelmiş ve çoğu Müslüman kardeşimiz ülkesini terk ederek Türkiye’ye sığınmıştı.O zaman Özal’ın ne kadar gayret gösterdiğine ve çırpındığına şahit olmuştuk.

 

Avrupa’nın göbeğinde bu katliamlar işlenirken kendilerine medeni diyen Batılılardan İnsan hakları adına bile olsa gık çıkmamıştı.Fakat kaderin de bir hesabı vardı.

Yani külli irade işbaşındaydı ve hikmetle işliyordu.O ecdat topraklarında asimilasyona tabi tutulan Müslümanlar ve Müslümanlık neredeyse bitmişti.

Camiler kapalı, minareler suskun, Kur’an ise raflardan bile kalkmıştı.

Kader Müslümanlara Sırp” denilen bir virüsü musallat etti, onları çalkaladı, silkeledi, harekete geçirdi.

 

 

İşte öyle bir halden, bugün Avrupa’nın ortasında her dört bir köşesinden fışkıran camileri, gürül gürül okunan ezanları ve tilavet edilen Kur’anları ile yeniden filizlenen bir Müslümanlığı ve Müslüman devletlerini doğurdu. Oraya giden dostlarımız “İslam’ın şeairlerinin” nasıl göze görünür şekilde yaşandığını idrak ediyorlar.Öyle muhkem bir temele dayanmış ki İnşaallah kıyamete kadar hayatiyetini devam ettirirler.


Bir hadisi-i şerifte “Belaların çoğu peygamberlere, sonra derecesine göre Allah’ın diğer sevgili kullarına gelir.” buyrulur.

 

Peygamberlerin çoğunun ümmetlerinden, hakaret görmeleri, ülkelerinden kovulmaları, işkencelere tabi tutulmaları Rabbanî bir sır, İlahî bir hikmettir ve aynı zamanda da birer menfi ibadettir.

Bu sıkıntılarla başta peygamberler olmak üzere Allah’ın sevgili kulları hem manen terakki ederler, hem de çoğu zaman bunun karşılığı olarak hak davalar geç de olsa yayılır ve insanların kalplerinde yer tutar.

 

 

Onlara zulmedenler kabirlerinde azap çekerlerken, onların ümmetleri yeryüzünde hakkı yaşar ve yaşatırlar.


Bu bir İlâhî hikmettir.Ve Hak dostlarına, bu sır ile gelen bela ve musibetlerin önceki makalelerimizde ifade etmeye çalıştığımız üç maddeyle bir ilgilisi yoktur.

 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR