Türk gençliği nereye koşuyor? Yakın bir hatıra

2013 yılının son aylarında İsrail, İngiliz ve Fransız gençlerinden oluşan kızlı erkekli bir gurup genci yarım günlüğüne misafir ettik. Bunlar bisikletleri ile Batıdan yola çıkmış ve Hindistan’a doğru yola koyulan bir gurup maceracı gençler idiler. Ülkemizden geçerken Türk örf, adet ve kültürünü göstermek için ve döndüklerinde de ülkemiz insanları hakkında iyi kanaat edinmelerini sağlamak için kendilerini töremize uygun ağırladık, ikram ve iltifatlarda bulunduk. Sıcak çorba ve çay ikram ettik.

Bu gençler, yaklaşık kendi ifadelerine göre iki aydan beri yıkanmamış ve üst başları da hayli pis ve kirli idi. Bunları ağırladığımız salona çok bir ağır koku bastı. Çay bardaklarına varıncaya kadar, koku tüm etrafa sinmişti. Elleri kirden simsiyah kesilmiş, tırnakları bayağı uzanmış, içi kir ve pislik doluydu. Hakikaten görünümleri itici ve tiksindiriciydi. Gittikten sonra tüm odayı ve hatta çay bardaklarını da dezenfekte etmek zorunda kalmıştık.

Kendileri ile yaptığımız mülakatta, gençlerin lise ve üniversite mezunu olduklarını, macera olsun diye Hindistan’a doğru yola çıktıklarını söylediler. Anne ve babalarından bağımsız olduklarını, ebeveynlerinin kendilerine müdahale etmediklerini, kendi hayat rotalarını kendilerinin çizdiklerini de eklediler.

İşte yukarıda bizatihi yaşadığımız, “Batı gençliğinin içler acısı durumu bu”. Ne yazık ki bu behimi yaşam ve bu gençlik tipi, medeniyet adı altında yıllarca çocuklarımıza bilinçaltı olarak hedef ve örnek gösterilmiştir.

Eğitim yoluyla ekilen bu tohumlar sonunda Batıya benzer psiko-sosyal sorunlarla boğuşan bir Türkiye’yi doğurmuştur. Bu hususta psikiyatrisleri dinlediğimizde şu noktalara dikkat çektiklerini görüyoruz:

“Gerçekten gerek hastanelerde gerek muayehanelerde karşılaştığım vakalardan, ailelerin gelip yaptığı şikâyetlerden adeta toplumda bir patlama yaşandığı izlenimini ediniyorum. Özellikle de en çok bu patlama, genç kesimde oluyor. Bunun tabii birçok sebepleri var. Birincisi gençliğin özendirildiği hayatın toplumun, yüzyıllardır süren geleneklerine inancına aykırı olması. Televizyon, basın, okullardaki bazı öğretmenler ve eğitim sistemi ile empoze edilen fikir batı standartlı. Gencin ailesinden gördüğü ve toplumun getirdiği inançlar ise daha farklı. Genç bu iki etkinin arasında kalıyor. Bunalıma düşüyor. İşte o zaman gayri meşru ilişkiler, uyuşturucu kullanımı alkol salgınları, gençlik çeteleri ortaya çıkıyor. Bu, gençliğin inançsız ve hedefsiz hale getirilmesinin sonucudur.

Şu anda gençliğe Batı kültürünün "ye, iç, yaşa" felsefesi yansıtılıyor. Batı’da elbette behimi hayat yaşayan, gençlik çok. Fakat memleketi için, bilim için, çalışan gençlik te var. Türkiye'de bunu fazla göremiyoruz. Gençliğe gününü gün et felsefesinin yanında hangi yoldan olursan ol zengin ol, köşeyi dön fikri de empoze ediliyor. Genç de her yolu meşru saymaya başlıyor. Gayri meşru veya meşru yol ayırımına gidilmiyor. Şu an bunalımlı bir gençlik kitlesi oluşturulmuş durumdadır. Tabii bu gelecek için iyi bir şey değil.”

“Televizyon ve basının gençlik üzerinde çok büyük etkisi var. Artık gençler kendilerine enjekte edilen hayatı ve fikirleri savunuyorlar. Daha doğrusu fikirsizliği savunuyorlar. Hatırlarsınız bir Maykıl Ceksın gelmediği için kendini yakmak isteyen gençler oldu. Bu kadar yabancı kültürle hemhal olan gençler var. Yani kendi değerlerimiz yerine batının göz boyayıcı, aldatıcı değerlerini benimsiyorlar. Bunda da bu dediğimiz vasıtaların büyük payı var.” (Doç.Dr. Sefa Saygılı)

“İletişim vasıtalarıyla dünya küçüldü. Avrupa ve ABD’deki en küçük olay buralara intikal ediyor. Gençliğin de aradığı bu. Kendinden kopmuş, tutunacak bir şeyler arıyor. Ve batı kültür emperyalizmi denilen hadiseyi gerçekleştirerek bizim gencimizin önüne kendi örneklerini sunuyor.”

Islahat hareketi başlatan III. Selim Nizam-ı Cedid askerini kurdu. Aslında nizam-ı cedid askeri Akka’da Napolyon’u yenen askerdir. Fakat enteresandır Nizam-ı Cedid kurulduktan sonra askerin elbise tüketimi arttı. Eskiden 3-5 yılda bir elbise tüketirken o zaman senede 2 elbise eskitir oldu. Sebebi ise, Nizam-ı Cedid askerine batılı tipi dar elbiseler giydirilir. Asker ise, Müslüman’dır, namaz kılıyor ve elbise eskitiyor. Bu adam Viyanalı asker değil ki, kiliseye gidip sıralarda oturacak. Elbise bize uymadı. Milli Eğitim sisteminde de bize giydirilen elbise bize uymuyor. Orayı burayı tamir edelim demekle olmuyor. Yeni maarif sistemi, kültürümüze dayanan bir eğitim sistemi gerekli ve elzemdir.” (Prof.Dr. Fevzi Samuk)

Uzmanların bu görüşlerini Ocak 2014 tarihinde bir İlimizde yapılan şu anket ile kıyaslayalım:

“ Anketi dolduran 23 bin 164 öğrenciden 4 bin 599 ‘unun tütün, 3 bin 709’unun alkol, 614‘ünün uyuşturucu madde kullandığı saptandı. Öğrencilerin kötü alışkanlıklara başlama yaşı 13 olması durumun ciddiyetini daha da artırdı.”

“Öğrencilerden gelen yanıtlar, gençlerin nasıl batağa çekildiğini açıkça gözler önüne serdi. Anket sadece 10. Sınıflar arasında yapılırken (ki, biz yaptığımız fiili gizleyen bir milletiz)  9-12. Sınıflar da eklendiğinde söz konusu rakamların 5-6 kat artacağı iddia edildi.”  (Bursa Hâkimiyet Gazetesi)

EĞİTİME DİKKAT! Evet, gençlere nasıl bir eğitim verilmelidir? Nasıl bir müfredat gereklidir? Çünkü unutmayalım ki verdiğimiz eğitim geçlerimizi olumsuz şekillendiriyor. O halde:

 Ya kendi bin yıllık kökleri üzerine inşa edilmiş ulvi hisler ve yüksek ahlak sahibi bir “Nesl-i Cedid”, ya da tükenmiş, tefessüh etmiş, hayvani hisler ve batı ahlakını taşıyan bir Nesil!

Karar sizin! 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR