21 Ağustos 2017 Pazartesi
ROTA BURSA

Akıl ve akıllı olmak

Cenabı hak insanı fiziki görünüm ve düşünce bazında en güzel bir surette yaratmıştır. Yaşadığımız dünya da çevremize şöyle bir nazar ettiğimizde, canlı ve cansız varlıklar içinde insanoğlundan daha değerli bir varlık göremeyiz. Hatta tüm insanlık âlemi içinde, her insan tek tek ayrı bir değerde ve güzelliktedir. Bundan dolayıdır ki dünya kurulduğundan bugüne kadar gelmiş geçmiş milyarlarca insandan hiçbiri tıpkısının aynısı değildir. Bazı insanlar diğerine şeklen benzese bile aynısı değildir.  Onun için yaratıcı en büyük emaneti insanoğluna yüklemiş, daha doğrusu insanoğlu yüklenmiştir. Bu sebeple insanı değerli kılan şeyde akıldır. Literatürdeki akıl denen nesneyi insanlar tam kavrayamadığı içinde kesin bir tarifi yapılmamıştır. Her bilgin aklı kendi penceresinden tarif etmiştir.

Bu tarifleri şöylece özetleyebiliriz.

“Akıl; duyu organları aracılığı ile kendine ulaşan bilgileri değerlendirerek, iyi ile kötüyü, faydalı ve Zaralıyı birbirinden ayırabilen, kavramlar ve fikirler arasında kıyaslamalar yapabilen, varlıkları her türlü amaç ve ihtimal noktasında inceleyip ortaya doğru ve inanılır ve sınırlı bilgiler koyabilen, kendisine ışık tutacak sağlam bir inanç kaynağından aldığı güçle, varlık âleminde güzel ile çirkini, faydalı ile zararlıyı bulabilen zihni bir kuvvettir. İslam bilginleri çeşitli eserlerinde ise aklı; iyiyi kötüden ayırt edip, iyi olanı yapma ve kötü olandan kaçınma gücü” anlamında kullanmışlardır. İmamı Gazali gibi bazı âlimler aklı; iyiyi kötüden ayıran bir meleke, doğuştan insan zihninde var olan zorunlu bilgiler” şeklinde tanımlamışlardır.

Akıl; denen varlık gözle görülmediği ve sadece eserleri ile hissedildiğinden, materyalist dünyada bu iş üzerinde çalışma yapan bilim adamları da, zihinlerindeki kemikleşmiş madde penceresinden yorumlarını yapmaktadırlar. Onun için İslam bilginleri aklı tarif ederken Allah – Vahy ve akıl üçgenini birlikte düşünmektedirler. Bu üçayaktan birisi noksan olduğunda akıl denen nesnesinin hayatımızın her anında müspet bir kılavuz olmayacağını ifade etmektedir.

Materyalist düşünürlerde, sadece sonuçla yani aklın dünyadaki eserleri ile meşgul olduklarından, onu her konuda ilahlaştırma durumunda kalmaktadırlar. İnsan aklının her şeyi kavradığına, olayların sebep ve sonuçlarının sadece aklın eseri olduğunu iddia etmektedirler.

Sonradan Müslüman olan Fransız düşünür Garaudy “Aklın insana bir lütuf olduğunu belirtirken, kusursuz aklın, sebepler ve sonuçları araştırmanın yanında, her şeyde Allahın varlığının ve eserlerinin işaretini, ayetini görmesi gerektiğini belirtir.”

Biz dış dünyayı ve bu dünyada var olan milyonlarca nesneyi duyularımızla algılarız. Her duyu organımız eşyanın rengini, sertliğini, yumuşaklığını, ısısı vs. gibi özellikleri tek başına algılayamaz. Organlarımızın dış dünyayı algılamasında akıl bir pencere gibidir. Eşyayı ancak o pencereden baktığımızda görebiliriz. Ancak sadece pencereden bakmakla eşya görülmez. Onun için İmamı Gazali “Akıl göz gibidir; Kuran ışık gibidir. Işık olmazsa göz görmez ve gerçek doğruyu bulamaz” der.

Dini kaynaklarımıza göre insanoğlu yaratılmadan önce akıl yaratılmıştır. Hz. Peygamberin (SAV) bir hadisinde : “Allahın yarattığı ilk şey akıldır. Allah onu yaratınca, dön bana dedi. Oda döndü. Sonra da ona; Geri dön buyurdu, oda arkasını döndü. Sonra Cenabıhak “İzzet ve celalime and olsun ki, senden daha şerefli bir şey yaratmadım. Seninle alır, seninle veririm; seninle mükâfatlandırırım. Seninle cezalandırırım.” buyurdu. Bu hadisi şerifi incelediğimizde akıl denen nimetin cenabı hakkın istediği şekilde hareket etmesi gerektiğini açıkça görülür.

Eski yunan felsefesinde akıl insan ilişkisi, islamın akıl anlayışından farklıdır. İslam anlayışında akıl bir fiildir, bir sonuçtur. Ancak batı anlayışında; insan ve akıl fail makamına yükseltilmiş, bunun sonucu olarak da, insan yaptıklarından sınırsız derecede sorumsuzdur. Onun içindir ki aklın hükmettiği her şey mubah sayılmış, akıl ve insana mutlak fail gözüyle bakılmıştır. Bu düşünce tarzı ise aklı ve insanı tanrılık makamına yükseltir. Yunan batı tasavvurundaki bu anlayış “homa homini deus” insan insanın tanrısıdır” şeklinde formüle edilmiştir. Onun içindir ki batı toplumları hâşâ “insanlaştırılan tanrılar ile tanrılaştırılan insanlar” arasında kalmış, yaradılış amacından uzak tedirgin ve mutsuz toplumlar haline dönmüşlerdir.

Günümüzde ise insanın yüksek kapasitede ve son derece donanımlı olduğunu, zeki işler yaptığını, teknolojik alanda birçok başarılara imza attığını söyleyebiliriz. Ama modern insan akıllı değildir. Akıllı olsaydı dünyamızdaki küresel düzeyde haksızlıklar, aşklar, savaşlar ve çevre felaketleri olmazdı. Ekolojik denge bu şekilde tahrip edilmez, canlıların hayatları tehdit altına girmezdi. Modern çağ insanı akıllı olsaydı, insanlık birbirinin cellâdı olmazdı. Daha fazla insanı ve canlıyı öldürebilmek için, atıldığında milyonlarca insanı yok edebilecek, sakat bırakabilecek, silah sanayi üzerinde akıl yürütmez, teknolojiyi şeytanın emrine vermezdi. Kuranı Kerimde 49 yerde akıl kelimesi geçer. Bu yüzden akıl önemlidir. Onu iyi kullanmak daha da önemlidir.

Akıl, kendi başına yol gösterici olamaz, kendisini besleyen bir kaynağa ihtiyacı vardır. Bu kaynak İse Kuran-ı kerimdir.(Vahy’dir) Vahye dayanmayan akıl eninde sonunda tökezler ve sahibini uçurumun dibine de getirebilir. Bazen, istenen her şeyin aklın gereği olduğunu düşünürüz. Hakikatte ise bu istek nefisten gelir. Müslüman çoğu zaman akıl ve nefsin isteklerini ayıramadığı için büyük hatalara düşmektedir. Günahla sevabı, hak ve batılı görememektedir. Bu durum bir akıl tutulmasıdır. Bir defa akıl tutuldu mu, artık onu prangalardan kurtarıp, doğru düşünceye sevk etmek çok zordur. Ne yazık ki çağımızda akıl bu bağlardan kurtulayım derken, yeni bir esaret zincirine de girebilir. Bu itibarla Müslüman “ vahyin rehberliğinde akıl” formülünü nazara alır. Ne akıldan vazgeçer nede vahyden.

Hz. Mevlana’nın dediği gibi ; “ anlat ama akıl vermeye kalkma, anlatılanları iyi dinle, ama hepsini doğru sanma. Sessiz kalmak bir şey bilmediğin anlamına gelmediği gibi, çok konuşmak da çok şey bildiğini göstermez. Herkesi kendine eşit gör. Bir insanı küçümsemek akılsızlık, çok büyük görmekte korkaklıktır. Cesaret akıldan gelirse cesarettir. Bilgisizlikten gelirse cehalettir”.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR