Şeytanın çocukları Siyonistler!

Bu mel’un mahlûklar, Müslüman topraklara girdikleri andan ve bu virüs âlem-i İslam’a bulaştıktan beri, bu topraklar rahat ve huzur yüzü görmedi. Kan ve gözyaşı dinmedi. Fitne ve fesat bitmedi. Müslümanlar arasındaki “Birlik ve dirlik” yok oldu. Kısacası insanlık âlemi iflas etti, infilak etti. Adeta, melaikelerin Hz. Âdem’in yaratılış hadisesinde Kur’an’da belirtildiği üzere; “ Ya Rab! Sen yeryüzünde kan dökecek, fesat çıkaracak bir mahlûk mu yaratacaksın!”, sözü ile kastettiği mahlûkun bunlar olduğunu, bugün 21.yy’da açık-seçik bir şekilde görüyoruz.

Sanki bu iki ayaklı aşağılık mahlûklar, insanın “esfel-i safiline” neden layık olduğunun ve cehennemin yaratılışının neden hak ve elzem olduğunun insi delilleridirler. Ahirette her şey buradan gittiğine göre, cehennemin de odunu ve yakıtı da buradan gittiğini gözünle görmek istiyorsan; “İsrail’e” bak ve hala göremiyorsan, git iki gözünü çıkar at. Çünkü görme fonksiyonunu kaybeden göz artık göz değil bir et parçasından ibarettir.

Şayet miyopsan sana bir dürbün vereyim, onunla bak. Hem bu dürbünün menşei de “Madde in England”dır. Bilirsin! Hem de çok itimat edersin!Oradan gelen her “herze”ye kesin iman ettiğinden, sanırım bu senin için yeterince bir kanıt, yakini bir burhandır! Bundan dolayı belki de o gözlerini (vahşeti gördüğü halde inanmayan veya tevile kalkışan) kurtarmış olursun.

İngilizMisyoner Cemiyeti Reisi Potinkers, evinde Kaptan Mustafa Bey onuruna verdiği yemekte şunları söyler:

“… biz İngilizler Yahudilere her manasıyla düşmanız. Yahudiler ahlak cihetiyle sevilir mahlûklar değillerdir, yılana benzerler. Kurtarıcımız Hz. İsa’ya yaptıkları zulüm ve hakaret velev ki akidemizce bizim günahlarımızı afv ettirmek için taraf-ı Bâri’den mukadder olsa bile (Yani bu İlahî bir kader bile olsa) tahammül kırıcıdır. Gerçi Hz. İsa hakkında bu şekilde muamele yapılmamış olsaydı, kendisi de, Ben-i İsrail’in enbiyalarından (peygamberler) sayılacak ve Hıristiyanlık meydana çıkmayacaktı. Fakat yine Yahudiler bu hareketleriyle dünya insanlarının ahını aldılar ve onların hayatlarını alt üst ettiler. Hiçbir felaket ve musibet yoktur ki, içinde Yahudi parmağı bulunmasın. Harpler ancak Yahudi bankerlerin yüzünden zuhur eder ve Yahudiler hiçbir harpten müteessir olmazlar. Yahudiler dünyayı bir birine karıştırarak ve kapıştırarak uzaktan seyretmeyi ve o sırada külah kapmayı pek ziyade arzu ederler. Paraperest ve şahsi menfaati umumi menfaate tercih eden bu kavim nerede faaliyet ve iktidar eylerse orada büyük bir sefalet ve musibetin yüz göstereceğine hükmetmelidir. Kendi istifadelerini diğer hemcinslerinin felaketinde arayan bu hilekâr kavimle bunca peygamberler denilen ezkiya (en zeki kişiler) ve hükema (filozoflar/alimler) uğraşmışlar da bir şey yapamamışlardır. Faizin, ihtikârın (karaborsacılık) mucidi onlardır. Kuvvete karşı mazlum, fırsat bulunca da zalim ve elde ettikleri servetle cihanda gizli fırıldak çeviren bu dağınık on milyonluk elastiki kavmi Allah tarafından yeryüzünden kaldırmadıkça rahat ve sükûn görmek imkânı olamaz.”(İ.S.Sırma/Sömürü Ajanı İngiliz Misyonerleri)

Evet, hala gerek içimizde ve gerekse de dışımızdaki medyatik yalanlara ve onların ikiyüzlü ballı zehirli sözlerine inanıyor musunuz? Bu İngiliz dürbünle Yahudi’nin maskesiz halini görebildiniz mi? Hem şunu da ilave edeyim ki, görüşün iyice perçinlensin:

Allah, Âdem’e Şeytanı musallat kıldı. Cennetten ihraç oldu. Nimetleri yitirdi. Yeryüzüne indirildi. Ancak yeryüzünde de ona yine rahat yüzü gözükmüyor. Ben-i Âdem’e de yine o şeytanın çocukları olan Ben-i İsrail’i musallat kıldı. Burada da rahat ve huzur gözükmüyor. O’nun hikmetinden sual sorulmaz. Melaikenin Hz. Âdem’in hilkatindeki ileri sürdükleri soruyu bir kez daha hatırlayalım.

Tabii bu sözlerimizde takdir-i ilahi böyledir, o halde boyun büküp yapılan zulümlere razı olalım anlamı çıkarılmamalıdır. Hikmet yönü ile bu zulme baktığımızda şöyle demeliyiz: “Kader-i İlahi, hatalarımız, günahlarımız, İslamlığa olan layakdlığımız için bu musibeti veriyor. Kadere bu noktadan bakmak ve razı olmak günahtan tevbe demektir. Fakat sen ey mel’un iblis ve pis Yahudi, günahımız için değil, İslamiyet’imiz için zulmettin ve ediyorsun. Ona rıza veya ihtiyarla inkıyad etmek- neuzü billâh- İslamiyet’ten nedamet ve yüzü çevirmek demektir.

Evet, aynı şeyi – hem musibettir- Allah verir, adalet eder. Çünkü günahımıza, şerrimize zecren (zorla) ondan vazgeçirmek için verir. O şeyi aynı zamanda beşer verir, zulmeder. Çünkü başka sebebe binaen ceza verir.”(sünuhat)

O halde ey Müslümanlar ve husussan Müslümanları yöneten yöneticiler! Şunu iyi biliniz ki; Şu İsrail zulmüne sebebiyet veren hatalarımızı, şerlerimizi görmeden ve tevbe etmeden, bu zulüm, kahr, kan ve gözyaşı devam edecektir.

Buradan bir kez daha cennetmekân Sultan Hamid’e Allah razı olsun diyorum. Saltanatı kaybetme pahasına Yahudilere Kudüs’ü vermemesinin nedenini şimdi daha iyi anlıyoruz, değil mi?

Not: bir sonraki makalemiz;Gizlenen İncil’de Kudüs için: “ Ey sapık fikirli şehir!... sana öyle gazap edeceğim ki, uluslararasında bir efsane, bir alay konusu ve bir darb-ı mesel olacaksın, …sana olan öfkem yatışmayacaktır” diyen Cenab-ı Hakk’ın öfkesi ve nedeni  ilgili olacaktır. 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR