Oy Balam, oy!

23 Nisan’da Anadolu’nun  dört bir tarafından, farklı etnisiteden gelip de Bursa’da ikamet eden ve tek bir “iman ve inanç” potasında kaynaşmış çocuklarımızı sarmaş dolaş, saf ve temiz duygular içinde izlerken;  kendime, nasıl olur da bu çocuklar memleketine daha da faydalı olsun ve kemale ersin düşüncesiyle bir eğitime tabi tutuluyor da, sonucunda ruh dünyasında öyle bir dejenerasyon meydana geliyor ki; birbirini boğazlayan, birbirini inkar eden, kendi öz değerlerine düşman olan …vb. bir nesle dönüşüyorlar? Zihnim bu ve benzeri sorularla meşgul iken Cengiz Aytmatov'un ''Gün Olur Asra Bedel'' eserindeki 'Mankurt' hikâyesini bir kez daha hatırladım:


''Hikâyeye göre, çok eski zamanlarda, yurtlarından kaçırılan güçlü kuvvetli Kırgız gençleri, tarifsiz işkenceler sonunda, geçmişlerini, hafızalarını, hatıralarını unutan köleler haline getiriliyordu. Öyle ki, kendi annelerine, atalarına dahi kıymaktan çekinmeyen robotlara dönüşüyorlardı.

Aytmatov, mankurt efsanesi çerçevesinde, yabancılaşmanın, köklerinden kopmanın, tarihinden, kültüründen uzaklaşmanın ne büyük bir facia olduğunu anlatıyor.

Büyük düşünür Cemil Meriç de, 'Ağaç kökleriyle yaşar, insanlar da' diyor. Yani köklerimiz önemli, tarihimiz, kültürümüz, atalarımız ve atalarımızın bize bıraktığı miras son derece önemli.

Bu kadar badirelerden, musibetlerden sonra inşallah yetkililerimiz yeni eğitim kanunu ile yeniden köklerimiz ile kesilen ana damarları açarlar ve bu milletin bin yıllık Kültür zeminini yeni bir ‘Nesli Cedit’ ile ‘Yeni Bir Gelecek’ için tekrar inşa ederler.

Bu münasebetle Nayman Anamızın Oy Balam, Oy ağıtını bir kez daha hatırlayıp ibret alalım:

 

OY BALAM, OY!

 

“Oy balam, oy! Hafızan kökünden sökülüp alınanda,

Başına konan deve derisi kuruyup büzülerek ceviz gibi beynini sıkıştıranda,

O görünmez çember gözlerini kanlı yaşla dolduranda,

Bozkırın dumansız ateşinde cayır cayır yananda,

Ölüm susuzluğundan bir damla yağmur düşmedi!

Oy balam oy! Can balam oy!

 

Yeryüzüne hayat veren güneş, senin için kapkara bir yıldız oldu da bir damla ışık vermedi!

Ondan nefret etmedin mi?

Oy balam oy! Can balam oy!

 

Acı çığlıkların bozkırda yankı yankı yayılanda,

Gece gündüz Tanrı deyip yana yakıla gökyüzü boşluğuna seslendiğinde,

Dayanılmaz acılarla kıvrananda, kusmukların, pisliklerin, sidiklerin içinde boğulanda,

Balam oy, vücudun yıkılıp üzerine sinekler üşüşende, yavaş yavaş aklını yitirip gittiğinde,

Hepimizi yaratıp sonra da kendi halimize salıveren Tanrı’ya son gücünü toplayıp isyan etmedin mi?

Oy balam oy, Can balam oy!

 

İşkenceyle sakatlanan aklını karanlık sardığında,

Zorla elinden alınan hafızan geçmişle bağını koparanda,

Öz ananı, dağ dibinden akan ve kıyısında oyun oynadığın derenin şırıltısını, kendi adını, babanın adını, sana utana utana bakarak gülümseyen kızın adını, aralarında büyüdüğün bacı-kardeş, hısım-yoldaş herkesin hayali gözünde silinende,

Seni karnımda taşıyıp bugünleri göstermek için doğuran anana beddualar okumadın mı?

Oy Balam Oy! Can Balam Oy!


Toprağına, kültürüne, atalarına yabancılaşan milletler, kendilerine de yabancılaşır. Özüyle, köküyle bağını koparanlar, kaçınılmaz olarak yalnızlaşır. İşte onun için, daha fazla dayanışma diyor, kardeşliğimizi daha da pekiştirelim, daha da yüceltelim istiyoruz.

 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR