21 Ağustos 2017 Pazartesi
ROTA BURSA

Türkiye’deki olaylar ve Aslan Tavşan Hikâyesi!

Mesnevi-i Şerif, 25.700 beyitten oluşuyor ve toplam altı cilt. Bilhassa biz şark toplumları için toplumsal bir yol haritası içermektedir. Özellikle yöneticiler dahil herkesin, ders ve mesaj dolu bu kıssaları ve ibretli hikayeleri mutlaka okuması gerekir. Hatta okullarda seçmeli ders olarak konmalıdır, diye düşünüyorum. Her beyitte birçok anlam olduğundan gazete gibi okunmasını tavsiye etmiyorum. Her anlamın bir görüneni bir de daha derinde olanı var.

Beğendiğim onca cümle ve hikâye içinden en çok tavşan ve aslan hikâyesini severim. Bu hikâyenin içeriği özet olarak şöyle:

“Arslan, bulunduğu ortamda büyük bir baskı ve tahakküm kurmuş. Kendisine yönelik bir sistem ve yönetim oluşturmuş. Her şey onun dediği gibi işlemekte. Çark hep onun için dönmektedir. Diğer hayvanların aslan yanında hiçbir fikri, düşüncesi, kıymeti ve hayatının  değeri yok. Aslan Sürekli olarak avlanıyor ve ormandaki tüm hayvanları bu sebepten korkutuyor. Sonunda tüm hayvan halkı toplanıyor ve her gün aslana içlerinden bir kurban sunmaya karar veriyorlar. Arslan sonunda bu öneriyi kabul ediyor.

Bir süre hayvanların her gün birini kurban vermeleri devam ediyor ve sıra tavşana geliyor. Can korkusuyla kafası daha iyi çalışan tavşan, sonunda aslana bir oyun etmeye karar veriyor. Arslanın yanına geç kalarak varıyor. Diyor ki “yolda bizi bir arslan harap etti, gelmemizi geciktirdi, size geldiğimi söyleyince “seni de şahını da pençemle yere sererim” dedi. Beni de bunu iletmem için gönderdi.” Arslan çok sinirleniyor ve tavşanının oyununa geliyor. “Beni ona götür” diyor. Tavşan, arslanı bir kuyu başına getiriyor. Kuyuya bakan aslan ise hem tavşanı hem de kendi yansımasını görüyor. Aklı tavşanı değil de düşmanı algılayınca kendi ile savaşmak için kuyuya atlayıp can veriyor.”

Bu hikâyede bir çok mesaj yüklü: Bunu ülkemizdeki on yıllardır verilen yönetim kavgalarına uyarlamak mümkün. Senaryoyu biraz da detaylandırarak şayet günümüze uygularsak: Bir defa Aslan’ın yerine meselâ “baskıcı” yönetimi koyabiliriz. Yıllardır keyiflerine göre ülkeyi yönetmiş ve sonunda çoğunluktan beslenmiş mutlu bir azınlık grubun etrafında dönen bir idare şekline, “aslan yönetimi” çok güzel oturuyor, değil mi? Hayvanların yerine de bu ülkede yaşayan, şimdiye kadar vatandaş muamelesini pek görmeyen  “halkı” koyabiliriz. Tavşan yerine de nihayet sonunda halkın içinden çıkmış, “yeter söz milletindir” diyerek kelleyi koltuğuna alarak ortaya çıkan birisini yani “RTE”yi koymak mümkündür. İçeriğini ve detaylandırmayı yakın tarihe bakarak senaryolaştırabilirsiniz. Böylece bu ülkedeki suni kavgaların da nedenini öğrenmiş olabilirsiniz.

Meselâ şu çok manidar değil mi: tavşana sıra gelinceye kadar, bütün hayvanlar aslanın tahakküm ve boyunduruğunu adeta bir “kader” gibi algılayıp razı oluyorlar. Hiçbir karşı gayret ve mücadele içinde değiller. “Tahakküm ve baskıdan” kendilerine düşen kısmete razı oluyorlar. Halbuki insanın iradesini sarf etmesi, lazım gelen tedbiri alması, cehd ve gayrette bulunması da yine “kader” dâhilindedir. İşte hayvanlar yanlış anladıkları tevekkül ciheti ile aslanla anlaşarak zulüm ve belaya boyun bükmüşler. Hadi onlar hayvandı. Ya tevekkülü onlar gibi anlayan ve yıllarca içten ve dıştan kendilerine vurulmuş “baskı zincirine” karşı hiçbir mücadele ve mücahedede bulunmayan, kaderine razı olan insanlara ne diyelim?

Tevekkül mücadele ve gayret gösterdikten sonra neticeyi Allah’tan beklemektir. “İnsan için çalıştığından başkası yok” (Necm 29). Evet, sen çalışır ve gayret gösterirsen elbette ki karşılığını Hz. Allah verecektir.

İşte uzun yıllar sonra birisi aslana karşı ortaya çıktı. Nasıl ki, aslan dış (ceberutları, firavunları, nemrutları..vb.) ve iç tahakkümü (nefis ve şeytanı) temsil ediyorsa , tavşan da; “akl-ı meadı”  yani tahakküm ve baskıya karşı koyan “aklı, kalbi, vicdani, insani ve İslami duyguları, ulvi hisleri” temsil ediyor.

Akıl diyor ki; arkadaşlar siz aslana nisbetle beni çok küçük ve hakir görüyorsunuz. Hâlbuki ben yapacağım hamle ile onları kendi tuzaklarına düşüreceğim. Siz onları çok güçlü ve kudretli görebilirsiniz, aslında hakikat nazarında onların gücü örümcek ağı gibi zayıftır. Yeter ki siz “Hakta” ittifak ediniz. Onların dünyaları zulme ve haksızlığa dayandığı için en ufak bir sebat ve dik duruşta köpük gibi eriyip gidecektir… bu ve benzer dersleri kıssayı iyi tahlil ettiğimizde görmek mümkün.

Hem şöyle bir müjde de var bu kıssada:

 Nemrut ve firavunlar ne kadar güçlü ve kuvvetli olursa olsunlar, sonunda yokluğa mahkûm olacaklar. Ve yine de ki: "Değişmeyen gerçek geldi, sahte ve tutarsız olan yıkılıp gitti; zaten sahte ve tutarsız olan er geç yıkılıp gitmek zorundadır!"( isra 81) 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR